Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

MEÇHUL ÖĞRETMEN

MEÇHUL ÖĞRETMEN




MEÇHUL ÖĞRETMEN
(1 Perdelik Piyes)

Durali Doğan

 
BİRİNCİ PERDE

(Sınıf, tahta, duvarda Atatürk resmi, Türkiye haritası, masa, sandalye, mikrofon vardır.)

(SUNUCU-  MEÇHUL  ÖĞRETMEN-DOKTOR-AVU-KAT-AYŞE ÖĞRETMEN - NURHAN HEMŞİRE)

SUNUCU - (Elinde mikrofon, programı sunmaya devam etmektedir.) Öğretmenimizi gerçekten seviyorsak, yakışan hâlini, duruşunu, oturuşunu, ders anlatışını tatlı dille överek göklere çıkarmaz mıyız? Sürü çobana... (Bu sırada salonda bulunanların arasında Meçhul Öğretmenin sesi duyulur.)
M. ÖĞRETMEN - Buradayım. Beni mi çağırdınız? Hemen geliyorum. (Gerilerden kalkar, sahneye doğru ağır adımlarla yürür.)
SUNUCU - (Konuşmasına devamla,) Çoban sürüye, öğretmen de öğrenciye âşıktır. İşte sevgi budur. Benim de sana bağlılığım bundandır öğretmenim. Her ne öğrendimse senden öğrendim.
M. ÖĞRETMEN - (Sahnede, sunucunun yanında durur. )Yanıldın arkadaş. Ben öğretmen değilim.
SUNUCU - Ya nesin?
M. ÖĞRETMEN- Çobanım. Sürümü kaybettim. Dağ dağ, oba oba, köy köy, şehir şehir sürümü arıyorum.
SUNUCU - Burada mı arıyorsun?
ÖĞRETMEN - Çoban, sürüsünü sadece dağda mı arar? Bazen şehire de inmelidir. Ya bu salonda işin ne?
SUNUCU - Burada mı arıyorsun.
ÖĞRETMEN - Öğretmenler Günü var, dediler. Severim böyle toplantıları. Ne söyler, ne dinlerler diye uğradım. Benim de bu mutlu günde öğretmenlerime söyleyeceklerim olacak. 
SUNUCU - Buyur hemşehrim mikrofon senin, ama kısa olsun.
ÖĞRETMEN - Sağ olasın, sen merak etme. Her sözün kısasında lezzet vardır. (Cebinden bir hatıra defteri çıkarır.)  Bu hatıra defterim... Ne var, ne yok? (Defteri karıştırır. Gözlük olduğu hâlde pek seçemez gibi.) Gençliğimde şu şiiri çok severdim. Defterimin ta başına yazmışım.
Derde deva, ahde vefa bir insan.
Doktor ol ki neşterinle deş çıban.
Öğretmen ol, öğrenciyi güt çoban.
Kurt peşinde kavalınla git emi?
(Düşünür.) Diyen güzel demiş ama... Ne fayda benim sürüm dağılmış. Sürüsüz çoban, çobansız sürü olur mu? (Defteri karıştırmaya devam eder.) Şu isimler... Kimi kara, kimi ak koyun. Bilmem şimdi hangi kurt kaptı? Belki de adam olmuşlardır. Ha... Şu öğrencimin adının altına not düşmüştüm. Doktor olmayı istiyordu. Adı, Sadi Aslan... (Doktor Sadi Aslan oturanların arasından kalkarak sahneye gelir.) Ha ... Şu öğrencim, öğretmen olacağım derdi. Uslu, hanım bir kızdı. Adı, Ayşe Altınok... (Ayşe öğretmen salondan kalkarak sahneye gelir.)  (Defteri karıştırmayı sürdürür.) Şu,  biraz çok konuşurdu. Daha o çağlarda Avukat olmak için ne hukuk lâfları ederdi. Bazen de bülbül kesilirdi. Adının altına yıldızlı not düşmüşüm. Bu öğrencim de Muzaffer Çetin. (Avukat Muzaffer Çetin elinde çantasıyla salondan kalkarak sahneye gelir.) Şu öğrencim İstiklâl Marşı'nın dokuzuncu kıtasını okumayı çok severdi.
O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım.
Her cerihamdan boşanır ilâhî kanlı yaşım.
 Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden naaşım.
 O zaman yükselerek arşa değer, belki başım.
Bir gün derste bu kıt'ayı okuduktan sonra, "ceriham nedir kızım?" dedim. Hiç düşünmeden "yara" dedi ve ekledi: Öğretmenim, Kurtuluş Savaşı'nda hemşire olsaydım, şehitlerin yarasını sarardım. Hemşire olup yara saracağım derdi. Ha.. adını buldum: Nurhan Elmalı. ( Nurhan Elmalı da sahneye gelir.)
 (Sunucu, sahnede görünmez. Meçhul Öğretmen ortada, diğerleri ikişerli sağında ve solunda dizilirler.)
M. ÖĞRETMEN- (Dördünü de tepeden tırnağa süzer) Ben sizi daha dün gibi çok yakından tanıyorum. Ya siz beni tanıdınız mı?
HEPSİ - Hayır tanıyamadık!
DOKTOR - Öğretmen misiniz?
AVUKAT - Kaç lira maaş alıyorsunuz?
A. ÖĞRETMEN - Dereceniz?
 N. HEMŞİRE    - Eviniz var mı?
DOKTOR - Araba da aldınız mı?
M. ÖĞRETMEN - (Asık suratla.) Hayır bilemediniz. Ben çobanım.
HEPSİ - (Şaşırırlar. Hayret bildiren bir ifadeyle.) Çoban mı?...
M. ÖĞRETMEN - Evet! (Gözlüğünün üst kısmından bakar.) Size kavuşunca çok sevinmiştim. Sürüme kavuştum zannediyordum. Umudum kursağımda düğümlendi. Yanılmışım... Ümitle sizleri ararken çok daha iyiydim. Ben size lâyık değilim. Elveda gidiyorum!... (Yürür.) (Önüne geçerler.) Dur gitme. Konuşalım, tanışalım. Eski bir tanıdığa benzi-yorsun. Bizi kırma!... (Yalvarırlar.)
M. ÖĞRETMEN - Pekâlâ... (Durur.) Ben kendimi tanıtayım. Adsız öğretmenim. Adım sanım yok. Size müsaade ediyorum. Bana yine de öğretmenim, diye hitap edin. Öğretmenlik en çok sevdiğim, yolunda bir mum gibi eridiğim peygamber mesleğidir.
DOKTOR - Ben de doktor oldum.
M. ÖĞRETMEN - Seviyor musun mesleğini?
DOKTOR - Hem de çok seviyorum. Sayende adam olduk.
M. ÖĞRETMEN - Beni tanıdınız mı yoksa?
DOKTOR - Hayır. Sadece sözün gelişi saygımı belirttim.
M. ÖĞRETMEN- Allah mesleğinde başarılı kılsın. Öğrenciliğini hatırladım da... Müsamerelerde bazı hünerlerin vardı. Hele bir gün bir taklit yapmıştın da salon yerinden oynamıştı. Hatırladın mı? Bir fıkra anlatırdın, ona çok gülerdim... Sık sık o fıkrayı anlattırırdım.  Unutmadınsa anlatabilir misin?
DOKTOR - Baş üstüne. Sizi kırmayayım (Fıkrayı anlatır.) Ey Hoca-yı bi misal: Ragıp'ın öğretmeni, hitabet konusunda çok titizdir. Normal konuşmaların bile süslü, edebî cümlelerle yapılmasını ister. Basit konuşmaları sevmezdi. Hatta öylelerini zaman zaman cezalandırırdı. Bunu bilen talebelerinden birisi bir edebiyat dersinde söz alarak:
- "Ey Hoca-yı bi misal. Ey Hoca-yı haş- metmeap! Ey alimi kâmil ve muhterem! Zatı şahane-i merdane-i aliyelerinizin serindeki fesinin civarındaki beyaz sarığa mangal-ı nardan bir ateşi şagir tayaren edip, ol mekân-ı muhteşemde karar kılmıştır!..." der demez Hoca'nın aklı başına gelir ve bağırmağa başlar:
-Bre akılsız şuna "Sarığın tutuştu" desene. Ne diye uzatıp duruyorsun!.. ÖĞRETMEN - (Kahkahayla güler.) Sanki o günleri yeniden yaşar gibi oldum.
AVUKAT - Adını bağışlamıyacak mısın?
M. ÖĞRETMEN - Hayır. O kadar da ileri gitme. Sen mesleğini söyle.
AVUKAT - Avukatım.
M. ÖĞRETMEN - Peki, sen söyle avukat bey: "Adalet mülkün temelidir." sözünü kim söylemiş? 
AVUKAT - Kemal Atatürk.
M. ÖĞRETMEN - Mehmet Akif Beyden bir beyit okuyacağım. İkinci mısrasını sen tamamlayacaksın. "Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa koyunu;"
AVUKAT - "Adlî ilâhî gelir, Ömer'den sorar onu."
M. ÖĞRETMEN - Mesleğinde başarılar dilerim. Muzaffer fıkra anlatmayı çok severdin. Bir fıkra da senden dinleyelim.
AVUKAT - Baş üstüne öğretmenim. Sizi kırar mıyım?
-Oktay ilkokul üçüncü sınıftaydı. Bir türlü gidiyorum demeyi öğrenememişti. Hep "gidiyom" diyordu. Öğretmeni bir gün kızarak "yüz defa defterine gidiyorum yazıp, öyle eve gideceksin"dedi. Oktay defterine yüz defa gidiyorum yazdıktan sonra tahtaya şu yazıyı yazarak evine gitti:
-Öğretmenim, yüz defa gidiyorum yazdım ve evimize gidiyom.
(Sahnedekiler kahkahalarla gülerler.)
M. ÖĞRETMEN- (Ayşe öğretmene hitaben.) Öğretmenlik ne güzel meslek. Bugün çok mutluyum. Sen ne söyleyeceksin öğretmenim. Dileğini gerçekleştirip öğretmen olmuşsun. Öğrencilerinle cıvıl cıvılsın.
A. ÖĞRETMEN- Sağ olasın öğretmenim! Elleriniz öpülmeye lâyık insanlarsınız. Müsaade ederseniz doya doya elinizi öpmek istiyorum (Elini öpmek için eğilir.)
M. ÖĞRETMEN- (Kızar) Hayır diyorum!.. (Durur.) Beni çıldırtmayın. Adsız kalmak istiyorum (Ağlamaklı.)
N. HEMŞİRE - Bağışlayın öğretmenim... Sevgi ve saygı öyle bir gün geliyor ki, gün ışığı gibi gerçeklerin üzerini açıyor. Siz, bir gerçekten kaçıyorsunuz. Yeter artık bizi fazla üzmeyin. Siz, O sunuz... (Ağlayarak susar) Fakat!..
M. ÖĞRETMEN- (Ağladığını gizlemeye çalışır.) Nurhan, seni de hemşire kıyafetiyle görüyorum. Şimdiye kadar kaç yara sardın? Hatırlıyor musun? Senden bir şey öğrenmiştim: İstiklâl Marşı şairimizin anne ve babasının adını sormuştum. Sınıftan hiç parmak kalkmamıştı, sadece senin parmağın havadaydı: "Annesinin Buhara'dan gelip Yozgat'a yerleşen ve burada doğan Emine Şerife Hanım! Babasının Amavutluk'un İpek kasabasından bir ailenin torunlarından Tahir Efendi olduğunu" senden öğrenmiştim. Sen de benim öğretmenim sayılmaz mısın?
N. HEMŞİRE - Tanıdım. Sizi tanıdım.
M. ÖĞRETMEN- Sus istemiyorum...  (Durur.) İkiniz de çok güzel şiirler okurdunuz. Sizden son defa bir şiir dinlemek geldi içimden.
 A. ÖĞRETMEN - (Bir kıt'a şiir okur.)
Beni senden sordum, senden öğrendim
Adımı öğreten sen oldun hocam!
Sen bir biley taşı, ben de bıçaktım.
Kesmek için sende bilendim hocam.
N. HEMŞİRE - (Bir kıt'a şiir okur.)
 Oku da adam ol, der idi babam.
 Her sabah dizine, başımı koyam.
Yanam! Yanam, ateşinde kül olam.
Etim senin, kemiğimi at hocam!...
M.ÖĞRETMEN - Ağzınıza sağlık. Beni maziye götürdünüz. Ah!... Nerde kıldı o günler. Çocuklar bana beni anlatın. Hadi ne duruyorsunuz? Konuşsanıza.. (suskun ve heyecanlı)  İşte görüyorsunuz halimi. Kutsal mesleğim bana ne servet, ne de şöhret vadetti. Mükâfat olarak ne araba, ne de madalya verildi. Hadi niye susarsınız!
DOKTOR -
Hocam Akşemsettin, ben de bir Fatih
Her şafak başlardı Bizans'a fetih
 
Sen ki gönlümüzde millî bir destan
Gönlümüz seninle kurtulur yastan,

Bil ki altınsın sen, uzaksın pastan.
Cevherle dolusun, sanki bedestan.
AVUKAT  -
Sen ki Kadızade, ben de Uluğ Bey.
Tükenmez deryasın, bir de benden duy
 
Bayrağımın gölgesinde uyuttun.
Yavrun gibi kollarında büyüttün.
 
 Mazimle övündüm, atiye hazır.
 Senin dizlerinde bulurdum huzur.

A. ÖĞRETMEN:
Başöğretmen oldun Atatürk gibi.
"İlme sarıl" derdin, "bulunmaz dibi"

Sözünü dinledim, ben de çobanım.
Ağzı süt kokulu kuzu güderim.

Öğretmenim, kulun kölen oluyum.
Sana sevgi, sana saygı doluyum.

 N. HEMŞİRE:
Zafer türküsünü senden dinledim.
Kıymetini yıllar sonra anladım.

Kalbin vatan için durmaz çarpardı.
Dilin ikrar eder, elin yapardı.

Bize aşikârsın, yabana meçhul.
Adın var, şanın var, sen niye meçhul?
DOKTOR - Fetih ve zafer türkülerini senden dinledim. Itri'nin, Dede Efendi'nin nağmelerinden bahseder, Anadolu'nun bağrı yanık veya neşeli, gönül tellerini titreten türkülerinden dem vururdun.
AVUKAT - Farabî'yi, İbn-î Sina'yı, Ali Kuşçu'yıı saygıyla anar, Orhun Kitabeleri'ndeki demokratik devlet anlayışını iftiharla söylerdin. Göğüslerimiz kabarırdı.
A. ÖĞRETMEN - Vatan kuran Malazgirt Savaşı'nı, vatan kurtaran 30 Ağustos'u, Viyana Muhasarası'nı, Barbaros'un donanmasını anlatırken o günleri yaşar gibi olurduk.
N. HEMŞİRE - Millî tarihimizi sevdirdin. Kemal Atatürk'ün kahramanlıklarını anlata anlata bitiremezdin. Adını İstiklâl Marşı'na bir bayrak gibi sararak giden Mehmet Akif'i sen anlattın. Türk'ün ayakta selâmladığı İstiklâl Marşı'nı senden öğrendim. Sana hasretimizi ifade ediyoruz. Meçhul öğretmenim. Madem ki meçhulsün... Meçhul kal, sevgili öğretmenim.
M.ÖĞRETMEN - Öyle güzel duygularla doluyum ki anlatamam çocuklar... Buna ne aciz lügatim, ne de gücüm yeter. Çocuklar daha konuşsaydınız, bebekler gibi ağlayacaktım. Beni övün diye mi çağırdım sizi? Şu sözümü ne çabuk unuttunuz: Kahramanlar tarihe, öğretmenler öğrencilerinin kalbine gömülmelidir. Olayları ve insanları tarihin akışına bırakmalı. Yıllar sonra burada, bu topluluğa meçhul bir öğretmeni anlatıyorsunuz. Bu Hasan öğretmen, Mehmet öğretmen, Şahin öğretmen veya bir başkası olabilir. (Uzaklara bakar... Dalgın.. Geçmiş günleri hatırlar.) Sınıfa girer, çantamı masama yavaşça bırakırdım. Yoklamayı yapar, hemen derse başlardım. Bir dakikam geçse, devletin kesesinden bir dakika çaldım zanneder, vicdan azabı duyardım. Kendimi hırsızlıkla suçlardım, yüzüm kızarırdı. Hiç unutamam. Bir öğrencim derse her gün geç gelirdi. Bağırırdım, çağırırdım, sonra pişman olurdum. Çekingen, içine kapanık, sırrı pek olan bir öğrencimdi. Boş zamanlarında ayakkabı boyacılığı yapardı. Zavallı İhsan! Derste büyük bir hayal alemine dalardım: Hüseyin pilot olmuş, şeref uçuşu yapmakta, Şakire tiyatro sanatçısı olmuş, Hürrem Sultan'ı oynamakta, Sadi doktor olmuş, elinde neşter can kurtarmakta, Muzaffer avukat olmuş adaleti savunmakta. Ayşe, öğretmen olmuş, öğrencilerine ders anlatmakta, Müzeyyen, hemşire olmuş şehit yarası sarmakta... Ya İhsan?... O ne âlemde acaba? Hep geç geliyorsun diye kızıp, sınıftan attığım İhsan... O gün bugün bir daha okula gelmemişti. Ben sebep olmuştum ona. Hayatını zehir etmiştim zavallıya... (Ağlar.) Şimdi vicdan azabı çekiyorum. Suçluyum.
DOKTOR - Asıl suçlu olan öğrencilerdir.
M. ÖĞRETMEN- Ya ben?.. Ben suçlu değil miyim?..
AVUKAT - Selim Bey, öğretmenim, bu günümüzü sana borçluyuz.
A. ÖĞRETMEN - Öğretmenim!.. Bizde sevgi kıvılcımlarını sen çaktırdın, bilgi çıralarını sen alevlendirdin.
N. HEMŞİRE - Aziz öğretmenim! Geleceğin ümidi bizleri bunalımdan, iradesiz ve cesaretsiz yaşamaktan kurtardın. İffetli, gururlu ve
faziletli yetiştirdin. Marifet lokmasını tattırdın.
 M. ÖĞRETMEN- Çocuklar, size verdiğim emeğin karşılığı olarak bir tek şey rica ediyorum. Adımı söylemeyin. Benden söz açılınca "Bir meçhul öğretmenimiz vardı." deyin yeter. Sizlerden bunu istiyorum. Sizler kuru bir ağaç değil , meyvelisiniz. Dolgun, sarı buğday başağı gibi başlarınız eğik. Sizlerle, ömür boyu övünüp, gurur duyacağım.
DOKTOR - Öğretmenim, damarımda kanımsın!
AVUKAT - Öğretmenim, bedenimde canımsın!
A. ÖĞRETMEN- Öğretmenim, bana bakan bahçıvan!
AVUKAT, DOKTOR.   –


Öğretmenim, medeniyet ışığı!
Öğretmenim, ilim, irfan âşığı!
 N.HEMŞİRE    - Öğretmenim, kulağımda küpesin!
A. ÖĞRETMEN- Öğretmenim, dimağımda çabasın!
 N. HEMŞİRE    -
Öğretmenim, bana bakan bahçıvan!
Öğretmenim, gönlümdeki bir cihan!
AVUKAT, DOKTOR.   -
Öğretmenim, bayrağımda kan gibi!
Öğretmenim, sancağımdaki şan gibi!
N. HEMŞİRE - Öğretmenim, bu vatanda can gibi!
A. ÖĞRETMEN- Öğretmenim, teknemizde un gibi!
HEPSİ - Sen bizimsin, biz de senin!
M. ÖĞRETMEN - Sizi övenleri sakın dinlemeyin. Allah'a ısmarladık çocuklar, artık gitmeliyim. İnşallah yine görüşürüz! Hatırlayıp Yunus'ca bir selâm gönderirsiniz.
"Biz dünyadan gider olduk.
Kalanlara selâm olsun."
HEPSİ - Adresiniz?
M. ÖĞRETMEN- Kâğıt, kalem çıkarın yazın adresimi. Hazır mısınız çocuklar?
HEPSİ - Evet.
M. ÖĞRETMEN - (Sert,) MEÇHUL ÖĞRETMEN!..
HEPSİ DOKTOR - (Tekrarlarlar.) MEÇHUL ÖĞRETMEN!..
DOKTOR - Meçhul Öğretmenim.
AVUKAT - Birer meş'aleydik. Önünde diz çöktük.
A. ÖĞRETMEN- Sen ateşledin.
N. HEMŞİRE    - Aydınlığında yürüyor.
HEPSİ - Önünde saygıyla eğiliyoruz...
(Öğretmen ayakta, diğerleri önünde diz çöker.)

ÖĞRETMENİME SESLENİŞ
DOKTOR :
Ömür boyu senden aldığım feyzle,
Düşmanlara oldum sur öğretmenim.
İrfan ordusunda yılmaz bir nefer,
Aydan, yıldızlardan, sor öğretmenim!...

AVUKAT:
Sen bahçıvan, ben çemende gül idim.
Büklüm büklüm ellerinde eğildim.
Dalga dalga şu cihana yayıldım.
Üç kıtadan parlar kor öğretmenim!..

A. ÖĞRETMEN:
Okyanustan dolan bilgi tasındım.
Kaya dibi gün görmedik yosundum.
Rahmet oldum güneşinde ısındım.
 Ebem kuşağında gör öğretmenim!.

N. HEMŞİRE:
Kırdın kafamdaki haç ile putu,
Ulu bir dehasın, açılmaz kutu.
Sağlam temeline çökmeyen çatı.
Nesli-ati ban yar öğretmenim!..,

DOKTOR:
Gel bana maziden bir destan anlat
O altın çağlarda kulağım çınlat.
 Bütün düşmanların sözüne inat.
Yavrum diye kollarınla sar öğretmenim!...

AVUKAT:
Çektin kılıncını, üzengi attın,
Her derste başlardı şimale akın.
İmanımız bize kale-i metin,
Kahraman gazisin ser öğretmenim!

A. ÖĞRETMEN :
Bilgi sende, hüküm sende, aşk sende,
Ufkun geniş, o güzelim meşk sende,
Petek benim, lezzet sende, köşk sende,
 Kovandaki bey ilminde sır öğretmenim!

N. HEMŞİRE:
Çadır gecesinde fethi bildiren,
Husumeti muhabbete döndüren,
 Hazreti Eyyub 'un lahdin bulduran,
 Ak Şeyh gibi veli var öğretmenim!...
 
DOKTOR:
Farabî, Birunî, İbn-i Sina 'sın
Atatürk'ten, Uluğ Beyden simasın
 Mevlâna-Şems, Yunus-Tabduk çırasın
İçimi aydınlat fer öğretmenim!...
 
AVUKAT:
Vahiy geldi, Allah buyurdu: "oku!"
Titreşir hücreler, depreşir doku.
 Her sözün bir cevher, bir burcu koku.
 Misk-i amber kokar pir öğretmenim.

 HEPSİ:
Dural i'yim ben de sana minnettar.
 Vatan öğretmene en sevgili yâr.
 Ben ölünce bayrağıma sıkı sar.
Ben meçhul, rütbesiz er öğretmenim!...
 
M. ÖĞRETMEN-    (Salona dönerek şu şiiri okur)
ÖĞRENCİLERİME SESLENİŞ
 Duy sözümü, yaz avcunun içine.
Bugünlere getireni, bil emi
Çoluk çocuk, yaşlısına gencine.
Sarmaş dolaş olmak için koş emi
 
Kırma kalbi, şişedir o yapılmaz.
 Gençlik deme, güneştir o tutulmaz.
Berrak ol ki, bulanık su durulmaz.
 Küçük değil, büyük lokma ol emi

Derde deva, ahde vefa bir insan,
Doktor ol ki, neşterinle deş çıban,
Öğretmen ol, öğrenciyi güt çoban,
Kurt peşine, kavalınla git emi

Avukat ol, konuşmayan dillere.
Bülbül gibi şakıyasın güllere.
Hâkim ol ki, kuzu verme sellere,
Çelik bilek, çelik yürek ol emi

Mühendis ol, göğe yap bir merdiven.
Seni takip etsin ardından gelen.
Barbaros ol, denizlere at süren,
Sözlerimi küpe diye tak emi

Hiç durmadan, gece gündüz çalış ha
Çile ile yoğrulmaya alış ha
Daralınca bir bilene danış ha
Danışmayan yolda şaşar, bil emi
 
Çınar gibi kök salasın toprağa,
Yeşillen ki benzeyesin yaprağa,
Gafil olma, Hak yolundan sapmağa,
Sır verme de ser vermeyi bil emi

Yolun uzun, seni bekler serhaddin
Bu vatana hizmet için ahdettin.
"Veda" dedin, bu gönlümü mahvettin,
Gönlümdesin, gönüllere dol emi
   Durali Doğan
 
(Perde)

SON

 

 

---------------------------------------------------------------------

Sılam Basın Yayın Matbaacılık Ltd. Şti.
Durali Doğan
Atatürk Bulvarı Özel Apt. No: 29/D Sorgun/YOZGAT
Tel: (0354) 415 2020
        0533   346 8889

 

Bu sayfa 2388 defa görüntülenmiştir.

Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN