Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

VATAN ŞAİRİ MEHMET AKİF

VATAN ŞAİRİ MEHMET AKİF




VATAN ŞAİRİ MEHMET AKİF

(3 Perdelik Piyes)

DURALİ DOĞAN


BİRİNCİ PERDE


SAHNE- 1

  (Mehmet Akif'in Ankara'ya gidişinde kaldığı Tacettin Dergahı. Karşı duvarı iki uzun pencere bölmekte. Semaver, duvarda kuran, tüfek ve kapı tarafında post asılı. Uzun bir sedir. Yer minderi ve sehpa. Hanımı İsmet Hatun Kur'an okurken, Mehmet Akif'te masada şiir yazmakla meşguldür.)
 M. AKİF - (Başım kaldırır) Hey gidi dünya. Babam Mehmet Tahir Efendiyle, annem Emine Şerife Hanım bu dünyadan göçeli az da olmadı babam öldüğünde ben 14 yaşındaydım. Temiz Tahir Efendi derlerdi. Yozgatlı Mahmut Efendi'den ders gören ve icazet alan rahmetli. Fatih müderrisi olarak ilime hizmet etti.  Babam hem babam, hem de hocamdır. Ne biliyorsam kendisinden öğrendim. Annem ise Emine Şerife Hanım. Buhara'dan göç ederek Anadoluya yerleşen bir aileden olan ve Yozgat'ta doğan Emine Şerife Hanımdır. Annem tam manasıyla İslam Türk kadını idi. Sağlam seciyeli, ince hisli, yüksek ruhlu, itikadı bütün bir müslümandı.
 (İsmet Hatun Kur'an'ı kapatır dinler)
 Babam 1873 yılında dünyaya geldiğimi söylerdi. İlk tahsilimi Fatih'teki mahalle mektebinde yaptım. Sekiz şaşından sonra da babamla Fatih Camiine gitmeye başladım. (Gülümser. Kalkar.) Babam namaza durunca nasıl da koşardım hasırlar üstünde.
  İ. HATUN - Yıllar ne çabuk geçiyor Akif Bey.
 M. AKİF - Evet Hatun... Sonra Rüştiye'ye girdim. Rahmetli babamdan öğrendim Arapça ve Farsçayı. Leyla ile Mecnun okuduğum ilk kitaptı. Rüştiyeyi birincilikle bitirdim. Sonra memurluk. Tahsil hayatımda iki büyük felaket belimi büktü. Babamın ölümü ve evimizin yanması. Şiir merakım küçük yaşlarda başladı. Ve hala yazıyorum. (Durur).
 İ. HATUN - Niye durdun?
 M. AKİF - Seninle evlendiğim günü ve geçen günleri hatırlamağa çalışıyorum.
 İ. HATUN - 1898 yılında kurduk yuvamızı.
 M. AKİF - Evet doğru Hatun, ilkine Cemile, sonra Feride ve Suat. İbrahim Naim bir buçuk yaşında öldü. Sonra Emin ve Tahir oldu. Altı öz evladımı Asım kadar sevmedim, sevemedim Hatun.
 İ. HATUN - Asım hangisi?
 M. AKİF - Benim manevi oğlumun adı. Şu gördüğün Türk gençliğinin her ferdi benim Asım'ımdır. Asım'ı "ömrüm boyunca gecenin karanlığından, sabahın aydınlığına kavuşturmak için çırpındım." (Saatine bakar) Düşünceye daldık. Az kalsın işime geç kalıyordum. Vazifeye zamanında gitmek lazım, (İ. Hatun Duvardaki asılı fesini ve çantasını getirir. Takkeyi çıkararak fesini giyer) işime gecikmeyeyim. Dönüşte Sırat'ı Müstakim dergisine uğrayıp yeni yazdığım şiirimi vereceğim.
 İ. HATUN - (Kapıya kadar uğurlar) Ey mütevazi insan. Vatan şairi. Bu büyük millet için aşk, heyecan ve ümit dolu şiirlerini kaleme aldığın bu mukaddes yuvana sağlıcakla dön. (M. Akif çıkar)
(İ. Hatun masadaki kitap ve defterleri düzenlerken Akif Beyin yeni yazdığı bir şiirini süzer. Şiir fondan Akif beyin sesiyle verilir.)
 ÇOCUKLARA
 Ne odunmuş babanız: olmadı bir baltaya sap!
 Ona siz benzemeyin, sonra ateştir yolunuz.
 Meşe halinde yaşanmaz, o zamanlar geçti;
 Gelen incelmiş adam devri, hemen yontulunuz.
 Ama dikkatli olun: Bir kafanız yontulacak;
 Sakın aldanmayın: incelmeye gelmez kolunuz!
 (Nevzat Ayas adlı bir aile dostu girer)
 N. AYAS - Üstat evde mi?
 İ. HATUN - Hayır Nevzat bey. Dairesine gitti.
 N. AYAS - Bir haber duydum da. Hakikat mi diye üstattan soracaktım.
  İ. HATUN - Hayırdır inşallah . Ne ola Nevzat Bey?
 N. AYAS - Üstadın müdürünü işinden atmışlar.
 İ. HATUN - Atmışlar mı?
 N. AYAS - Evet. Ben de dergide öğrendim. Arkadaşlar söyledi.
 İ. HATUN - Akif bey böyle bir şey söylemedi. Daha biraz önce her zaman ki gibi işine gitti.
  (M. Akif girer. Çantayı masanın üzerine sinirlice bırakır.)
 M. AKİF - Selamünaleyküm.
 N. AYAS - Aleykümselam.
 İ. HATUN - Niye tez döndün bey?
 M. AKİF - Müdür yardımcılığından istifa ettim de onun için.
 N. AYAS - Müdürünüzün de istifa ettiğini duyduk. Demek doğruymuş.
  M. AKİF - Ne istifası kardeşim. Haksız vere işinden attılar adamı.
  N. AYAS - Müdür işinden atıldı diye sen niye sinirlenirsin. Onun işten atılması seni ne ilgilendirir?
 M. AKİF - (Kızar ve bağırır) Nasıl! Nasıl ilgilendirmez kardeşim. Bana değmeyen yılan bin yıl mı yasasın. Bir gün beni de sokmaz mı? Benim derdim seni, senin derdin ötekini
ilgilendirmez mi? Böyle düşünen beyinler, felsefeler yerin dibine batsın. Ben böyle düşünmüyorum.
 Doğduğumdan beri aşıkım istiklale
 Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale.
 Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum;
 Kesilir belki fakat çekmeğe gelmez boynum.
 Kanayan bir yara gördü mü yanar ta ciğerim.
 Onu durdurmak için çifte yerim, kamçı yerim.
 Adam. Aldırma da geç git diyemem, aldırırım,
 Çiğnerim, çiğnenirim Hakkı tutar kaldırırım.
 (Kapı vurulur, İsmet Hatun dışarıdan bir mektup getirir.  M. Akif mektubu sessizce okurken, mektup fondan yüksek sesle verilir.)
 Muhterem Akif Bey.
 Türk'ün öz yurdu parçalanmak üzeredir. Düşman her |bastığı yerde göz yaşı selleri akıtarak ve alev bulutları yükselterek Anadolu'nun kalbine doğru ilerlemektedir. Bunun yanında Konya'da ise halk tahrik edilmektedir, isyan çıkması muhtemeldir. Halkın senin vaazına, nasihatine, haykırmana ihtiyacı vardır. Bu milletin, bu vatanın şairi iseniz görev başına geçiniz. Hürmetler efendim.
                                                                                                                     Eşref Edip Bey...
 M. AKÎF - (Düşünceli... Durur... Gülümser) Her şeyim vatana kurban olsun. Genç kızın çeyizi, din adamının duası, şairin mürekkebi, köylünün hasadı ve sabanın demiri vatan içindir. (Hanımına) Hemen yol hazırlığı yap hatun. Konya'ya, oradan Kastamonu'ya geçeceğim. Anadolu'yu köy köy, şehir şehir, bucak bucak dolaşacağım:
 Madem ki Hakk'ın bize vaadettiği haktır.
  Şarkın ezeli fecri yakındır; doğacaktır.
 N. AYAS - Hemen yarın mı gideceksin üstat?
 M. AKİF - Evet aziz dostum. Yarın bile geç olabilir.
 Bir zamanlar bizde millet, hem nasıl milletmişiz.
 Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz.
 Altı yüz bin can gider, milyonla iman eksilir.
 Kimseler görmez, gören sersemde Allah'tan bilir.
 Göster Allah'ım, bu millet kurtulur, tek mucize.
 Bir utanmak hissi ver, gaip hazinenden bize!..
 N. AYAS - Amin! Tarih yine tekerrür mü edecek dersin üstat?
 M. AKİF - Geçmişten adam hisse kaparmış.  Ne masal şey.
  Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?
  "Tarih"i tekerrür diye tarif ediyorlar;
  Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

IŞIKLAR SÖNER

SAHNE - 2

 (Bir gün sonra. Dekor aynı. Mehmet Akif ve Hanımı sofrada yemek yerken perde açılır.)
 M. AKİF - (Şiir fondan okunur)
 Geçenler varsa İslam'ın şu çiğnenmiş diyarından.
 Şu yüz binlerce yurdun, kanlı zairsiz mezarından.
 Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım.
 Elemim bir yüreğin karı değil paylaşalım.
 (M. Akif kaşık elinde durur. Düşünceli ve dalgın)
 İ. HATUN - Yemeğin soğudu bey.
 M. AKİF - Anadolu'yu dolaşıyor ve hayal ediyorum. Bu büyük millet kurtulacaktır. Fakat bu aziz topraklarda çok kan dökülecek. Bunu düşündükçe fasulye aşı boğazımdan aşmıyor Hatun. (Bir kaşık alır. Kapı vurulur. Bir görevli memur mektup getirir)
 GÖREVLİ - Mehmet Akif Bey siz misiniz?
 M. AKİF- Evet benim. Buyurun bir şey mi söyleyeceksiniz.
 GÖREVLİ - Bir mektup getirdim efendim.
 M.AKİF - (Mektubu sessiz okur. Yüzü asılır) Seni buraya gönderene git söyle. Bu gidiş devam ettikçe beni susturamazlar. Ben fasulye aşı yemeğe razı olduktan sonra kimseden korkmam.
(Görevli çıkar. M. Akif ağır ağır masaya doğru ilerler. Yazdıklarını alır) İşte vatan eserlerim. Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakk'kın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım, Gölgeler... Hep vatan eserlerimdir. Bunlar bir neslin kitabıdır. Bu nesil, cepheden cepheye koşan, yalınayak Kafkasya'yı boylayan, baş açık Sina'yı tutan, memleketi için her fedakarlığı
göze alan. bilgili, gururlu, faziletli, becerikli, başarıcı. Aslan yürekli nesil.
 Asımın nesli diyordum ya... Nesilmiş gerçek!
 Yurdunu düşmana çiğnetmedi... Çiğnetmeyecek!
 Bembeyaz saçları katranlara batmış dedeler.
 Göğsü baltayla kırılmış memesiz valideler!
 Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere!
 Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!
 Medeniyet denilen maskara mahluku görün,
 Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün!
 (İhtiyar köylü oğlunun elinden tutmuş vaziyette telaşlı telaşlı içeri girer. İhtiyarın üstü başı perişan, oğlunun ki ise toz ve samandır)
 İHTİYAR - (M. Akif in dizlerine kapanır) Akif Bey. Şairim, ne yapam bana bir akıl ver. Hele bir oğul yetiştirdim, evde saklanır cepheye gitmez. Aha samanlıktan çıkardım. Aldım, geldim yanına. Elimden bir şey gelmez. Orda vatan kan ağlıyor, burada benim yüreğim. Söylesene ne diyorsun bu işe?
 M.AKİF- Geleceği karanlık görerek azmi bırakmak.
 Alçak bir ölüm varsa, eminim budur ancak.
 Dünyada inanmam, hani görsem de gözümle.
 İmanı olan kimse gebermez bu ölümle.
 Ey dipdiri ölü! iki el bir baş içindir.
 Davransana... Ellerde senin, başta senindir.
 His yok, hareket yok, acı yok. leş mi kesildin.
 Hayret veriyorsun bana, sen böyle değildin.
 (Genç çökmüş vaziyette ağlamağa başlar. Gittikçe hıçkırıkları yükselir. Pişmanlık içindedir.)

 

 Sahipsiz olan memleketin batması haktır.
 Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.
 (Delikanlıyı omzundan tutarak kaldırır.)
 Bu yüzler ölüme hazırlanan, ölüme meydan okuyan insan yüzüne benzemiyor. Destan devrinin sona erdiği bir devirde Anadolu bozkırlarına, cihan tarihine geçecek yeni bir destan yazacak güçte değil misin? Bir avuç mazlum Türk'ün destanını sen yazacaksın delikanlı. Tarihin en çetin savaşı seni bekliyor. Şu sözümü unutma:
 Canlı bir iz bırakmışsan yeryüzünde silinmez.
 Ölsen de sırtında taşır, seni toprağın altı.
 (M. Akif duvarda asılı mavzeri genç'e verir. Silah ve top sesleri. Genç, Mehmet Akif in ellerine sarılır. Babasının elini öper.)
 GENÇ - Büyük suç işledim. Gaflet uykusundan yeni uyandım. Bağışlayın beni. Sen dur büyük vatan Şairi, istiklal destanını süngümle bizzat yazmak için Allah'a, Kuran'a,
silaha yemin olsun. Şehitlerim ve gazilerim emin olsun.
 İHTİYAR - (Cenk Sarkısı adlı şiiri okur.)
 "Yurdunu Allâh'a bırak, çık yola:
 "Cenge!" deyip çek ki vatan kurtula.
 Böyle müyesser mi gazâ her kula?
 Haydi levend asker, uğurlar ola.

 "Ey sürüden arkaya kalmış yiğit!
 Arkadaşın gitti, yetiş sen de git.
 Bak ne diyor, cedd-i şehîdin, işit :
 "Durma git evlâdım, uğurlar ola.

 "Durma git evlâdım, açıktır yolun…
 Cenge sıvansın o bükülmez kolun;
 Süngünü tak, ön safa geçmiş bulun
 Uğurun açık olsun, uğurlar ola.

 "Yerleri yırtan sel olup taşmalı!
 Dağ demeyip, taş demeyip aşmalı!
 Sendeki coşkunluğa el şaşmalı!
 Haydi git evladım, uğurlar ola.

 "Yükselerek kuş gibi Balkanlara,
 Öyle satır at ki kuduz Bulgar'a:
 Bir daha Osmanlı'ya güç sırtara!
 Git de gel evlâdım… uğurlar ola.

 "Düşmana çiğnetme bu toprakları;
 Haydi kılıçtan geçir alçakları!
 Leş gibi yatsın kara bayrakları!
 Kahraman evlâdım, uğurlar ola.

 "Balkan'ı bildin mi nedir, hemşeri?
 Sevgili ecdâdının en son yeri.
 Bir sıla isterdin a çoktan beri
 Şimdi tamam vakti… uğurlar ola

 "Balkan'ın üstünde sızan her pınar
 Bir yaradır, durmaz içinden kanar!
 Hangi taşın kalbini deşsen: mezar!
 Gör ne mübârek yer… uğurlar ola.

 "Eş hele bir dağları örten karı:
 Ot değil onlar, dedenin saçları!
 Dinle: Şehit sesleridir rüzgârı!
 Durma levend asker, uğurlar ola.

 "Ey vatanın şanlı gazâ mevkipi,
 Saldırınız düşmana aslan gibi.
 İşte Huda yâveriniz, hem Nebî.
 Haydi gidin, haydi, uğurlar ola.
  Mehmet Akif Ersoy

GENÇ - ("Ordunun Duası" adlı şiiri okur.)

 ORDUNUN DUASI

 Yılmam ölümden yaradan, askerim
 Orduma, "gazi" dedi Peygamber'im.
 Bir dileğim var, ölürüm isterim:
 Yurduma tek düşman ayak basmasın.

 Amin! desin hep birden yiğitler,
 "Allahu ekber!" gökten şehitler.
 Amin! amin! Allahu ekber!

 Türk eriyiz, silsilemiz kahraman...
 Müslümanız, Hakk'a tapan Müslüman.
 Putları Allah tanıyanlar, aman,
 Mescidimin boynuna çan asmasın.

 Amin! desin hep birden yiğitler,
 "Allahu ekber!" gökten şehitler.
 Amin! amin! Allahu ekber!

 Millet için etti mi ordum sefer,
 Kükremiş arslan kesilir her nefer,
 Döktüğü kandan göğe vursun zafer,
 Toprağa bir damlası boş akmasın.

 Amin! desin hep birden yiğitler,
 "Allahu ekber!" gökten şehitler.
 Amin! amin! Allahu ekber!

 Ey Ulu Peygamberimiz nerdesin?
 Dinle minaremde öten gür sesin!
 Gel, bana yar ol ki cihan titresin,
 Kimse dönüp süngüme yan bakmasın.

 Amin! desin hep birden yiğitler,
 "Allahu ekber!" gökten şehitler.
 Amin! amin! Allahu ekber!
  Mehmet Akif Ersoy
 (Genç, Mehmet Akif in ve babasının ellerini öperek cepheye koşar.)

IŞIKLAR SÖNER

BİRİNCİ PERDENİN SONU

İKİNCİ PERDE

 
 (Kastamonu Nasrullah Camii. Solda Minber. Duvarda Allah ve Muhammet levhaları asılı. M. Akif vaaz etmekte)
 M. AKİF - Ey Cemaati Müslimin. Şu anda çok sevinçliyim. Bugün Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Şark ordumuzun büyük zaferle Kars'a girdiği haberini aldık. O heyecanla minbere çıktım. Müslümanlar! Sakın milli hareket aleyhinde olanların sözlerine kulak asmayın. Çünkü onlar halkımızı köle haline getirmek istiyorlar. İçimizde yer yer çıkan isyanlar hep melun düşmanların parmağıyla olmuştur. Allah rızası için aklımızı başımıza toplayalım. Çünkü böyle düşman hesabına çalışarak elimizde kalan bir avuç toprağı da verecek olursak, çekilip gitmek için arka tarafta bir karış yerimiz yoktur. Bu vatan paha biçilmez bir atalar armağanıdır.
 Ey millet!
 Yoksa biz o muazzam ecdadın ahfadı değil miyiz? Allah'ım bu büyük millete bir kurtuluş ışığı ver.
 Ey Cemaati Müslimin!
 Milletler topla, tüfekle zırhlı ordularla, tayyarelerle yıkılmıyor ve yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki bağlar çözülerek, herkes kendi basının derdine, kendi havasına, kendi menfaatini temin etmek sevdasına düştüğü zaman yıkılır. Atalarımızın "Kale içinden alınır", sözü kadar büyük söz söylenmemiştir.
 Biz Türkiye Müslümanları dünyanın üç büyük kıtasına hakimdik. Koca Akdeniz, koca Karadeniz hükmümüz altında bulunan memleketlerin ortasında birer göl gibi kalmıştı. Ordularımız Viyana önlerinde gezerdi. Donanmalarımız Hint okyanusunda yüzerdi. Ya şimdi öyle mi? Gözünüzü açınız, ibret alınız. Bu Nasrullah Camii minberinden Kastamonululara ve Türk milletine sesleniyorum. Hepiniz bilirsiniz ki buhranlar içinde çırpınıp duran bu dini mübin, bu mübarek yurt bizlere Allah'ın emanetidir. Kahraman ecdadımız bu ilahi emaneti korumak uğrunda canlarını feda etmişlerdir, kanlarını seller gibi akıtmışlar, muharebe meydanlarında şehit düşmüşler fakat İslam bayrağını yere düşürmemişler.
 Allah'ım!
 Müslüman yurdunu her yerde felaket vurdu.
 Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu.
 O da çiğnendi mi, çiğnendi demek dini mübin,
 Ayak altı eyleme ya rab onu olsun.
 Amin!....
 (Cemaat amin der)
IŞIKLAR SONER

İKİNCİ PERDENİN SONU


ÜÇÜNCÜ PERDE

SAHNE-I

 (Mehmet Akif'in İstiklal Marşı'nı yazdığı Tacettin Dergahı. M. Akif masası basında, İ. Hatun divanda oturmakta)
 M. AKİF - (Yazıdan başını kaldırır) Bugün mecliste çok önemli konular görüşüldü Hatun. Düşman Sakarya'ya kadar gelmiş. Hatta devlet merkezinin Kayseri'ye nakledilmesi bile teklif edildi.
 İ. HATUN - Nasıl olur Akif Bey, bu düşmandan kaçış olmaz mı?
 M. AKİF - Kaçıştan da ziyade hainlik olur Hatun. Anladın mı hainlik.
 İ. HATUN - Sen ne dedin peki?
 M. AKİF - Milletvekili arkadaşlar, başta Mustafa Kemal olmak üzere karşı çıktılar. Bende çıktım kürsüye indirdim yumruğumu!... "Biz buradan geriye gitmektense Sakarya Cephesine, askerimiz gibi vuruşup, şehit olmaya gideriz." dedim. Bu görüşten vazgeçildi.
  İ. HATUN - Maarif Vekaletinin açmış olduğu yarışma neticelerini de görüştünüz mü?
 M. AKİF - Evet. 724 şiir katılmış bu yarışmaya. Fakat İstiklal Marşımız seçilmedi.
 İ. HATUN - 500 liralık mükafaatı kimseler alamadı desene bey.
 M. AKİF - Ne demek istiyorsun?
 İ. HATUN - Sen de katılsaydın diyorum. Madem kimsenin şiiri kabul edilmedi. Seni bekliyor demektir 500 lira.
 M. AKİF - Neler söylüyorsun Hatun, öyle parayı seviyorsan işte kalem, kağıt. Al eline yazda kazan, ömür boyu rahat edersin.
 İ. HATUN - (Yalvarır) Yalvarırım Akif bey. Bıçak gırtlağa dayandı. Oturduğumuz eve kadar elin. Tacettin Şeyhi bu dergahı bize tahsis etmeseydi nerede oturacaktık? Emanet pardüsü ile Meclise gidip geliyorsun. Giyindiğin hep aynı elbise. Her gün fasulye aşı. Milletvekilliğinden aldığın maaş da yetişmiyor. Bir de sen şansını denesen olmaz mı? Hem sonra İstiklal Marşımızı sen daha iyi yazarsın. Akif bey Allah aşkına beni kırma. Sonra ecdat yadigarı bu vatanı, bu milleti düşün. Millet Meclisi cesur kararlar alırken, Mehmetçikler dalga dalga cepheye koşmakta. Fakat şairler susmuş haykırmıyorlar! Bu vatan ki başımızın tacı, gönlümüzün otağı, namusumuzun kucağı. Kuş onun için öter, kuzu onun için meler, çocuklar sevgisiyle yoğrulur, ağaçlar onun için açar. Çiçekler onun için güzel kokusunu saçar.
 M. AKİF - (Heyecanlı) Ordular vatan için dövüşür. Seni Orhun'da bulduk, saadetini veren Kutadgubilik'te okuduk. Malazgirt'te coştuk, Bizans'a kadar koştuk, Sakarya'da morlaştın, Dumlupınar'da korlaştın, İzmir'de eridin. Yunan sürülerini yerlerde sürüdün ve ayağa kalktın. Kan ve irfanla yoğrulan kutsal vatan sana selam, sana sevgi... Bekle Akif ini bekle....
 İ. HATUN - Yazacak mısın Akif bey? Söyle ne duruyorsun? Bu millet öksüz, bu millet şairsiz olamaz.
 M. AKİF - Kazanana 500 lira var. Nasıl girerim Hatun? Bu cennet vatanın kurtulacağını para ile mi söyleyeceğim. Bu göğsüm yazacağım İstiklal Marşı ile dolu ama para ile İstiklal Marşımızı yazmam.
 İ. HATUN - Çanakkale Şehitleri için nasıl yazdıysan, buna eş bir abide olmalı.
 M. AKİF - Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?,
 En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
 Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya,
 Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
 (Silah ve top sesleri)
 (M. Akif dalar. Çanakkale Harbinin olduğu yılları ve şiiri yazışını hatırlar)
 M. AKİF - Çanakkale Savaşı olurken Berlindeydim. O günlerin ıstırap ve heyecanını orada yaşadım. Beş altı pençe bir olmuş Türk'ü boğazlamaktaydı. Fakat koca Türk gittikçe
devleşiyordu. (Hayaller)
 Durun! Kımıldanıyor gördüğüm hayaletler...
 Bakın: ilerledi... Asker Huda bilir, asker!
 Evet, gözüm seçiyor şimdi bir bir efradı:
 Muazzam ordumuzun en muazzam evladı.
 Korkma!
 Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz;
 Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!
 Düşer mi tek taşı. sandın, harim-im namusun?
 Meğer ki harbe giren son nefer şehit olsun.                ^
 (Fondan az gelen silah ve top sesleri...)
 Çanakkale Zaferini duyduğum sırada büyük bir heyecanla ellerimi kaldırarak sevinç gözyaşları içinde ağlayarak Allah'ıma şöyle yalvardım: 'Ya Rabbi, Çanakkale Şehitlerini
yazmadan benim canımı alma! İşte Çanakkale şiiri bu yüce duanın, bu kutsal duanın neticesidir.
 Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
 Bir Hilal uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor!
 Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi,
 Bedrin arslanları ancak bu kadar şanlı idi.
 Doğru söylemişim. Bedir savaşı kazanılmasaydı bugün İslamiyet, Çanakkale Savaşı kazanılmasaydı Türkiye olmayacaktı. Bütün bunları dünya ağırlığınca para verseler yazabilir-
miydim. Aşk ve iman olmasa? Gelelim İstiklal Marşına... Ne zaman ki 500 liralık ödülü kaldırırlar işte o zaman yazarım.
 (Kapı vurulur. Dışardan bir mektup verirler. İ. Hatun mektubu Akif beye verir. M. Akif mektuba göz atar. Mektup fondan okunur.)
 Pek aziz ve muhterem efendim.
 İstiklal Marşı için açılan yarışmaya katılmadığınızın sebebini biliyorum. Yarışmaya 724 şiir katılmış, fakat hiçbiri dereceye layık görülmemiştir. Son çare olarak zatı alinizin yazacağı şiiri vücuda getirmeleri beklenmektedir. Türk milleti bu düşüncededir. 500 liralık Ödülü devletin hazinesine de bağışlamanız mümkündür. Ödülü almadan da yarışmaya katılabilirsiniz. Endişenizin gerektirdiği ne varsa yaparız. Bu memleketin İstiklal Marşını ancak siz yazarsınız. Bu milleti mahrum bırakmayınız. Derin hürmet ve muhabbetlerimi arz ve tekrar eylerim efendim.
   Milli Eğitim Bakanı
  Hamdullah Suphi
 (M. Akif gülümser. Masaya doğru ilerler. Oturur defter kağıt kalem çıkarır. Düşünür.)
 İ. HATUN - (Sevinçli) Yazacak mısın Akif Bey? (Durur) Hadi ne durursun daha.
 M. AKİF - Kapıyı, pencereyi aç hatun. Vatanın temiz havası dolsun evimize. Uzaklara bakmak geldi içimden. (Kalkar pencereden uzaklara bakar. Duvardaki bayrağı alır. Tekrar masaya oturur, İstiklal Marşı'nın birinci kıtasını bayrağa bakarak yazar. Kalkar yavaş yavaş sahnenin ön kısmına doğru ilerler. Türk Bayrağı elinde İstiklal Marşı'nın birinci kıtasını okur.
 Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.
 Sönmeden yurdunum üstünde tüten en son ocak.
 O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!
 O benimdir o benim milletimindir ancak!

IŞIKLAR SÖNER.

 

 (Perde kapanırken İstiklal Marşı'nın ikinci kıtası fondan kendi sesinden verilir.)

SAHNE - 2

 (Fondan kısaca Mısırda geçirdiği günler ve Kur'an Tercümesi çalışmaları anlatılır. Tacettin Dergahı, İsmet Hatun ve Nevzat Ayas oturmakta, M. Akif gezinmektedir. Hasta olduğu bellidir. Elleri titrek. Basında takke.)
 N. AYAS - Üstadım biraz otursan daha rahat edersin. Dinlenmeye ihtiyacınız var.
 M. AKİF - Durmak ve oturmak. Bazılarının ideali olan bu hayat tarzı benim için ölümdür, ölümdür Nevzat bey. Gaye uğrunda çalışmak ve ölmek ne güzel şey. Hikaye meşhurdur ya?
Karıncaya;
 -Nereye gidiyorsun, demişler?
 - Hicaza, demiş.
 - Hiç bu bacaklarla Mekke'yi bulabilir misin, diye eğlenmişler. O da:
 - Hiç olmazsa yolunda olsun ölürüm ya! cevabını vermiş.
 Fakat ben yolu yarı edemedim. Hayallerim, hazırladığım fakat vücuda getiremediğim eserlerim var.
 N. AYAS - Bunlar neler olabilir üstat?
 M. AKİF - Haccet-ül Veda... Peygamber Efendimizin son haccını tasvir eden şiirim! Yazamadım. İslamiyet'in esasları ve yaptığı inkılap bu nutukla canlanacaktı. Mekke'ye gidip Arafat Dağinda yazacaktım. Fakat Mekke'ye gidemedim. Bu eserin yazılması böylece gerçekleşmedi. "İkinci Asım"ı yazamadım. Birinci Asım'da; Asım ve arkadaşlarını Avrupa'ya tahsil için gönderdim. Milli mücadelenin başlaması üzerine Asım ve arkadaşları Anadolu'nun imdadına koşarlar. Eğer yazmak kısmet olsaydı "İkinci Asım" bu kurtuluş savaşının kahramanlık destanı olacaktı. Yazmadığım üçüncü eser de Selahattin Eyyubi oldu. Bu bir piyes olacak ve Türk - İslam kahramanlığını canlandıracaktı. İşte bu üç eseri yazamadım. Bunun için kalemimi felç oldu kabul ediyorum. Elli yıldır ne dinimden, ne fîkrimden taviz verdim. Fikrimden dönmeyi Allah'a isyan ve milletime hakaret sayarım. Benim hayatım tek kelimeyle anlatılacak: İsyan! Baskıya, yolsuzluğa, geriliğe, haksızlığa isyan. Hastasını sokağa atana, Seyfi babaları ölüme terk edene, okul çağındaki çocukları küfeler altında inletene isyan ettim. Kahvede pinekleyenlere, durmadan karı boşayanlara, tembel tembel yatanlara, ulvi dinimiz İslam'ı şahsi çıkarlarına alet edenlere, insanlık dururken şebek maymunluğu yapanlara isyan ettim. (Öksürür... Kalbini tutar. Öksürükleri sıklaşır. İ. Hatun oturtmak ister. Direnir.)
 M. AKİF -
 Seni bir nura çıkarsam diye koştum durdum.
 Ey bütün dalgalı ömrümde hayat arkadaşım.
 Dağ mıdır karşı gelen, taş mı hep aştım lakin,
 Buruşuk alnıma çarpan bu sefer kendi taşım!...
 (İ. Hatun, M. Akif'i kolundan tutarak oturtur. Biraz sonra kapı vurulur. Hamdullah Suphi girer. Hal hatır sorarlar. İ. Hatun Akif beye su verir. Bir hap alır.)
 M. AKİF - Görüyorsunuzya (ilaçlan gösterir) Hamdullah bey. Bu ilaçlarla ayakta durmaya çalışıyorum.
 H. SUPHİ - İyi sayılırsınız üstadım.
 M. AKİF - Yok yok azız kardeşim. Mesafeler kısalıyor. Bir de Rusya'da böyle hastalanmıştım. (Durur) Rusya deyince aklıma geldi. Orda geçen bir hatıramı anlatayım da dinleyin... Rusya seyahatimde bir Müslüman düşmanı tanıdım. Çifteli katır gibi bir Rus'tu. Ben Osmanlıyı övdükçe deli olurdu. O da bana şaka yapardı. Şöyle derdi: "imam sizin Hasta Adam öldü. Sizden başka mirasçısı da yok" (Durur) Ben bu söze çok kızardım. Güya Osmanlı İmparatorluğunun yıkıldığını, söylemek istiyordu. Hamdullah Bey bu hınzırca şaka yüzünden çok ağladığımı bilirim. Bir gün yine bu Müslüman düşmanı Moskof'la münakaşa ederken (heyecanla kalkar) Şahin gibi bir Afganlı Rus'un gırtlağına sarılmaz mı? Araya girmesem Rus'un boğazını sıkıp öldürecekti. Yiğit bir Afganlıydı. Öldürmedi ama hınzırı döve döve yağmur gibi iyice ıslattı. Afganlının dayağından Rus akıllanmış olacak ki bir daha bana takılmadı. İşte o günden beri nerde bir Afganlı görsem, o şahin bakışlı, Türk dostu aziz dostum Afganlıyı hatırlarım ve hıçkırarak ağlamak gelir içimden...
 H. SUPHİ - Üstadım müsaade buyurursanız size bir şey söylemek istiyorum.
 M. AKİF - Buyurun Hamdullah bey.
 (İ. Hatun kahveleri verir)
 H. SUPHİ - İstiklal Marşı'ndan kazandığınız 500 lirayı henüz hazineye devretmedik. İsterseniz hemen verelim. Faydalı olur diye düşünüyorum.
 M. AKİF - (Kahvesini masaya koyarak kalkar.) Olmaz. Olmaz Hamdullah Bey?
 H. SUPHİ - Bağışlayın üstadım. Özür dilerim. Nasıl isterseniz..... Darül Mesai için yazıyorum senedi.
 M. AKİF - Öyleyse bağış senedini lütfen yazın. Hemen imzalamak istiyorum.  (Hamdullah Suphi cebinden bir senet çıkararak yazar) Şu iyi bilinsin ki kafamda iki büyük mevzuu vardır: Biri millet, diğeri İslamiyet. Yani Türk gençliğinin benimseyeceği tek ve önemli düstur şudur: Türk İslam Mefkuresi. (Senedi imzalar)
 H. SUPHİ - Üstadım hasta hasta sizi üzdüğümün farkındayım. Ama bir şey sormak istiyorum.  Siz hem şair, hem alimsiniz. İstiklal Marşını niye Safahat adlı eserinize koymadınız?
 M. AKİF - Safahat, benim memleketimin, milletimin safha safha gözyaşıdır. Çektiği çiledir, sıkıntıdır, ıstıraptır, var veya yok oluşunun destanıdır. İstiklal Marşını kahraman ordumuza ithaf ettim. O benim değil memleketimindir. Millete mal olmuştur.
 N. AYAS - Üstadım İstiklal Marşı'nda "Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak'kın" diyorsun. Bunu nasıl izah edersiniz?
 M. AKİF - Evet, doğacaktır sana vaat ettiği günler Hak'kın demişim. Bu mısra umutla, imanla yazılır. İmanım olmasa yazabilirmiydim. Ben başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. İçimde ne varsa bütün duygularım yazılarımdadır.
 Arkadaş yurdumu alçaklara uğratma sakın.
 ………….
 (Öksürür, İ. Hatun su verir. Öksürükleri sıklaşır.)
 M.AKİF- Siroz beni yedi bitirdi. Canlı bir cenazeden farksızım. (Durur)
 Ey Allah'ım…
 Çözde artık hayatın kördüğüm olmuş bağını
 Bana çok görme Allah'ım bir avuç toprağını
 H. SUPHİ - Üstadım Allah sağlık ve afiyet versin. İstiklal Marşımız yeniden yazılsa acaba nasıl yazardınız?
 M. AKİF - (Doğrulur, sinirlenir.) Kaldırın beni. (İsmet Hatun koluna girerek kaldırır. Elini şakağına koyarak sahnenin önüne doğru ilerler. Ellerini açarak)
 YA RABBÎ!..
 (Diğerleri de yanına gelir)
 YA RABBİ!.. BU MİLLETE BİR DAHA İSTİKLAL MARŞI YAZDIRMA!..
 (Yanındakilerle birlikte fondan gür bir şekilde "Amin!" sesi duyulur.)

IŞIKLAR SÖNER

ÜÇÜNCÜ PERDENİN SONU

BİTTİ
DURALİ DOĞAN

 


---------------------------------------------------------------------

Sılam Basın Yayın Matbaacılık Ltd. Şti.
Durali Doğan
Atatürk Bulvarı Özel Apt. No: 29/D Sorgun/YOZGAT
Tel: (0354) 415 2020
         0533  346 8889

 

Bu sayfa 3341 defa görüntülenmiştir.

Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN