Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

HİLAL DOĞDU

HİLAL DOĞDU




          NİÇİN "HİLÂL DOĞDU"
          'Hilal Doğdu'; son müstakil Türk Devleti üzerine oynanan oyunların, milletimizde bıraktığı yaralar ve mücadelelerden, vatanımızın bölünmez bütünlüğü uğruna, kanını canını vererek "Vatan sağ olsun" ideali ile cennet mekan olan aziz şehitlerimizin ailelerinin gerçek yaşanan hayatlarından yola çıkarak yazdığım bir oyundur.
          Birliğimiz ve dirliğimiz için yaklaşık on yıldır yurdumuzun Güneydoğu Bölgesinde bölücü PKK'lı teröristlerle verilen mücadelede binlerce vatan evladı şehit, olmuştur.
          Dün Balkanlarda. Çanakkale'de. İstiklal Harbi'nde, Kıbrıs'ta verdiğimiz şehitler nasıl ki bugün gurur tablomuz ise, kahramanlıkları efsaneleşmişse; yine bugün canlarını veren, yarın da verecek olan Mehmetçiklerin de kahramanlıkları destanlaşacak rahmet, saygı ve iftiharla anılacaktır.
Bütün şehitlerimizin aziz hatırasına ithaf ettiğim bu oyun 1995 yılında Yozgat Lises'nin 100. Kuruluş Yıldönümü sebebiyle Türkiye genelinde açılan Tiyatro Oyunu Yarışmasında 100 den fazla oyun arasında  birinci olmuştur.
          Vatana kurban olan koçlara koçaklara, erine kurban olan Gündeş'lere selam olsun
Önlerinde saygıyla eğiliyoruz. Ruhları şâd olsun.
         Durali DOĞAN

        Aralık 1995 SORGUN


OYUNDAKİ KİŞİLER
 
SEYFİ DAYI
HACER KADIN
MEHMET
SENEM
KADİR
TOPUÇ
GÜNDEŞ
ERKAN
HÜSAMETTİN
KAHYA
MUHLİS
HASAN AĞA
ARAP
HIDIR
AŞIKLAR (2 Kişi)
KINACI KADIN
SAĞDIÇ KADIN
DUVAKÇI KADIN
GÜNDEŞ'İN ANNESİ
GENÇ KIZLAR
BAYRAKTAR
SELİM
İMAM
HİLÂL (Kundakta)


BİRİNCİ PERDE
 DEKOR: Orta Anadolu'da orta halli bir ailenin evi. Sahneye dış kapıdan girilince sağda bir, solda ise iki oda kapısı içeri açılmakta. Ortada bir ocak, iki küçük pencere. Sağlı sollu iki sedir. Duvarda halı, kırma tüfek, fişeklik ve Kur'an asılı. Sandık ve yüklük. Bir iki sandalye. "Mehmet'im" türküsü fondan çalarken perde açılır. Masanın üzerindeki radyoda Galatasaray-Fenerbahçe maçı anlatılmaktadır. Kadir ile Erkan masaya oturmuşlar heyecanlı maç dinlemektedirler.

SAHNE - 1

SPİKER : Evet sevgili dinleyiciler. Galatasaray-Fenerbahçe takımları arasındaki çetin mücadele devam ediyor. Mehmet'in ortası, Fatih'ten, Ercan'a bir pas. Ercan ilerliyor, Osman'a bir çalım... Kaleciyle karşı karşıya. Vuruyor gol! evet gol yanlış duymadınız. Galatasaray - 1, Fenerbahçe - 0. Böylece beraberlik bozuluyor. Tribünler ayakta.

KADİR - (Yerinden fırlar) Yaşşa be!... (Nara atar) Helal cimbomlara. Gol dediğin böyle atılır. Şiştin mi doldur kadehleri içelim şerefe. Yuh bee kim demiş Fener, böyle balon gibi iner.
ERKAN - Hele yavaş ol. Maç bitmedi. Belli olmaz. Şimdi bizimkiler iki dene salladı mı havanız iner.
KADİR - Bu kadro ile mi? (Spiker maç anlatmaya devam etmektedir. Bira kadehlerini doldurur) Şerefe Erkancığım, yenilginizin şerefine (Kadehleri tokuştururlar)
ERKAN - (Elinde bardakla fırlar) Yaşasın Fenerbahçe. Fener, dünyayı yener. (nara atar. Şişeler yuvarlanır.).Yuh Kadir Bey!...
KADİR - Sakin ol.

SAHNE - 2

(Senem girer, elinde bakraç vardır.)

SENEM - (Kızar) Ne bu çığlık? Sesiniz avludan duyuluyor, Duyan da bir şey sanar.
KADİR - Maç dinliyorduk abla. Bizim takım yeniyorduya son anda bir gol yedik. Durum 1 -1.
ERKAN - Özür dilerim Senem. Bir an maç heyecanına kapıldık. (Ortalığı toplamağa çalışır.)
KADİR - Gençlik buya.
SENEM - (Masaya göz atar) Bunlar ne. Bira şişeleri.
KADİR - Ne birası canım kola içiyorduk.
SENEM - Bira ile kolayı ayırt edemeyecek kadar kör mü sanıyon beni. Bu evde bira içildiğini de mi görecekti gözlerim. Bura meyhane mi?... (Radyoyu kapatır) Futbolkoling oldunuz Başka işiniz yok mu sizin.
KADİR - Özür ablacığım. Sen de gençsin, bizi anlamağa çalış.
SENEM - Sizi çok iyi anlıyorum. Ama bizi anlayan hiç çıkmadı.
KADİR - Kabahat sende. Üniversiteye gittin devam etmedin. Okusaydın. Bak biz okuyoruz. Değil mi Erkancığım?
ERKAN - Tabii canım. Maç dinlemek, arkadaşla kafa dinlemekte bir kültür eğitimi.
SENEM - Doğru söylüyorsunuz. Bu da bir kültür.
ERKAN - Sahi Üniversiteyi niye bıraktın iki yıl sonra doktor olacaktın.
SENEM - Fakülteyi ben bırakmadım, bıraktırıldım.
ERKAN - Suçun neydi ki bıraktırıldın.
KADİR - Orda da böyle bilgiçlik taslamıştır, suçu odur.
SENEM - Suçumu söyleyeyim. Suçum başımı örtmek, karalı başımın şu örtüsü yirminci yüzyılda yüz karası oldu. En büyük suçumuz başımızı kapatmak. İslam'ın emrine uymak. (Yüksek sesle) Bunun için kovuldum Tıp Fakültesi'nin ön kapısından. Milli ve manevi yapımıza uygun olmayan, ithal malı, hristiyanlık temelli, taklitçi; tarihimizden süregelen ahlâk ve fazilet değerlerimize ters bir durum ile karşı karşıya kaldım.
KADİR - Anlayış gösterebilirdin, örtünü çıkarsaydın sen de.
SENEM - Ben anlayış gösteremedim. Bıraktım okulu sevgili kardeşim. Böyle giderse inşallah siz okursunuz. Tabii bu şekilde liseyi bitirebilirseniz. O zaman fakültede anlayışlı ve daha hoşgörülü olursunuz. Bir meslek sahibi olursunuz. Sanki bütün kabahat bizde, inanç, ideal ve prensipler çiğnenerek menzile varılır mı? O zaman görürsünüz. Bu kafayla heyhat! Okuldan kaçmak, evde bira içmekle anlayışlı olunuyorsa bir gün sizde anlarsınız. Çabuk evi terkedin. Babamgil gelmeden çıkın evden. Bir daha da bu vaziyette görmeyim sizi.
ERKAN - Ben çıkıyorum.
KADİR - Beraber çıkalım. (Senem'e sessizce) Olan bitenden babamgile söyleme ha...
SENEM - Doğru okula hiç olmazsa öğleden sonra ki derse ye-lişin.
ERKAN - İyi günler Senem.
KADİR - Hoşça kal abla. (Kitaplarını alır) Bay bay...
(Çıkarlar. Senem masayı toplar. Evin eşyalarını düzenlemeğe çalışır.)
SENEM - (Kendi kendine konuşur) Ekip biçtiğimiz zor karın doyuruyo. Bir Mehmet ağabeyim. Ara işlerinde çalışacakta evimiz geçinecek. Babam zaten çalışamıyor. Kadir işte hali ortada. Sorumluluk yok ki. Bir de ağabeyimin nişanı, düğünü olursa vay halimize. Allah yardımcımız olsun.

SAHNE - 3

(Yalınayak, boynunu içine çeke çeke, hafif kekemeli topallıyarak girer.)

TOPUÇ - (Ağzında bir türkü) Gara Tren gelmezm'ola
Düdüğünü çalmazm'ola
Yari askere gönderdim
Mektubunu yazmaz m'ola
Senem bacı, Seyfi Dayımgil geliyo.
SENEM - Derdini söyle.
TOPUÇ - Derdimi bilmiyon mu? Ver öpüyüm elini (Üç defa öper) (Senem, Topuç'a yuka ekmekten bir dürüm verir.)
SENEM - Acıkmasaydın seni dellal çağırtsak bulunmazdın. Al çalmalı dürüm. Hadi kazları iyi güt. Seni gidi kaz güden.
TOPUÇ - Gara tren gelmez m'ola (elinde dürüm türkü söyleyerek çıkar)
 
SAHNE - 4

(Seyfi Dayı ve Hacer Kadın girerler. Babasının omzundaki halı heybeyi Senem alır. Sedire otururlar.)

SENEM - Hoş geldiniz baba.
SEYFİ DAYI - Hoş bulduk kızım.
HACER KADIN - Sağ olasın Senem. Mehmet işten geldi mi? Dışarıda Kadir'e rastladık. Soramadım yeni mi gidiyodu okula?
SENEM - (Yavaşça) Evde kitabını unutmuş, onu aldı da gitti.
SEYFİ DAYI - Mektep'ten gaytarıyo mu yoksa, bizde okula gidip bir soramadık. Başı çuvala gidip geliyor.
SENEM - İnşallah hayırlı haberlerle dönmüşünüzdür.
HACER KADIN - Hayır hayır da sen paradan, puldan haber ver. Bir omuz emeğiyle nasıl düğün yaparız. Mehmet iki gün çalışıyo, üç gün yatıyo.
SEYFİ DAYI - Tarlayı satar düğünü ederim. Elin kapısına get gel usandım. Elin de boş gidilmiyor ki.
SENEM - Açlığınız var mı sofrayı kuruyum mu?
SEYFİ DAYI : Ben yemek yemiyom kızım. Soğukça bir su ver de içiyim. İçim yanıyor. Biraz ferahlayım.

SAHNE - 5

(Dışarıdan Topuç'un sesi duyulur.)

TOPUÇ - Kişe. Gavurun boduları. Bıhtım bu gazları gütmekten. "Gediyimde Senem bacıdan bi de turşulu dürüm alıyım. (Türkü söyleyerek girer) Gara tren gelmez m'ola. Düdüğünü (İçerdekileri görünce susar...) Oo Seyfi dayımgil gelmiş. Hoş gelmiş dayımgil. (Elini öper) Halamın da elini öpem. (öper)
HACER KADIN - El öpenin çok olsun. Bah gaz güden yakında Mehmet'in düğününü yapacıh. Sözünü aldık. Sıra sende. Gazları satıp seni everecam. Gazları iyi güt çaldırma oldu mu?
TOPUÇ - Ben burdan evlenmem. Zile'den evlenecam. (Seyfi Dayıya) Dayı bana öyle demedin mi. Ben doda boyalı, bannahları cilalı alacam. Ayaklar da yüksek topuk. Dayı hani özde gavahlar varya. Ha onun beş danesi beni everir. On iki dene de bodumuz var. SEYFİ DAYI - Tamam aslanın yeğeni. Vakit geçmeden ben bir namaz kılayım. Gel seccademi ser Senem. (İçeri odaya geçer. Senem içeri odadan (sessizlik) çıktıktan sonra annesinin yanına oturur.)
TOPUÇ - (Kavalını cebinden çıkarır. Kara tren türküsünü çalar. Sessizlik) Nasıl kavalımı beğendiniz mi?
HACER KADIN - Gündeş'te seni soruyor Topuç. Git de ona da dinlet kavalını.
TOPUÇ - Olur hala.
SENEM - Gelin kızımız Gündeş nasıl, iyi mi anne?
HACER KADIN - Gündeş çok iyi. Çok çok selamı var. Nasıl da büyümüş serpilmiş. Boy bos yerinde kaynanası boylarına kurban olsun. Mehmet'imle goşa yaşatsın Allah. Kaş göz sırma gibi, kirpikler ok. Yaşımız gidiyor. Düğünlerini de yaptı mı ölmeden torunlarımı da görürüm. O zaman gözüm açık gitmez.
SENEM - Nişan da istiyorlar mı?
HACER KADIN - Nişan yok. Gardaş yolu vekilcelik verecik. Önümüzdeki haftaya kayda götürecik, öbür haftaya da bayrağınızı dikin dediler.
SENEM - Öyleyse ağabeyime müjdeleyim. Nasıl da sevinir.
TOPUÇ - (Yerinden kalkar) Ben müjdeleyim hala. Bana da doda boyalı alırsanız.

SAHNE - 6

(Mehmet girer, işten gelmektedir. Üstü başı dağınıktır. Elinde yiyecek bir şeyler vardır. Oturur.)
TOPUÇ - Hoş geldin Mehmet ağabey. (Elini öper)
MEHMET - Sağ ol kaz güden. Senem bir su ver. Leğeni getir de elimi yüzümü yıkayım, (senem leğeni getirir. Elini yıkarken annesine) Ne yaptınız anne gün aldınız mı?
HACER KADIN - Haftaya bayrağı dikiyoh.
TOPUÇ - Başın iki, ayanların dört olacah.
MEHMET - Önümüzde bir de askerlik var. Yetmiş üçe iki tertipleri mayısta askere alıyorlarmış. Askerlikten sonra evleneyim dedim söz dinletemedim.
HACER KADIN - Olsun oğlum canın sağ olsun. Bir düğününü yapıyım, sıra askerliğe gelsin. Heç olmazsa sen gelinceye kadar bir torunumuz olur.
MEHMET - Daha yaşım kaç anne?
HACER KADIN - Ben kötüyüm oğlum. Yaş gittikçe gözümün önü gararıyor. Boşuna söylememiş büyüklerimiz: Erken kalkan yol alır, er evlenen döl alır. Elin evinde gız oluncaya kadar, bizim evimizde gelin olur. Oğlum sen evin büyüğüsün, erkeğisin. Seni okutamadık. Elin işlerinde çok ezildin. Senem'i okutalım dedik, biliyorsun o da okuyamadı. Onu da fakülte kapısından kovdular. Başını örtüyorsun diye. Kadir lise ikide. Okumaya zaten yüzü yok. Düğünün olsun askerden gelince de devlet kapısından bir masa kaparsın. Hiç olmazsa kapıcı olursun.
MEHMET - Peki anne. Hepsi dediğin gibi olsun.
HACER KADIN - Aslan oğlum:
Yüce dağlar karsız olmaz
Yiğitler ikrarsız olmaz
Bağ bahçeyi besleyelim
Oğul bağı harsız olmaz
HACER-MEHMET-SENEM - (Üçü birden) Oğul bağı meyvesiz olmaz.

SAHNE - 7

(Loş ışık. Fondan ney sesi. Senem kitap okumakta. Hacer kadın çorap örmekte. Seyfi dayı başında beyaz takke, elinde teşbih içeri odadan çıkar. Mehmet bağdaş kurmuş oturmakta.)


SENEM - (Kitaptan) Evlenilecek kadında ilk önce aranılacak özellik, dindar olmasıdır. Çünkü, Peygamber Efendimiz; "Kadın malı için, soyu için, güzelliği için veya dindarlığı için alınır. Sen dindar olanı tercih et." buyurmuştur. Görünüşü güzel olsa, zengin de olsa, kültürlü, tahsili de olsa ondan hayır gelmez.
MEHMET - Doğrusu o. Mal mülk huzurun tek şartı olsaydı zenginler mesut olurdu. Parası bol, fakat kalbi boş insanlar ayakta zor duran, her an düşecek bir cisim gibi dayanaksız korkular içindedirler.
HACER KADIN - Biz fahır, dünür fahır. Mehmet'in talihi işte.
MEHMET - Malı mülkü Allah verir ana.
SENEM - Alacağı kadının mal ve mülk nesi var, nesi yok diye araştıran kimse günaha girer. Kötü huylu bir kadının yüz güzelliği, çirkin insana güzel bir elbise giydirmeye benzer.
SEYFİ DAYI - Evet elbisenin o şahsa hiçbir şey kazandırmadığı gibi, kötü bir huyun yerleştiği vücudun güzelliği de ona hiçbir asalet kazandırmaz.
SENEM - (Kitabı kapatırken) Dinin emirlerini beğenmeyen, hafife alan meselâ: "Bu zamanda kadının başını örtmesi gericiliktir, yobazlıktır" diyen, Müslüman olduğunu söylese bile günaha girer, adaletsizlik yapmış olur.
HACER KADIN - Doğru söylersin kızım da başörtüsü de karın doyurmuyo. Bir kuru inadın yüzünden okulu bırakmasan, okusan doktor olsan daha iyi olmaz mıydı?
MEHMET - (Sus anne, yerinden kalkar) Senem kardeşimin başörtüsü onun ve onun gibi Türk kızlarının, kadınlarının namusudur. Biz Maraş işgalinde bile kadınımızın peçesine el sürdürmedik. Duymadın mı Sütçü İmam'ın destanını.
(Dışardan "Mehmet" diye bir ses duyulur.)
MEHMET - Bu Hasan'ın sesi. Çimento gelecekti de onu yıkacaktık. Onun için çağırıyordur. Ben işe gidiyorum. (Çıkar, Sessizlik)
SENEM - (Annesine) Anne inançtan taviz yerilmez. Doğru belki doktor olabilirdim. Ama taviz, yeni tavizi getirirdi. Bir gün de gelir başka şeyler istenirdi. Ona razı olur muydun anne. (Kalkar içeri odaya geçer. Kitap elinde.)
HACER KADIN - Bu kızın hep kendi bildiği doğrudur.
SEYFİ DAYI - Senem haklı. Şimdi sen onu bırak ta saadete gelelim hanım. Şu başlık, gardaş yolu, vekilceliği ne yapacağız? On milyon o. Alım satım da var. Bize elli milyon lâzım. Şu köyde  Tekkebayırı'ndaki tarlamız var ya onu satalım derim. Yoksa düğünü yapamayız.
HACER KADIN - Ne deyim. Mal senin emme düşmanlar teneke çalarlar.
SEYFİ DAYI - Satıp ta kumara vermiyom ki düşmanlar teneke çalsın. Alıyla şalıyla gelin getirecem. Yalnız tapuyu verenece Mehmet duymasın.
HACER KADIN - Tarlayı satmasak da...
SEYFİ DAYI - (Sözünü keser) Tarla satmasan düğünü neyle edecen. Elin içine çıktık biryol. Ata binmek bir ayıp, inmek iki ayıp. Kendi kendine konuşuyon. Çatlamış gibi askerden sona evlendirek dedim, dinletebildim mi.. Tutturdu torun tosun. Sanki azrail kapıda bekliyo. Malüfülle çürük tarla, yel yel aç yat.
HACER KADIN - Bir sebep verir.
SEYFİ DAYI - Su yokuşa doğru akar mı, siz söyleyin akar mı? Bizim köroğlu akıtır. Allah beni senden ne zaman gurtaracah bilmem ki (yaka silker)
HACER KADIN - Zor mu geldi. Yedi sene çocuğumuz olmayınca evlenmeye çıktın. Yedi kapıdan demir toplayıp demirci Omar Ağaya beşiğe halka dövdüren sendin. Şimdi zoruna mı gidiyo.
SEYFİ DAYI - Ne bilek kadın. Oğlan evermenin bu kadar zor olduğunu. Cingit Halil az mı küfür etti kör ocağımıza.
HACER KADIN - Allah bize çam dalı gibi oğlan vermiş. Deldiği boğazı aç kor mu. Birbirimize düşmenin alemi yok efendi.

SAHNE - 8

(Cırıl'ın Hüsamettin girer. Şalvarın ağzını yün çorabın içine vermiş. Kambur sırtında heybesi.)

HÜSAMETTİN - Selamünaleyküm, bu zamanınız hayırlı olsun.
SEYFİ DAYI - Aleykümselam. Buyur buyur Hüsamettin. Hangi rüzgar attı seni. Hoş geldin.
HACER KADIN - Hoş geldin Cırıl'ın oğlu. (Hoşbeş eder, hal hatır sorarlar.)
SEYFİ DAYI - Köyde ne, var ne yok.
HÜSAMETTİN - Valla bildiğin gibi. İstersen bir destanla anlatayım köyün ahvalini.
SEYFİ DAYI - O meşhur döşemelerinden söyle bakalım.
HÜSAMETTİN - (Elini kulağına atar)
Bizim köyden havadisler sorarsan
 Köyün ahvalini söyleyim dayı
Boş çuvallar ambarlarda çürüyo
Onu da fareler kesiyo dayı

Ahmet'in Mehmet'e yohtur hayırı
Civana dönderdiler gambır Tayır'ı,
İmam tuttular İbiş'in Patır'ı
 Kur-an'a aksi mâna veriyor dayı

Tıngış'ın Mustafa oldu korucu
Zenginler fahırdan yiyo haracı
Hafız Emmi bile oldu biracı
Gece gündüz sarhoş geziyo dayı.

(Senem ayran getirir.)
SENEM - Hoş geldiniz, buyurun.
HÜSAMETTİN - Sağ olasın hanım kızım. İşte bizim köyde havadisler böyle Seyfi Dayı. Sizde ne var ne yok. Mehmet'i nişanladın, gözün aydın olsun. Duyduğuma göre yakında düğün de yapıyor muşun.
SEYFİ DAYI - Evet.
HÜSAMETTİN - Yine duyduğuma göre Tekkebayırı'ndaki tarlayı da satmışsın.
SEYFİ DAYI - Sattım.
HÜSAMETTİN - Yine duyduğuma göre...
SEYFİ DAYI - Duyduğuna göre beşbinbeşyüz liraya verdim.
HÜSAMETTİN - İşte onu söylemeye geldim. Şurada kırk yıllık komşuluğumuz var. Yedik içtik. Sana acırım. Tarlayı ucuz vermişsin. Dönümü iki bin liradan yüz milyon ederdi tarlan. Taşı eksen biter. Hiç aşsa verilir mi. Başına su mu çıktı? Seni kandırmış Kel Osman. Hem sona paranı nerden verecek. Aç itin biri.
SEYFİ DAYI - Söz verdim bir kere ağzımdan çıktı.
HÜSAMETTİN - Bırah sözü mözü, cay şu pazarlıktan sana yetmiş bin lira veriyim. Sen he de Alamanya'ya hemen bi tel çekiyim gö gö yüroları hemen damlatsın. Ne diyon Seyfi Ağa? Aha telefonu çeviriyom.(Cebinden büyük bir telefon çıkarır)
SEYFİ DAYI - Bişey demiyom, misafire ne denir. Ocağımdasın.
HÜSAMETTİN - O ne demek rızan olmadı mı?
SEYFİ DAYI - Cırıl'ın oğlu, evimin köşesinde olmasan seninkini biliyordum.
HÜSAMETTİN - (Kalkar) Hoppala!... Den şu adama ey ehli iman. Adam menfaatini de bilmiyo. Sen bilin gel şu Tekkebayırı'nı bana ver, kesen deste deste para görsün. İstersen ben sana para veriyim, oğluyun düğününü yap, tarlayı da ben ekiyim. Para faizsiz, tarla icarsız senin anlıyacan.
SEYFİ DAYI - Çık şu evimden, şeytan, fitne Hüsamettin!... (Üzerine yürür, Hacer Kadın araya girer)
HÜSAMETTİN - Şu kocana birşey de Hacer Kadın.
HACER KADIN - (Aralar) Kursak kavurgasını ister. Sopa yemeden çık şu evden. Ciğeri ağzına gelesice. Pişmiş aşa soğuk su katılır mı? Paran gözüne ekilsin. Asıl azmaz, bal kokmaz, kokarsa yağ kokar, aslı katıktır.
HÜSAMETTİN - Dilenciye salatalık vermişler, eğri diye beğenmemiş.
SEYFİ DAYI - Dilenci senin gibi olur. Fitne adam (Asayı vurur. Hüsamettin yıkılır, kalkar, çıkar)
HACER KADIN - Kokmuş ete tuz neylesin, rezil adama söz neylesin. Mayası kötek istiyomuş.
(Hacer Kadın ve Senem, Seyfi Dayı'yı teskin ederler.)
SEYFİ DAYI - Daha başımıza neler gelecek. Bir oğlan everdik kırk dene düşman peyda oldu. Kadir'i evlendirirken neler olur kim bilir. Ben Kadir'i düşünüyom. Okusa da adam olsa bari. Onun hakkında neler söylerler. Cırıl'ın oğlu gibi fitnenin biri de Kadir'in kafasına girer, eski sayfaları karıştırırsa vay halimize. (Senem içeri odaya geçer) Kadir benim oğlum olmadığını öğrenirse temelli zıvanadan çıkar. Bu sırrı öğrenmemeli. İkimiz arasında sır olarak kalmalı.

SAHNE - 9

 
(Bu arada Kadir girer. Babasının söylediği son cümleyi duymuştur. Elinde kitaplar vardır.)
KADİR - (Kitapları masanın üzerine atar.) Bizim evde bir şeyler donüyorya. Anlamıyorum. Söylesene anne. Babam bir sırdan bahsediyor. Nedir bu sır dediğiniz.
HACER KADIN - Bişey yok oğlum.
KADİR: Hayır inanmıyorum.
SEYFİ DAYI - Senden sakladığımız başka neyimiz olur ki. Şu düğün işiyle ilgiliydi sır dediğim.
KADİR - Benden sakladığınız bir şey var. (Sessizliği Topuç bozar.)

SAHNE - 10

(Türkü mırıldanarak Topuç girer.)

TOPUÇ - (Kavalı elinde)
Gara Tren gelmez m'ola
Düdüğünü çalmaz m'ola
Seyfi dayı, köyün sığırı geliyo. İnekleri dıhıyım mı. Sığırın önüne geçiyim bi de eşşek gopçuruyum mu?
SEYFİ DAYI - Gopçur, malı melali tamam et. Gazları da getir gaz güden.
TOPUÇ - O zaman şey isterim.
SEYFİ DAYI - Seni everecam.
TOPUÇ - Ben Zile'den evlenecam. Doda boyalı alacam Ben gidiyom. (Kadir'e) Gel Kadir abi bi eşşek yarışı, yapah.          
KADİR - Sen git ben gelirim. (Topuç ağzında türküyle çıkar) Senem nerde anne.                                                                 
SENEM - (İçeri odadan çıkar) Burdayım. Bir isteğin mi var?
KADİR - (Ceketini çıkarır üzerine atar) Şuna ütü bas.
SENEM - Olur ütüleyim. (Senem ütü işleriyle meşgul olurken)
KADİR - (Radyoyu açar. "Oynama şıkıdım şıkıdım" şarkısı duyulur. Sesini açar, oynar.)
SENEM - (Ütü ile meşgul olurken mahcup anne ve babasını süzer. Kadir'e) Ayıp olmuyor mu kardeşim. Biraz radyoyu kıs. Dinlenecek şarkı mı şu? Bir de utanmadan kıvırıyorsun.
KADİR - Toplumda bazı insanlar gizli kıvırıyor, bende açık. Ne var yani. Sen de molla sofusu oldun başımıza. Çok seviyorum bu şarkıyı, Canını yediğim bu Tarkan'a bitiyorum. Senem radyoyu kısar. Kadir şarkıya eşlik eder) Oynama şıkıdım şıkıdım.
HACER KADIN - Daha başımıza neler gelecek. Aman Allah'ım! (İç odaya geçer)
SEYFİ DAYI - (Kadir'i almaz gözlerle süzdükten sonra cep saatine bakar) Ajans saati gelmiş, TRT-l'i açta şu haberleri dinleyelim. (Kadir duymazdan gelir)
SENEM - Duymadın mı babamı?
KADİR - Duyduk canım, kulağım sağır değil ya. Şu şarkı bitsinde. Haberler... haberler... bıktık haberlerden.
SENEM - (Kadiri azarlar) Sen iyice zıvanadan çıktın. İşin şıkıdım, kıkıdım. Düşünme, okuma da ne yaparsan yap. (TRT-l'i açar)
SPİKER - Burası TRT-1. Sevgili dinleyiciler. Şimdi haber merkezinin hazırladığı haberleri sunuyoruz. Yozgat'ın Sorgun ilçesindeki kömür ocağında grizu patladı. Patlamada 1 işçi öldü, 6 işçi ağır yaralı, 37 işçi göçük altında kaldı. Sorgun ilçesindeki Mad-san Madencilik şirketine ait kömür ocağında dün saat 14.45'te meydana gelen grizu patlaması ülke çapında büyük üzüntü yarattı. Kurtarma çalışmaları devam etmektedir.
Bosna Hersek kanayan bir yara. Saraybosna'da Sırp katliamı devam ediyor. Dün saat 14.00 sıralarında Saraybosna'da bir pazar yerine yapılan bombardımanda ilk belirlemelere göre 15'i çocuk olmak üzere 50 Müslüman'ın öldüğü, yüzlerce kişinin ağır yaralandığı bildirildi.
Şimdi Çeçenistan'a geçiyoruz. Rusların Azerbaycan'da yaptığı mezalimin bir örneği de Çeçenistan'da yaşanıyor. Ancak çağdaş dünyanın gözleri önünde cereyan eden bu mezalim karşısında Çeçen halkı kahramanca direniyor. Rus kadınları Moskova'da savaşa son verin yürüyüşü yaparak Rus yönetimini yuhladılar. Bu arada şunu da belirtelim. Binlerce gönüllü Türk genci Çeçen ordusu saflarında savaşa katılmaktadırlar.
Son haberimiz Güneydoğu'dan. Güvenlik kuvvetlerince Bingöl, Mardin ve Batman'da sürdürülen operasyonlarda 9 terörist öldürüldü. Operasyonlar sırasında 3 terörist teslim oldu. Maalesef 2 askerimiz de şehit oldu.
KADİR - (Radyoyu kapatır) Haber haber... (Masadaki kitapları karıştırır) Sizin yüzünüzden derst çalışamıyorum. Şu evde bir huzur bulamadık ki kafa dinleyek. Her gün bir şeye üzül. Grizu faciası,
Bosna, Azerbaycan, Çeçenistan, Güneydoğu falan filan. Sanki başka derdimiz yok. Biz kendimizi kurtardıkta...
SENEM - Al şu cekadını.
KADİR - Teşekkür ederim.
SENEM - Huzuru kendi nefsinde arayacaksın sevgili kardeşim. Biraz duyarlı ol. Hepsi bizim milli meselelerimiz. Onlar bizim soydaşlarımız. Onlar yok olursa, yok olma sırası bir gün de sana gelir. Vatanımız bölünmenin eşiğinde. Bugün yurt sathında PKK'ya karşı büyük bir mücadele veriliyor.
KADİR - İyi hatip olurmuşsun. Hakkını yemişler. Benim büyüğüm olmasan biliyorum seninkini ya.
HACER KADIN - Bıktım (İçerden çıkar) Ne yapacaksın yavrum. Gel bir de döv ablanı utanmazsan.
KADİR - İki tokat at diyor deli gönül. Bıktım yahu nedir elinizden çektiğim.
(Evin içinde hızlı hızlı volta atarken Mehmet telaşla girer.)

SAHNE - 11

MEHMET -  (Üstü başı perişan, işten gelmektedir. Ağlayarak) Duydunuz mu!
SENEM - Ne var ağabey. Ne bu halin?
HACER KADIN -  Oğlum, birisiyle mi dövüştün, bir kaza mı oldu? (Odadakiler telaşlanır. Kadir sakin.)
MEHMET - Hayır. Keşke dediğin gibi olsaydı ana (Ağlar) Aslanım, yiğidim.. Nasıl kıydılar sana. Ben okuyamamıştım. Sen taptaze bir fidan, genç bir avukat olacaktın. Sen sel önünden partal kaptırmayacak, aç kurtlara kuzu vermeyecektin hani. Hani Hakk'ı savunacaktın. Seninle kan kardeşiydik. Kan ulayıp, can katmıştık. Keşke ardından ağıt yakıncaya kadar ben de gitseydim, ben de şehadete erseydim. (Sahnenin önünde diz çöker) Hey Allah'ım. Yeri göğü yaratan yüce Rabbim. Bana da şehadeti nasip et. (Elleri havada yığılır ağlar... Fondan İmam'ın "salası" duyulur. Evdekiler bitkin.)
SEYFİ DAYI - (Sala devam ederken yerinden kalkar, sahnenin önündeki Mehmet'e yaklaşırken) Bir yıldız daha kaydı. Söyle kim Hakka yürüdü oğlum. (duraksar) Okunan ezanların, verilen salaların yüzü gözü hürmetine Allah mazlumların ahım yerde koymasın. (Sala biter. Senem pencereyi açar. Herkesin kulağı dışarıda)
FONDAN - Dikkat, dikkat aziz Müslümanlar! Kasabamızdan stajyer Avukat Uğur Polat Çeçenistan'da Ruslara karşı Çeçen ordusu saflarında kahramanca savaşırken şehit olmuştur. Merhum şehidimize Allah'tan rahmet, yakın dost ve akrabalarına, Türk milletine baş sağlığı dileriz. Allah rahmet eylesin.
SAHNEDEKİLER - Amin (Dua okurlar)
HACER KADIN - (Dizlerine vurur) Vay yavrum vay. Gencecik Uğur'um. Ana yüreği nasıl dayanır bu acıya. (Ağlar)
SEYFİ DAYI - Allah gani gani rahmet etsin. Üzülmeyin. Hz. İbrahimle, Nemrut'un mücadelesinde netice Hz. İbrahim'in zaferiyle bitmiştir. Firavun'un ordusu denizde boğulmuş ve Hz. Musa bu zaferi kazanmıştır. (Fondan Yemen türküsü.)
SENEM - Tarihi değiştiren bazı olaylar vardır. Her olayda zafer Hakk'ın yanında olanlar lehine sonuçlanmıştır. Cihat edenler, düşmanın gücünü değil, Hakkın rahmetini düşünürler. Uğur kardeşimiz de bu rahmete kavuşanlardan olur inşallah.
MEHMET - (Bitkin bir şekilde yavaş yavaş doğrulur. Gözler ufukta) Cenabı Hakk Müslüman - Türk Milletine, Bosna'da, Azerbaycan'da, Çeçenistan'da haklı mücadelesini sürdüren soydaşlarımıza yardım etsin. Uğur Polat gibi Hak yolda şehadete eren yiğitlerimiz için duamız, gencinden ihtiyarına, kızından kızanına kadar kalbimiz ve gönlümüz onlarla. İçerde ve dışarıda var olma yok olma savaşında bana da bir görev tevdi et Allah'ım! Her şeyi gören, her şeye kadir Allah'ım! Hasanla, Hüseyin'le, Uğurla bizi yoldaş et. Biriz, beraberiz, kanız, canız. (Ellerini açarak tekrar çöker) Mazlumların kanını yerde koma Allah'ım!
HEPSİ - Amin!
SEYFİ DAYI - (Mehmet'i omzundan tutarak kaldırır) Hadi evladım şehidin cenaze namazına yetişelim. (Mehmet kalkarken fondan "Şeyh Şamil" şiiri okunur.)
(Işıklar söner)

BİRİNCİ PERDENİN SONU

 


İKİNCİ PERDE

 

DEKOR - Oğlan tarafı düğün evi. Mehmet'in düğünü için toplanılmıştır. Sedir, halı yastıklar, giriş solda testi ve çay takımı. Çaycı çay dağıtmakta. Fondan çalan davul - zurna ile perde açılır.

SAHNE – 1


SEYFİ DAYI - (Neşeli) Ağalar, beyler! Hoş geldiniz, düğünümüze şeref verdiniz. Darısı sizin oğlunuza, kızınıza olsun.
MUHLİS- Hayırlı olsun Seyfi ağa. Misafir ağalar siz de hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Çalsın davul - zurna. Hadi bakalım oynasın kız başı.
HASAN AĞA - Davulcu oda topluyor. Birazdan gelirler. Sen çok konuşuyon. (Uzaktan davul - zurna sesi) Muhliska. Oğlan başı dururken kız başı oynar mı. Arap'la, Hıdır atın Muhliskayı su ahırına basın yice tokaçlayın kiri gitsin... Sonra da soba yakın ısınsın.
ARAP - HIDIR - (Yüzleri boyanmış ortaya çıkarlar) Adım Arap, ederim tarap. Adım Hıdır, keserim kıtır kıtır. (Muhlis'i tutar götürürler. Odada kahkaha.)
MUHLİS - Kız başı kızarcı olur. Sözüme hemen kızardınız, (çıkar)
(Duvul zurna çalarken odadan birkaç kişi kalkar oyna)

SAHNE - 2

(Arap. Hıdır ve ıslanmış vaziyette, sırtına da yanar şekilde teneke soba sarılmış olarak Muhlis girer. Hoşbeş geçmiş olsundan sonra..)
HASAN AĞA - Geçmiş olsun Muhliska. Sudan çıkmış çebişe dönmüşün. Şimdi ısın da kuru. Oğlum Hıdır.
HIDIR - Buyur ağam emret kesiyim kıtır kıtır.
HASAN AĞA - Sıra kınacıda. Hadin bakalım görüyüm sizi. (Arapla , Hıdır, kınacıyı ayaklarından bağlayarak tavandan asarlar. Yüzünü karalarlar. Sonra da alır götürürler. Geri gelirler.)
HASAN AĞA - Ne yaptınız?
ARAP - HIDIR - Suda infaz ettik, kıtır kıtır doğradık. Başka emrin var mı ağam?
HASAN AĞA - Meşhur yumurta düşürme oyununu
ARAP - HIDIR - Tamam ağam. Bunu da gençlerle yapalım. (Kadir
ile Erkan'ı çıkarırlar) düşürürse ona hediye verilir. Erkan'la, Kadir'in gözleri bağlanır. Ortada sehpa karşılıklı otururlar. Yumurtayı üflemeğe başlarlar. Bu sırada Arap, yumurtayı alır, bir tabak un koyar. Bu kişiler yumurta üflüyoruz diye tabaktaki unu bitinceye kadar üflerler. Odadakiler gülerler.)
HASAN AĞA - Oğlum Hıdır. Göster odada bulunanlara bunlar neye benzedi?
HIDIR - (İkisini de sahneye doğru çekerek) Değirmenden çıkmış tazıya ağam.
HASAN AĞA - Vurun gavurun tazısına değirmene bir daha girmesin. (Arap'la, Hıdır ellerindeki palaskalarla ikisini de döverken (Davul - zurna çalmaya başlar. Sahnedekiler "Topal oyununu" veya bu oyunun oynandığı yöredeki yöresel bir oyunu oynarlar.)

SAHNE - 3
 
(Dekor aynı. Kız evinde kına yakma adeti canlandırılır.)

KINACI KADIN - (Ezgili sesli söylemektedir.)
Allan gınam, pullan gınam, yan gınam
Gündeş kızın ellerine kon gınam.
 
Ayağına giymiş nurdan nalili
Gider has bahçede salın salını
Biri Asiye, biri Meryem gelini

Ol Habibin düğünü var cennette
Ol Sultan'ın düğünü var cennette
(Önde bir kız, ardında gelin, ardında üç veya dört genç kız ellerinde mumlarla baş överek girerler. Gelin ortada duran sandalyenin etrafında üç defa dolandırılır, oturulur, kaldırılır. Bu üç defa yapılır.) (ezgili söylerler.)                     
Eğlenin  gardaşlar biz de varalım
Ebubekir sağdıç olmuş görelim
Yol yolunca saçısını verelim
 
Ol Habib'in düğünü var cennette
Ol Sultan'ın düğünü var cennette

Havva anamız haslarınan hasladır
Fadime anamız gınasını ısladı  
Anan seni gara üzümle besledi

Ol Habib'in düğünü var cennette
Ol Sultan'ın düğünü var cennette

(Bu türkü yerine "Çayda Çıra" türküsüyle de kına yakılabilir.
KINACI KADIN - (Kalkar) Benim elim değil Fadime Anamızın eli. (Önce kekil kesme adedi yapılır. Kekil için gelinin alnından bir parça saç ayrılır. Saçın üzerine kırmızı kurdela bağlanarak salavat getirilir. Kekili kesilir.) Hayırlı olsun gelinimizin kekili. Şimdi sıra kınada. Buyurun komşular, büyük küçük gelin kınası yakalım.
DİĞERLERİ - Allah hayırlı eylesin.
KINACI KADIN - (Aynı sözleri üç defa söyledikten sonra) Darısı sizin oğlunuza, kızınıza.
DİĞERLERİ - Amin!
KINACI KADIN - (Parmağı kına kabında) Kına donmuş.
SAĞDIÇ KADIN - Donduysa çözülür. (Para verir) Tören de bulum Al töreni yak gelinimizin kınasını. (Baş överek kınasını yakar)
Ana benim esbabımı yusana
Yuyup yuyup sandığıma goysana
Hani bunu giyen yavrum desene
Yavrum oy!.....Oy!.....Oy!........
 
Anam kirmenini alsın eline
Çıksın baksın gurbet elin yoluna
Gız gelin gördükçe bağrı deline
Yavrum oy!......   Oy!......Oy!.....
(Kına yakan kadın gelinin elinin içine çaldığı kınanın üzerine kırmızı bir kurdele bağlar. Başına ve boyun kısmına da çalar. Kızlar, içinde ayna olan bir kıvrak tutarlar başına. Diğer kızların eline de yakılır. Baş övmeye devam ederler.)
Çattılar ocak taşını
Kurdular düğün aşını
Övdüler kızın başını

Kız anam kınan kutl'olsun
Vardığın evler tatl'olsun

Atladı geçti eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Evimizin yakışığı

Kız anam kınan kutl'olsun
Vardığın evler tatl'olsun
KINACI KADIN - (Salavatlar) Peygamber canına salavat selleylum Muhammed. (Koro halinde üç defa söylenir, sıra duvak vurmaya gelir.) Gelsin duvakçısı, gelinin duvağını da vuralım.
(Duvak; buğday sapından örülmüş, yüksekliği 30 cm., başa geçecek kısmı ve üstü daire olan orta da daralan bir sepettir. Yöreye göre sepet, areyçin gibi adlarla bilinir.)
DUVAKÇI KADIN - Getirin areyçini gelinin duvağını yapalım. (Sepeti gelinin başına koyarken salavat getirilir. Sonra sepet üstten gelinin çenesine pullu beyaz bürükle bağlanır. Bu bürüğe ana yaşmağı denir.) Bu senin ana yaşmağın Gündeş. Ölünceye kadar bu senin namusundur. Gelin gittiğin evden ölün çıkmadan, sen çıkma. Öldüğünde çenen bu bürükle bağlansın, namusunla yaşa, erine bağlı ol, çoluk çocuğun çok olsun, vatana hayırlı olsun. Türk töresine göre ana yaşmağını anası bağlar, (anası bağlarken salavat getirir ve alkışlarlar.)
HACER KADIN - (Bağlarken) Ölünceye kadar evinin, erkeğinin kölesi ol kızım. Senin olduğun evlere gün doğsun, günlük güneşlik olsun. (Ana yaşmağının üzerine kırmızı ve sarı renkte poşu örtülür)
(Sonra sepetin üzerine allı, pullu renkli incili dokuz yemeni (yazma) dokuz kat halinde sepetin etrafına çember şeklinde sarılır. Kıvraklı duvak telli simle, altın, inci ve diğer takılarıyla süslenir. Salavatlanarak kaldırılır. El öpücü kız önde, gelin arkada büyüklerin ellerini öperler. Sağdıç Ana; lokum, üzüm, leblebi ikram eder. Gelin bacısının boynuna sarılır.)

                                          (Işıklar söner)

                                      İKİNCİ PERDENİN SONU                                '

 

ÜÇÜNCÜ PERDE
 
(Seyfi Dayı'nın evi. Birinci perdenin hemen hemen aynısı gibi olmakla beraber daha itinalı ve titiz hazırlanmış bir dekor göze çarpar. Oda yeni gelinin çeyiziyle donatılmıştır. Perde fondan verilen "Sürmeli" türküsüyle açıldığında sahnede Gündeş gelin ve kayınvalidesi Hacer Kadın oturmuş sohbet etmektedirler.)

SAHNE - 1

HACER KADIN - Yavrum, Gündeş gelinim. Allah seni Mehmet'ime yazmış. Yazmışta iyi etmiş. Allah mesut ve bahtiyar etsin. Sen salih kadınlardan ol. İyi ol, hepimizin kalbini kazan. Senin ahlâkını bozmak isteyenler olursa evimize alma. Ahlakına zarar gelecek şeylerden sakın. Herkese karşı güler yüzlü, tatlı dilli ol. Bize ve kayınpederine hürmet etmek birinci vazifen olsun. Büyüklerin rızasını, duasını al.
GÜNDEŞ - Daha bir haftalık evliyiz. Yoksa bir hata mı işledim anne?
HACER KADIN - Hayır kızım. İyi olasın, bunları bilesin diye
söylüyorum.
(İçeri odadan Senem'in sesi duyulur.)
SENEM - (Kendisi gözükmez.) Annee, Mehmet ağabeyim ekmeği getirdi mi? Kahvaltı hazır.
HACER KADIN - Birazdan gelir. Getir de yumurtaları ben soyuyum.
GÜNDEŞ - Getiriyim de ben soyuyum yumurtaları.
 (İçeri odadan sahan içinde yumurtaları getirir. Kaynana ile gelin yumurta soyarken Mehmet elinde ekmekle girer.)
MEHMET - Ooo ne bu muhabbet!... Gelinle kaynana ne konuşuyorsunuz, kumrular gibi.
GÜNDEŞ - Sen seversin diye Senem yumurta kaynatmışta onu soyuyoruz.
HACER KADIN - Benim has gelinim değil mi. Yüreğin mi kalktı oğlum?
MEHMET - Yo yo Anne. Aman elin içinde dövüşmen de ne ya parsanız yapın. Kaynana ile gelin pek geçinemez de...
GÜNDEŞ - Ben sofrayı kuruyum.
 (Gündeş ve Senem sofrayı kurarlar.)
 Senem - Baba, Kadir, Topuç sofra hazır.
(Hepsi sofraya otururlar. Topuç, Gara Tren Türküsünü söyleyerek gelir. Yemek yerlerken biraz sonra "Posta" diye bir ses duyulur. Topuç koşar kapıya bakar. Postacı sarı bir zarf getirir. Mehmet zarfı açar.)
HACER KADIN - Hayırdır oğul, sarı zarf hökümete işarettir. Heyecanlandırma bizi şimdi yüreğime inecek. Söyle neymiş?
SEYFİ DAYI - Dur hele hanım ne korhuyon canım okusun da duyah.
MEHMET - Pusulam çıkmış
GÜNDEŞ - Pusula mı?
 (Herkes dona kalır.)
 (Işıklar söner)

SAHNE - 2

 (Fondan "Mehmet'im" türküsü çalmaktadır. Sahne aydınlandığında Mehmet ve Gündeş görülür.)
MEHMET - Evimi evin bil. Anamı, babamı, anan baban bil. Dinimizde ata dörttür. Dost ve düşmanım, senin de dost ve düşmanındır. Bunu hiç unutma. Senem bacımın yüreği yaralıdır. Onu sakın incitme. Kadir biraz delicoştur, onun kusuruna kalma. Topuç ise Allah'ın delisi. Altın gibi kalbi var. Onu anlamağa çalış. Hayat inişli yokuşlu Gündeş. Sen benim helalimsin. Hep helalim olarak kalmanı istiyorum. Alınla, pulunla, şerefinle geldin bana. İnşallah ikimiz bir yastıkta kocarız. Ancak şunu unutma ki; gün dönümlü, dünya ölümlüdür. Dilerim Allah'tan ölüm ayırır bizi.        :
GÜNDEŞ - Seni er bildim, erkeğim bildim. Allah beni sana yazmış. Kaderime razıyım. Dostun dostum, düşmanın düşmanımdır. Bundan emin olabilirsin. Doğru dersin ata dörttür. Ananı ana, babanı babam bileceğim. Daha kaç günlük gelinim. Al işte gelinlik duvağım (Sandıktan çıkarıp getirir) Bu da ana yaşmağım. (Pullu beyaz bürüğü gösterir) Allah'tan tek dileğim, çenem bu yaşmakla bağlanmış olarak çıkıyım bu evden. Çünkü, anamın en büyük vasiyeti budur. Bu bürüğü gelin olurken anam bağladı çeneme. Ölünce de sen bağla Mehmet! (Ağlar) 
MEHMET - Tövbe de. Bırak şimdi bunları. Bu ölüm de nerden çıktı. Kalbini ve gönlünü hoş tut Gündeş. Asker olduğuma üzülme. Allah'ın takdiri neyse o olur.
GÜNDEŞ - (Çekinerek) Bu gece bir rüya gördüm.
MEHMET - Hayrola.
GÜNDEŞ - Hayrın karşı gele. Sen bir beyaz ata binmiş bulutlar arasında geziyordun. Asker elbisesi giymişsin. Elinde mavzer. Bana bulutlar içinden el sallıyorsun. "Mehmet gel" diye sesleniyorum. "Gelemem Gündeş. Ben cepheye gidiyorum" diyorsun.
MEHMET - (Dalgın yavaş sesle) Uğur'la buluşmaya...
GÜNDEŞ - Uğur'la mı? Ne Uğur'u, yanında kimseler yoktu. Nereye gidiyorsun" diye arkandan bağırdım. "Bosna'ya gidiyorum Gündeş, Bosna'ya" diye cevap verdin... Bir elinde silah, birinde ay-yıldızlı bayrak, bulutlar arasında kaybolup gittin. (Ağlayarak) Yoksa söyle Allan aşkına, bir daha dönmeyecek misin!                          
MEHMET - (Teskin eder.) Sakin ol. Rüyayı hayra yormak lazımmış.
GÜNDEŞ - (Çeyiz bohçasından çıkarır) Gelinlik çeyizim için iki bayrak işlemiştim. Şu birini al göğsün üstünde taşı. Şunu da...
MEHMET - (Küçük olan bayrağı alır, öper) Bu kalsın. Oğlumuz olursa düğün bayrağı için sakla. Yok kızımız olursa çeyiz bohçasına yadigar olarak koyarsın. (Cebinden bir zarf çıkarıp verir.) Bunu bayrağa iliştir. Bana bir evlat verdiğin günü aç. Sana namusumu ve bu zarfı emanet ediyorum. Hakkını helal et. Ben ölsem, dirilsem yine seni kendime eş olarak seçerdim. Beni unutma. Asker vurulunca değil, unutulunca ölür. (Helalleşirken dışarıdan araba kornası duyulur. Senem elinde valizle içeri odadan çıkar)
SENEM - Çantan hazır ağabey.

SAHNE - 3

 (Seyfi Dayı, Kadir, ardından Topuç girer.)

KADİR - Minibüs bekliyor ağbi.
MEHMET - Tamam geliyorum Kadir. (Kadir'e) Bak kardeşim. Evin emaneti sana. Senden başka kimsemiz yok. Babamı, annemi üzme. Hayatın acı gerçeklerini artık anla. (Gözlerinden öper) Allahaısmarladık. (Kadir de Mehmet'in elini öper) Gündeş önce Allah'a, sonra sana emanet.
KADİR - Güle güle git ağbi yolun açık olsun. Emanetini gözüm gibi koruyacağım.
SEYFİ DAYI - Bekletmeyelim dolmuşu.
MEHMET - Allah'a ısmarladık baba. Hakkını helal et. (Elini öper. Babası Mehmet'in gözlerinden öper.)
SEYFİ DAYI - Mehmet, deden vatan uğruna Çanakkale'de şehit oldu. Al işte son mektubu. Koy cebine ve dedeni unutma. Mektubunda "abdestimizi aldık, ikindi namazını kıldık, harbe gidiyoruz" diye yazmakta. Bu O'nun son mektubudur. Üç ay sonra künyesi gelir. Son mektubunda anama şöyle bir dörtlük yazmış:
Başındaki tılısım
Akan sular ılısın
Goy benim cahil yarimi
Su yolunda çürüsün.
Mehmetçik'in alın yazgısı oğul. Ayrılık ve ölüm. Vatan yolunda, Kur'an yolunda, bayrak yolunda, din-i İslam uğruna askere gitmek, cihat etmek ne mukaddes bir vazifedir.
MEHMET - Allaha ısmarladık bacım kendine iyi bak.
SENEM - Sağlıcakla git. Gözün arkada olmasın. Tez mektup (Elinde kına taşıyla Hacer Kadın içeri odadan çıkar)
HACER KADIN - Az kalsın unutuyordum. Kına kardım oğlum. Hele bir aç (Elini kınalar) Birazda saçına çalıyım. (Saçının ön sağ tarafını da kınalar.) Uğur getirir oğul. Rahmetli anası da baban askere giderken böyle kınalamıştı.
MEHMET - (Dışardan acı acı korna sesi) Hakkını helal et ana. Gidip de gelmemek, gelip de görmemek var. Benim hakkım hepinize helal olsun. Hayır duanı eksik etme. (Elini öper. Annesi boynuna sarılır, ağlar. Ezgili şu ağıtı söyler:)
Kağnıya dayamış meşe dirgeni                                              ;
Sırtına bürümüş balik yorganı
Sağ olur da sen sılana gelirsen
Keseceğim dört ayaklı gurbanı...
 (Fondan "Mehmet'im türküsü".
  (Işıklar söner)

SAHNE - 4

 ("Asker yolu beklerim türküsü" ile sahne aydınlanır.)
Asker yolu beklerim
Günü güne eklerim.
Sen git yarim askere de
Ben sılayı beklerim.

Mendilimde gül oya
Görmedim doya doya
Asker yolu beklerim de
Gününü saya saya.

FONDAN OKUNUR : Bir ay sonra. Ev fertleri için uzun bekleyiş. Mehmet Acemi birliğinde vatani vazifesini yaparken, karısı Gündeş gelin, bacısı Senem, babası Seyfi Dayı ve Anası Hacer Kadın'ın gözleri yoldadır. Mehmet'in ilk mektubunu dört gözle beklemektedirler.
(Gündeş ve Senem mırıldanarak el işi yaparken, Hacer Kadın elinde pantolon yamamaktadır. Seyfi Dayı düşünceli.)
SENEM - Aman anneeee... sende. Eskiyi yama yama yine eski. Yama devri geçti artık.
HACER KADIN - Sen ne diyon gız. Eskisi olmayanın yenisi olmaz. Sana var mı zararı?
SENEM - Tamam tamam. Mehmet ağbimi düşünüyorum da... Bir ay oldu gideli. Onunla giden Hüseyin'in mektubu gelmiş. Çeşmede bacısı söyledi.
GÜNDEŞ - Öyleyse şu günlerde ağbinden de bir haber çıkar.
HACER KADIN - Canı sağ olsun. Geç olsun da, güç olmasın.
SEYFİ DAYI - Ortalık heç de düzgün değal. Mektup yazmaya vakit buldu mu bakalım. Görmüyon mu dün yine teröristler Diyarbakır'da 3 askerimizi şehit etmişler.

SAHNE - 5

 (Topuç türkü söyleyerek elinde mektupla girer.)

TOPUÇ - Müjde Hacer Hala. Müjde Gündeş Yenge. Mehmet'ten mektup var. Postacı verdi. (Odadakiler heyecanlı, sevinirler.)
GÜNDEŞ - Ver bana.
TOPUÇ - Yo vermem
SENEM - Öyleyse bana ver
TOPUÇ - Sana da vermem.
HACER KADIN - Topuç size vermez. O verse verse bana verir.
TOPUÇ - Sana da vermem hala.
HACER KADIN - Adağım var. Mehmet'imin ilk mektubunu getirene tavuk verecektim. Mektubu bana verirsen, tavuğu veririm.
TOPUÇ - Tavuk senin olsun. Şey istiyom hala (çekinir... mahcup.,.) Doda boyalı, Zile'den olursa mektubu veririm. Bi de bekmezli dürüm hala!...
HACER KADIN - Tamam Topuç ver mektubu.
 (Mektubu alır, Senem'e verir. Senem açar. İçinden kına ve fotoğrafı da çıkar. Senem mektubu okur. Mektup Mehmet'in sesiyle fondan verilir.)
 Sevgili anacığım, babacığım;
 Nasılsınız, iyimisiniz, iyi olmanızı Cenabı Allah'tan dilerim. Selam eder bir aylık hasretle ellerinizden öperim. Kardeşim Senem'e, Kadir'e, Topuç'a ve Eşim Gündeş'e selam ederim.
Ana seni çok özledim. Baba beni merak etmeyin. Kutsal asker ocağında günlerimizi geçiriyoruz. Allah'a şükür sağlık ve sihhatle vatani vazifemi yapıyorum.
 Sevgili baba ve anacığım, belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulunmuşumdur. Beni affediniz. Hakkınızı helal ediniz. Sizden ayrıldığımın ertesi Cuma günü Cuma namazını kıldıktan sonra birliğime teslim oldum.
 Anacığım senin kınaladığın saçımı bölük berberinde kestirdim. Tıraş olmadan ikindi vakti yüzbaşım yeni gelen eratı teftiş ederken benim saçımın kınasını gördü.
 Bana şöyle dedi.
 - Mehmetçik. Hiç erkek kınalanır mı?
 Ben şaşırdım. Dedim ki: Komutanım buraya gelmeden evvel anam kınalamıştı. Bakın elimde kınalı dedim. Sebebini sordu bilemedim. Komutanım senden sormamı istedi. Söyle ana benim saçımı niye kınaladın. Elime niye kına yaktın. Bana acele yaz sevgili anacığım.
 Size sık sık mektup yazacağım. Mektubuma burada son verirken tekrar selam eder, büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim.
 Yandı yürek su deyü
  Mendil verdim yu deyü
  Kızlar bize bakmıyo
 Asker oldu bu deyü
 
 Ağlarım ben gülemem
  Gözyaşımı silemem
 On beş aydır askerlik
 Bitirmeden gelemem
 Anne, asker kınası ile bir fotoğrafımı ve mektup yazman için bir kağıt gönderiyorum.
 Oğlunuz MEHMET

 (Mektubun okunması bittikten sonra ışıklar söner.)

SAHNE - 6

 (Sahne aydınlandığında Kadir'in evin içinde sinirli sinirli gezindiği görülür. Sigara içmektedir. Topuç ise bağdaş kurmuş dürüm yemekte.)

KADİR - Anasını satıyım. Bizim okul gemisi karaya oturdu.
TOPUÇ - Sahi mi Kadir ağbi. Kaç kişi boğuldu, kurtulan yok mu?
KADİR - Hepsi boğuldu.
TOPUÇ - Vah vaaahl... (Ekmek boğazına durur. Kadir Topuç'un sırtını yumruklar, su verir.)
KADİR - Oğlum geberecan. İnandın mı essahtan. Yolcular, tayfalar, hepsi. Büyük bir facia. Medya günlerce bu gemiden bahsedecek. Bu büyük deniz kazasından sadece kaptan kurtuldu. Kadir kaptan (kendini işaret eder.)
TOPUÇ - Vah vaaah! yumruklar.) (Lokma yine boğazına durur. Kadir sırtını yumruklar.)
(Hacer Kadın içeri odadan çıkar.)
HACER KADIN - (Elinde mektup vardır) Kadir, ağabeyinden mektup geldi. Sana da selamı var. Okulunu soruyor. Gel ben söyleyeyim de Mehmet'e bir mektup yazalım. Gözü postadadır şimdi.
KADİR - Aleykümselam anne. Okulu soruyorsa biraz önce söyledim. O gemi battı. Okulu bıraktım.
HACER KADIN - (Üzgün) Niye oğlum. Neden bıraktın?
KADİR - Çalışmam lâzım. Mobilyaya olan bu ay ki senedi ödedi mi babam?
HACER KADIN - Hayır, ödeyemedi. Sana kim söyledi?
KADİR - Alacaklı okuldan gelirken önüme geçti. "Senedi ödeyin, yoksa icraya koyarım" dedi.
(Başında takke, elinde doksan dokuzluk teşbihi ile içeri odadan çıkan Seyfi Dayı, konuşulanları duyar.)
SEYFİ DAYI - Konuştuklarınızı duydum. Borç seni ne ilgilendirir Kadir. Sen sadece okulunu düşün.
KADİR - Köyde bir tarla kaldı. Öyleyse onu da sat senetleri öde.
SEYFİ DAYI - Sen oku yeter ki. Mal mülk nedir ki el kiri. Sizin için onu da seve seve satarım.
KADlR - Ben okulu bıraktım, Şimdi çalışmaya gidiyorum. Ağabeyime söz verdim. Bu evi kimselere muhtaç ettirmem.
GÜNDEŞ - Durun baba. Alın işte takılarım. (Altınları boynundan koparır, yüzüğünü çıkarır uzatır) Bozdurun, borcunuzu ödeyin.
KADİR - (Bağırır) Hayır! Kardeşim benim namusumu beklerken, ben onun karısının altınlarını alıp, bozduramam. (Gündeş'e) Ben alamam Gündeş gelin., alamam. (Cekadını alarak hızlı hızlı çıkar. Gündeş altınları Seyfi Dayıya uzatır.)
GÜNDEŞ - Al baba. Sen bozdur.
SEYFİ DAYI - Hayır kızım. Ben de alamam. Tarlamı satarım. Bu yaşta kazma kürek çalışırım ele güne gelinin boynunu, boğazını soymuş dedirtmem. Senin ziynetine el süremem. (çöker ağlamaklı. Odada sessizlik. Senem de konuşmaların hararetine gelir. Hacer Kadın, Senem'e kağıt verir.)
HACER KADIN - Dert bitmez Senem. Otur da ağabeyine bir mektup yazalım. Çarçabuk ben söyleyeyim sen yaz. (Hacer Kadın söyler, Senem yazarken, Gündeş, Seyfi Dayı ve Topuç yazılanları dinlemektedirler.)
 
YÜKSEK BlR TÜRK GENCİNE TAKDİMDİR.


 Sevgili oğlum Mehmet,
 Nasılsın iyi misin, iyi olmanı ulu Mevladan diler, gözlerinden, o kara gözlerinden öperim. Mektubunu aldım. Postacıya müjde deyi bi tavuk tuttum verdim. İlk mektubunu getirene tavuk vaat etmiştim.
 Baban iyi. Selam eder gözlerinden öper. Kardeşlerin Senem ve Kadir ile Topuç ve karın Gündeş selam ederler.
 Ey gözümün nuru Mehmet'im.
 Evimizde rahat rahat oturalım mı. Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor. Sen ecdadından babandan aşağı kalmazsın. Ben senin anan isem Beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor.
 Sen bu ailenin seçilmiş bir kurbanısın. Mehmet'im, söyle zabit efendiye. Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır. Ben de seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım. Onun için saçını kınalamıştım.
 El hükmü billah. Allah seni İsmail Peygamber'in yolundan ayırmasın.
 Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır.
 Gözlerinden öperim.
 Su gelir aka aka.
  Etrafın yıka yıka.
  Mehmet'i asker ettim
  Ardından baka baka.

 Mektup yazdım kış idi.
 Kalemim gümüş idi.
 Daha çok yazacaktım.
 Mehmet parmaklarım üşüdü.
                  ANAN HACER

 

SAHNE - 7

FONDAN OKUNUR : Mehmet gideli tam yedi ay olmuştur. Günler haftaları, haftalar ayları kovalamaktadır. Mektuplar geliyor, mektuplar gidiyor. Mehmet acemi birliğinden sonra Hakkari'nin Çukurca ilçesine dağıtım olur. Yurdumuzun Güneydoğu Bölgesi'nde bölücü teröristlerin saldırıları, köy basıp masum insanları öldürmeleri devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, vatanın bölünmezliği, Türk milletinin bütünlüğü için büyük bir mücadele vermektedir. Mehmetler, Mehmetçikler kahramanca çarpışmakta, Hak yolda bir an önce şehadete ermek için adeta birbirleriyle yarış etmektedirler. Seyfi Dayı'nın oğlu Mehmet'te sınır ötesi harekatta cansiperane çarpışmaktadır. Hâl böyleyken her aile gibi Mehmet'in evinde de bir tereddüt vardır. Herkesin gözü ve kulağı radyoda, televizyondadır. Mehmet'ten bir haber beklemektedirler. Mehmet'in yavuklusu Gündeş gelin yeni doğacak çocuğuna bez, belek hazırlamaktadır. Hacer Kadın kendilerine ilk torun-tosun verecek olan Gündeş gelini el bebek, gül bebek tutmakta, üzerine titremektedir. Seyfi Dayı torunu için yepyeni cıngırdaklı bir beşik almıştır bile.
 (Sahne aydınlandığında Seyfi Dayı namazını dualamakta, Senem ile annesi beşik süslemekte, bebek elbisesi dikmektedirler.)
HACER KADIN - Bu beşik kahrımızı çok çekti. Mehmet'imin yavrusu hem halkalı, hem cıngırdaklı beşikte büyüyecek.
SEYFİ DAYI - Şu radyoyu açıyım da haberleri dinleyelim. (Seyfi Dayı radyoyu açar.)
SPİKER - Sevgili dinleyiciler Burası TRT-1. Şimdi haber merkezinin hazırladığı haber bültenini sunuyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri bugün sabaha karşı saat dört sıralarında Kuzey Irakta PKK kamplarındaki teröristleri etkisiz hale getirmek için, büyük bir sınır ötesi harekatı başlattı. Harekatta otuş beş bin asker görev almakta, İlk gün 15 PKK'lı öldürüldü. Beş askerimiz ilk çatışmada şehit oldu. Şehitlerin isimleri şöyle: Osman Çevik, Dursun Uyar, Hasan Doğan, Ali Güven ve Mehmet Ceylan.
( Evde kıyamet kopar. Çığlıklar... Gündeş bayılır, Işıklar kararırken, sahnede sadece beşik aydınlanır. Hacer Kadın beşiği öğülleyerek ağlamaktadır.
Fondan;
Eledim eledim höllük eledim
Aynalı beşikte bebek beledim
Büyüttüm beledim asker eyledim
Gitti de gelmedi yavrum buna ne çare

 (Işıklar söner)


SAHNE - 8

FONDAN - (Loş ışık... Mehmet'in cenaze töreni. Kalabalık sesler) Allahüekber Allahüekber Lailaheillallahu Allahüekber!... Allahüekber Velillahüllhamd!... Şehitler Ölmez!... Vatan bölünmez... Mehmetler Ölmez!... Mehmetçik ölmez!... ("Şehitler Ölmez" türküsü . Sahneden bayrağa sarılı tabut omuzlar üzerinde geçer.)

SAHNE - 9

 (Sahne tekrar aydınlandığında sağ köşede Gündeş, sol köşede Kadir bitkin bir vaziyette diz çökmüşlerdir. Gündeş'in elinde Mehmet'in defteri göğsü üstüne bastırmış ağlamaktadır. Senem ve Hacer Kadın üzgün divanda oturmaktadır. Seyfi Dayı'nın beli bükülmüştür. Yorgun ve bitkin bir şekilde sahneye girerken)

FONDAN OKUNUR- Mehmet şehit olduktan dört ay sonra... Bu büyük acıya hangi yürek dayanır. Artık Seyfi Dayı'nın evinde kara kara bulutlar dolaşmaktadır. Sevinç ve umudun yerini, üzüntü ve keder almıştır.

GÜNDEŞ - (Elinde Mehmet'in hatıra defterini karıştırmakta.) Kaç hafta, kaç mevsim bekleyeceğim, hatıra defterinle avunacağım bey askerim. (Defteri karıştırırken bir yerde durur ve okumağa başlar. Fondan Mehmet'in sesiyle) En büyük asker bizim asker. Mehmet der ki: Bu yola bin Mehmet feda ola. Hakkari'de askerlik yapmak bir şereftir. Asker vurulunca değil, unutulunca ölür. (Gündeş elinde kalem şu şiiri deftere hem yazar,  hem sesli okur.)

ŞEHİDE DUA

- Eşim Mehmet için -
Rabbim kaydetsin seni şehitler defterine
 Komşu eylesin bey askerim Musab.b umeyr,
Seyfullah, Resulullah hazretlerine
Bizi de kabul etsin sabreden zümresine
Bey askerim dememi çok severdin
İnşallah ahirette eş yerine yine beni seçersin
Dünyaya bin defa yeniden gelsem
Hepsinde seni alırım derdin
Acın büyük bey askerim.
Mehmet'im tek tesellin
O yüce, o büyük merteben senin
Bunu yazan sevgili eşin
Ahirette bu şehit eşi densin
Rabbim Mehmet'i ve cümlesini şehitlik defterine kaydetsin
Şehit eşin Gündeş
SEYFİ DAYI - (Göz ucuyla bir Kadir, bir Gündeş'i süzer) Mehmet'in şehadeti hepimizin belini küteden kırdı. Ne kadar mutluyduk. Ne yapalım takdire karşı gelinmez. Vatana bir kurban daha verdik. Koçumun ardından kimler ağlamadı ki? Koyunlar, kuzular bile Mehmet! Mehmet! deyi meleştiler.
HACER KADIN - Koçumu, koçak Mehmet'imi ellerimle kınalamıştım. Vatana kurban olsun diye. Dileğim kabul oldu. Gündeş'im nazlı gelinim, alın yazın böyleymiş yavrum. Sil gözüyün yaşını (Gündeş'in gözyaşlarını silmeye çalışarak çöker, ağlar.)
SEYFİ DAYI - Ölenle ölünmez. Hayat devam ediyor. Bundan sonra bu eve dirlik, düzenlik gerekir. Acıya tahammül lâzım. Bazı gerçekleri konuşmak zamanı geldi, zannediyorum. Acı ama, gerçek. Biz annenizle bir konuyu size açmak istedik. Ama dilimiz varmadı. Bir türlü açamadık.
KADİR - Nedir acı ve gerçek olan baba?
SEYFİ DAYI - (Gündeş ve Kadir'in arasında ve sahnenin tam orta yerinde) Gündeş, kara bahtlı gelinim. Bilirim acını, yüreğin yanıyor, ancak sen taze bir çiçeksin, gençsin, çiçeği burnundasın. Yakında bize bir de yadigar bir torun vereceksin. (Kadir'e) Sen ise oğlum okulu bıraktın. Evlenme çağın geldi. Gündeş'i evden çıkarmak istemiyoruz. (Gündeş'e) Gelinim, Allah'ın emri, Peygamberimizin kavliyle seni Kadir'e almak istiyorum. (Fondan Ölmem'mi türküsü) Doğumundan sonra bir nikah yaptıralım, ne dersin?
(Gündeş, Mehmet'in defterini göğsüne daha bir sıkı bastırarak hüngür hüngür ağlamaktadır.)
GÜNDEŞ - Ne deyim babam. Diyecek gücüm mü kaldı. Çaresiz bir divaneye döndüm. Gidecek kapım mı var? Boynum kıldan incedir!...
KADİR - (Ağlayarak doğrulur) Hayır baba!... Ben ağbimin karısını alamam, O'nun yatağına giremem. Gündeş gelinimizi ben yenge bildim, bacı bildim. O'nun Senem'den farkı yok.
HACER KADIN - Bir bizim başımız da mı? Takdir buymuş yavrularım! (Ağlar)
KADİR - Bu nasıl takdir ana! Kardeş karısını almak ha!...
SEYFİ DAYI - Ben danıştım. Düşer deniyor. Hem sonra sen Mehmet'in öz kardeşi değilsin ki.
KADİR - Neler söylüyorsun baba. Öyleyse benim babamı göster?
SEYFİ DAYI - Dinle şimdi: Sen benim küçük kardeşimin çocuğusun. Sen Kadir gecesinde dünyaya geldiğin için, adına Kadir dendi. Sen doğduğunda annen ölmüştü. Doğumdan gitti zavallı kadın. Annenin ölümünden iki ay sonra da baban öldü. Çorak ocağında göçük altında kaldı. Seni öz evladımız gibi büyüttük. Bu sırrı sana bugüne kadar söyleme gereğini duymadık. Ama bugün mecbur kaldık. Gelelim Topuç'a... O da annenin kardeşinin çocuğu. Babası köyde namus düşmanını vurup, hapishaneye girdi. Namus derdi adamı hapishanede yedi bitirdi. Genç yaşta ölünce yanımıza aldık. Şimdi anladınız mı her şeyi.
KADİR - Evet baba. Demek sen benim öz babam değil, amcamsın. Fakat ne değişir ki. Bu evliliğe kanımız müsaade etse bile, gönlüm, ağabeymin hatıraları, o süzgün bakışları müsaade etmez. Ben böyle bir şey yapamam, O'nun ruhu hep benimle olacaktır. "Kadir, Gündeş'i sana emanet etmiştim. Emanete hıyanetlik ettin" demez mi? Yıllarca eğitim, eğitim der dururlar. Hayatın verdiği dersi hangi eğitim düzeni verir, soruyorum sizlere. Hadi söyleyin muhterem büyüklerim? Bakın ben ne kadar değiştim. Aslı astarı lise ikiden kovulmuş bir aciz kulum. Dün ablam Senem'le dalga geçiyordum. Ya bugün. (Senem'e) Abla bağışla beni. Sen haklıymışsın. (Çeviklikle duvarda asılı av tüfeğini kapar, babasına) Al vur beni. (annesine) Sen vur anne! (Senem'e) Sen vur bacım. Yeter ki benden Gündeş gelinle evlenmemi istemeyin. (Ağlayarak, çöker) Vurun!... Vurun! Vurun beni ama bize kıymayın.
SENEM - (Kadir'e) Ağla kardeşim ağla şimdi ağlama zamanıdır. Ben sırf inancım yüzünden üniversite kapısından kovuldum. İnandığım, inandığım gibi yaşamağa çalıştığım için. O günden beri hep ağladım. Bu vatan için, Kur-an için, bayrak için, devletimizin ebedi var olması uğruna evimizin orta direği göçtü. Bir tarafta Müslüman -Türk milletinin bu mukaddes değerleri korumak için şehit veriyoruz, öbür tarafta inandığı gibi yaşayanları ilim yuvalarından kovuyoruz. Ve yine bir köhnemiş gelenek yaşatılsın, ocağımız tütsün diye büyüğün karısını, küçük kardeşe nikahlıyoruz. Bu yara kapanır mı? Kanar!... Hep kanar! Vazgeçin bu yarayı kanatmaktan.
GÜNDEŞ - Beni vurun, size ağabey dedim. Kaynım dedim. Kocam diyemem. Gül üstüne gül koklayamam. Mehmet'ten başkası bana haram olsun. Ne olur Kadir ağam beni ellerinle öldür. (Göğsünden pullu beyaz bir yazma çıkarır) Ana yaşmağım bu. Anam duvağıma bağlamıştı. Kadir Ağam (yalvarır) yalvarırım vur beni. Öleyim de bu beyaz pulla bürük benim çene yaşmağım olsun.
KADİR - (Ağlayarak bağırır) Hayır! Ben sana el uzatamam, karım diyemem. Dünya ahiret bacımsın. Bugünden sonra bana gitmek düşüyor.
GÜNDEŞ - (Hamile ve bitkin vaziyette) Bırakın ben gideyim. Mehmet'in çocuğunu; demir çarık takar, demir asa alır, diyar diyar deşirir, büyütürüm. (Fondan Mehmet'in sesi duyulur. Senem irkilir, gitmekten vazgeçer.)
MEHMET'İN SESİ- (Fondan) Bu zarfı bana bir evlat verdiğin günü aç. Sana namusumu ve bu zarfı emanet ediyorum. Hakkını helal et. Ben ölsem, dirilsem yine seni eş olarak seçerdim Gündeş!...
GÜNDEŞ - (Ellerini açarak yalvarır) Allah'ım!... Ey Cenabı zül celal... Karnım burnumda. Al canımı da kurtar beni. Bu evden ölüm çıksın. (Senem'e) Senem! (Göğsünden zarf ve bir bayrak çıkarır.) Mehmet'in emaneti... (Senem'e verirken, durumu ağırlaşır. Yutkunarak...) Beni hastaneye yetiştirin!... (Düşer.)
SENEM - Anne, Gündeş'in durumu ağır. Hadi Kadir çabuk olun hastaneye götürelim. (Tutup kaldırırlarken ışıklar söner)
(Fondan şu ağıt duyulur:)
Sevgili yaranım göz yaşı döksün
Üstüme kırmızı karanfil eksin
Baş ucuma ulu bir çınar diksin
Dostlar gölgesinde ansınlar bizi
Sağ olsun Mehmet'im vatan sağ olsun.
Bu vatana kastedenler kahrolsun

SAHNE - 10

 (Sahne aydınlandığında, Kadir tedirgin ve şüpheli bakış ve davranışlarla içeri girer. Odada kimseyi görmeyince, duvarda asılı tüfeğe takılır gözü. Hemen alır. Kendini öldürmek gibi düşünceler geçer içinden. Fondan yankılı Mehmet'in sesi duyulur.)
FONDAN MEHMET'İN SESİ -  Evin emaneti sana Kadir... Gündeş'i sana emanet ediyorum kardeşim!...
(Kadir titremeğe başlar. Topuç türkü mırıldanarak girer)
TOPUÇ - Tüfekle oynama ağbi. Şeytan doldurur ha..
KADİR - (Topuç'un sesini duyunca irkilir) Keşke doldursa kaz güden.
TOPUÇ - Kuş mu vuracan ağbi?
KADİR - Hayır seni vuracam.
TOPUÇ - Töbe de ağbi.
KADİR - Öyleyse gel sen beni vur.
TOPUÇ - Olur ağbi. Ver tüfeği. Akıllı yaşayıp dünyanın kahrını çekinceye kadar, deli ol dünya senin kahrını çeksin.
KADİR - Yerinde bir şey söyledin. (Tüfeği Topuç'a verir, göstererek) Bak böyle atacaksın. Tüfeği bana doğru doğrultup sonra tetiği çekeceksin. (Fişeği koyar) Hadi bakalım. (Topuç tüfeği alır, Kadir'e doğrultur.)
KADİR - Hadi ne duruyorsun düşür tetiği. (Bu sırada Seyfi Dayı'nın sesi duyulur.)
SEYFİ DAYI -  Telaşlı girer) Durun. Ne yapıyorsunuz oğlum. Delirdin mi Topuç?
TOPUÇ - Şaka yapıyoh Dayı. Kadir ağbi bana tüfek atmayı öğretiyo..
KADİR - Sen şaka belle. Ben senin düşüreceğin tetikle saadete kavuşacaktım. Kahrolasıca niçin çekmedin tetiği?
SEYFİ DAYI - Cinayet mi çıkaracaksınız, ah şu başımıza gelenler.

SAHNE - 11

 (Dışardan duyulan çocuk ağlamasıyla irkilirler. Hacer kadın ve Senem girerler. Hacer Kadın'ın kucağında kundağa sarılmış çocuk vardır.)
HACER KADIN - Ölmene hacet kalmadı oğul. (İçerdekiler şaşkın)
SEYFİ DAYI - Gündeş hani? Yoksa yoksa gelmedi mi?
SENEM - Gelmedi... gelemedi.
SEYFİ DAYI - Söyle niçin gelmedi?
HACER KADIN - Sizlere ömür, Mehmet'le buluşmaya gitti.
SEYFİ DAYI - Yavrum!... Gündeş gelinim, talihsiz guzum!... (ağlar)
TOPUÇ - Gündeş yenge (olduğu yere çöker, ağlar)
KADİR - (Derinden bir of çeker) Ey yüce rabbim nelere kadirsin. Senin işine karışılmaz.
HACER KADIN - Çenesini ana yaşmağı ile bağladım. Dileği oldu. Ana yaşmağıyla geldi, ana yaşmağıyla gitti.
SEYFİ DAYI - (Bebeği kucağına alır, öper) Bu Mehmet'le, nazlı Gündeş'in yadigarı. (Öper, bebeği Hacer Kadın'a verir.)
HACER KADIN - Beşiğe koyalım yavrumuzu. (Sahnenin tam orta yerinde duran beşiğe yatırır. Yanına diz çöker. Beşikte sallanan halkayı göstererek) Babası da bu beşikte büyüdü. Tam yedi yıl çocuğumuz olmayınca, yedi kapıdan demir toplayıp bu halkayı yaptırmıştın hatırlıyorsun değil mi bey?
SEYFİ DAYI - Demirci Omarağa azmi çekiç salladı bu halka için. Eli uğur getirmişti rahmetlinin. Sonra oğlumuz Mehmet oldu. Çocuklarımızın hepsi bu beşikte büyüdü.
HACER KADIN - Torunumuz da bu beşikte büyüyecek. Emme artık bu halkanın da, bu beşiğin de uğuru kalmadı.
SEYFİ DAYI - Sahi (heyecanlı) yavrumuz erkek mi, kız mı? Adını koydunuz mu? Söylesene hatun?
HACER KADIN - (Beşiği öğüllerken suskunluğunu bozar) Onu Senem'e sor.
SENEM - Baba, Gündeş son nefesini verirken gözleri bu emanete takılı kaldı. (Göğsünden çıkarır) Bu mektubu açamadan can verdi.
SEYFİ DAYI - Bir zarf ve bayrak. (Öper) Şu zarfı aç, oku kızım. (Senem zarfı açar ve okurken, fondan Mehmet'in sesi duyulur.)
MEHMET'İN SESİ - (Fondan) Gündeş, bu mektubumu okuduğunda belki de ben şehitler kervanına katılmış olacağım. Mektubumu açtığına göre annesin demektir. Ben de mutlu bir babayım. Sana vasiyetimdir. Oğlum olursa adını Mehmet koy. Adım ağzından düşmesin. Kız olursa üzülme. Adını Hilâl koy. Türk'ün tan yeri Hilâl'le ağarır, şafak Hilâl'le söker. Umut Hilâl'de. Hilâl önde, Hilâl gönderde, Hilâl burçlarda olsun. Hilâl'in gün yüzü, güler yüzü, vatanımın ufkunu ışıtsın. Hilâl sana Hilal'ler size emanet. Hilâlimi nazlı Hilâlimize sar, sarmala... ömrü uzun, ömrü ebedi olsun...
                                        MEHMET

SENEM - Gün battı, Hilâl doğdu.
HACER KADIN - (Hilâli kundağıyla Seyfi Dayı'ya verir.) Al nazlı Hilal'imizi bey.
SEYFİ DAYI - (Kucağındaki Hilâl'i bayrağa sarar. ) Gün battı, Hilâl doğdu!... Hilâl yüzlüm, Hilâl kaşlım, Hilâl'im... Büyü, büyü, çabuk büyü... (Gözler ufukta, sahneye doğru ilerlerken) Bakın... bakın... Vallahi şafak Hilâlle söküyor. Gelin, hepiniz gelin (Sahnedekiler etrafında Hilâl şeklinde dizilirler. Hepsinin gözleri ufukta, tek noktada düğümlenmiş gibi) Bakın... bakın... karanlıklar Hilâl'le aydınlanıyor!... (Fondan; gök gürültüleri, tabiatın uyanışı, bülbül, kuş seslen, su şırıltıları) Dünya Hilâl'le uyanıyor... Şu ufka iyi bakın... Bakın Allah aşkına... Doğuyor... (ışık huzmesi önce Hilâl'in, sonra Ayyıldızlı bayrağımızın üzerinde)
HACER KADIN -  Oğlum Mehmet için verilen Silahlı Kuvvetler Övünç Madalyası'nı Hilâl'e veriyorum. (Kundaktaki bebeğin boynuna takar) Övüncümüz, şerefimiz, sânımız sensin Hilâl!...
HEPSİ - Doğuyor!... Doğdu... Gün battı... Hilâl doğdu!....
(Fondan Türkiyem türküsü)

(Işıklar söner.)

ÜÇÜNCÜ PERDENİN SONU
 
HİLAL'İN TÜRKÜSÜ
Bir ömür tükettim sana
Büyü Hilal, büyü yavrum
Güneş battı sende sıra
Büyü Hilâl, büyü yavrum
Türk'ün asil soyu yavrum

Hilal kaşlım, Hilal gözlüm
Vallah yoktur senden gizlim
Hilal kundaktaki sözlüm
Büyü Hilâl, büyü yavrum
Türk'ün asil soyu yavrum

Durali'yim alca şafak
Söker kuzum yüzünde ak
Dalga dalga, bayrak bayrak
Büyü Hilâl, büyü yavrum
Türk'ün asil soyu yavrum

SON

DURALİ DOĞAN
6 NİSAN 1995, SORGUN


----------------------------------------------------------------------

Sılam Basın Yayın Matbaacılık Ltd. Şti.
Durali Doğan
Atatürk Bulvarı Özel Apt. No: 29/D Sorgun/YOZGAT
Tel: (0354) 415 2020
      0533 346 8889

 

Bu sayfa 2559 defa görüntülenmiştir.

Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN