Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ASPİRİN EDEBİYATI

Durali Doğan

15 Eylül 2010, 17:37

Durali Doğan

ASPİRİN EDEBİYATI
 
 Yerel kültüre ve dolayısıyla Türk kültürüne, edebiyatına, folkloruna yıllardan beri karınca kararınca hizmet etmeye çalıştım, bu yolda çalışmama da devam ediyorum.
  En büyük amacım; Milli Kütüphane Arşivi’ne kazandırdığım on dört kitabın üzerine kitap eklemek,  gelecek nesillerin faydalanacağı kalıcı eserler bırakmaktır.
 Yetenekli insanlarımızdan istifade ederek herkesi kapasitesi, becerisi istikametinde değerlendirmeliyiz.
 Yozgat kültürüne hizmet nıktasında günübirlik uğraşlar olabileceği gibi, kalıcı olarak düşündüğümüz hizmetlere de kültür adamları olarak imza atmak, çalışmalarımızı ebedileştirmek, araştırmalarımı kütüphanelere kazandırmak mecburiyeti içerisinde olduğumuzu da unutmayalım.
 Bu yolda gayret gösterenlere ve hizmet ettiği iddiasında bulunan değerli gönül dostlarına hatırlatmak istediklerim var.
 Yozgat’ta artık “Aspirin Edebiyatı “ yapmaktan vazgeçmeliyiz. Bir insan düşünün ki her gün başı ağrıyor. Yanında hiç eksik etmediği bir kutu Aspirini var. Ne zaman başı ağrısa bir Aspirin yutuyor. Yarım saat sonra başı yine ağrıyor. Bu insanın baş ağrısına Aspirin iyi gelse yarım saat sonra tekrar başı ağrır mı? Ağrımaz. Bu kişinin yapacağı ilk iş bir uzman doktora gidip başının neden ağrıdığını öğrenmesi gerek mez mi!
 Yozgat’ta, Yozgat kültürüne iyi niyetli olarak hizmet ettiği iddiasında bulunanlar da böyle yapıyor.
 “Yozgat’ı geçmişi ve geleceğiyle tanıtmaya çalışıyoruz” diyen değerli gönül dostlarından kaç kişi “araştırmacı- yazar- gazeteci” olarak kaç araştırmaya imza attı, kaç adet araştırma kıtabı yayınladı?
 Olanlara sözüm yok.
  Ortaya koyduğu kaç adet araştırma mahsülü bir kitabı vardır? Araştırmadan, araştırmacı- yazar olmak “Aspirin yutup baş ağrısını ertelemek” kadar bağışlasınlar beni kolaycılık değil mi!
 Bu eleştirim şiir yazanlara, saz çalıp aşıklık yapanlara değil. Onların işi o. Bu eleştirim kendisini araştırmacı- yazar sınıfına koyup, kütüphaneye selam vermeyenlere, hayatında ”arşiv” nedir bilmeyenleredir.
 Bahse konu olan araştırmacılarımızdan bu halk çok şeyler bekliyor. Halkımız”Şairlerin, ozanların yapamadıklarını kıvrak kalemleri ile bu kişiler yapabilir” gözüyle bakıyor onlara. Ama nerde!
 Ya biz ne yapıyoruz:
  Kültür evciliği oynuyoruz. 
 Eee canım bir şiirle her şeyi fethediyor, cebimizde bir kalem bir kağıt, ona buna verip veriştiriyor, zaman zaman en asli görevimizi terk ediyor, sanki çok önemli bir çağrı yapıyor gibi sanki başka yapılacak işimiz yok gibi barış elçiliğine soyunuyoruz.
 Akşam evinde oturup çay içtiğimiz iki aile, iki komşu arasında olan üzgünlükleri, kırgınlıkları, ertesi günü ya kapı kapı geziyor anlatıyor, ya da belediye ses yayın cihazından ilan ediyoruz. Veya oturup güya gazeteci olarak köşemizde akıl veriyoruz.
Gazeteci olmak. Kültür adamı olmak... “Adam gibi adam olmak”  memleketin sorunlaryla ilgilenmek... Bütün bunlar güzel ama her gün köşesinde dedikodu yapmak hiç de güzel değil. Falancanın üç eşeğini, beş keçisini hesap etmek ama hiç değil.
 Bu bize yakışmaz. Cahil insan oturur dedikodu yapar, konuşur durur. Çünkü o insanın başka yapacak işi yok., Sermayesi o.
  Bu yetkiyi kimden aldın diye sormazlar mı adama!  O zaman ne cevap veririz acaba! Kültür adamının dedikodu ile geçirecek zamanı var mıdır? Ben hayatım boyunca öyle boş bir zaman bulamadım, hala o boş zamanı aramakla meşgulüm.
 Eee ne diyelim, araştırmacının önünde planları yoksa, araştıracağı bir konu yoksa, kültür adına gerçekleştireceği projeleri yoksa, bir eser ortaya koyma kaygısı ve mesuliyeti yoksa tabii ki günü birlik işlerle uğraşmaktan, telif eser bırakmaya vakit ayıramayacaktır.
 Bu sözüme kimse alınmasın: Zaman beni haklı çıkaracak ve o gönül dostları;
 -Eyvah zamanı boşa geçirmişiz. Şu kadar yıl kaçtık, göçtük neler yaptık neler ama ardımızda bir iz bırakmadık, diye dizlerine vuracaklardır.
 Kültürümüzün her dalı, her basamağı, her hecesi, her zerresi benim için önemlidir. Cennet vatanımızın her taşının, her bir karış toprağının aziz olduğu kadar mukaddestir.
 Şairimiz, ozanımız, aşığımız, yazarımız, bestekarımız, hattatımız hepsi bizler için büyük değer taşımaktadırlar.
 Yozgat’ta olduğu gibi, Sorgun’da hemen aklıma gelmişken adını söyleyebileceğim SOYAŞAD yönetim kurulu üyesi şairlerimizden Hacı Yiğit, M. Ali İlbaş ve Hüseyin Adak kendi kıt imkanlarıyla yayınladıkları güzide eserleriyle tarihe not düşmüş, iz bırakmış olmanın hazzını tadan değerli gönül dostlarıdır. Bu yolda eser veren daha başkalarını da sayabiliriz. Hepsini kutluyorum.
 Darısı dedikoduyu bırakıp eser vermelerini beklediğimiz diğer gönül dostlarına olsun.
 Netice olarak kültürümüze, edebiyatımıza gece gündüz hizmet ettiğini iddia edenlerin de yapacağı, gücünün yettiği, yeteneğinin elverdiği önemli vazifeler vardır.
 Herkes vazifesini bilmeli. Söz yerindeyse “sakalı yerine koymalı”dır.
 Yineleyerek yazımı bitiriyorum:
 Milli Kütüphane arşivinde 14 adet kitabı olan bir eğitimci olarak diyorum ki;“Aspirin Edebiyatı” anlayışıyla kültürümüze hizmet edilmez. Ettiğini sananlar sadece gönül eğlendirmiş olurlar.
Bu anlayışta olanlar “boş sahana kaşık salladıklarını” gün batarken anlayacaklardır.
Uzayda dolaşarak kültürümüze hizmet ettiğini sananlar, sadece “nefislerini körlemiş” olurlar.”
Kendilerine “ikindi güneşi tesirinde” ömrü kısa olan bir unvan yakıştırmaktan öteye gidemezler.
Bu yazı bir dost nasihati…

Bu haber 2011 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN