Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

KAHRAMANLIK DİPLOMASI

KAHRAMANLIK DİPLOMASI




KAHRAMANLIK DİPLOMASI
 (İki perde)

 
 "Bu piyes her yıl kutlanmakta olan 24 Kasım Öğretmenler Günü 'nde olduğu gibi diğer gün ve gecelerde de sahneye konabilir."
 
ŞAHISLAR
 
Cabbar
Öğretmen
Kezik Kadın
Kemal
Çevriye
Halil Dayı
Bakkal Osman
Hüso
Doktor


BİRİNCİ PERDE
SAHNE- 1

 (Bir kasaba evi. Cabbar ve Kemal, lise ikinci sınıfta okumaktadır. Cabbar, kravatını takarken Kemal de iskambil kâğıtlarıyla oynamaktadır. Cabbar, teybe batı müziği çalan bir bant koyarak dans etmeğe başlar. Perde açılır.)
KEMAL - Hadi Cabbar gel de iki atalım. (İskambil oynamağa başlarlar.)
CABBAR - Öğleden sonra Fransızcadan yazılı yapacakmış.
KEMAL - Bırak dersi mersi de oynamana bak!
CABBAR - Hadi aslanım kâğıt çek! Seni altmış altıya bağladım. (Oyunu Cabbar kazanır.) Bir dahasına öğren de gel.
KEMAL - Bu sefer sen kazandın. Okulun vakti geliyo. Bana eyvallah. Şu zangırtıyı da kapat. Kezik abladan sopa yeme.
CABBAR - Alnını karışlarım beni dövecek adamın. Anamsa anam. Bu evde benim sözüm geçer.
KEMAL - -Soğan erkeği!... Eyvallah...
CABBAR - Güle güle tombulum. Gene beklerim. Yazılıda beraber oturalım.   (Kemal çıkar.
Cabbar türkü söylemeğe başlar.)
CABBAR- Ala geçi çift doğurdu. Bol ettik südü yoğurdu. Gönlüme hülyalar doldu. Ana beni eversene Ah ana beni eversene!.., (Kendi kendine,) Allah, o anayı bana verir mi? Yıllardır bir baltaya sap olamadık. Şu geberesice lise bi bitseydi. Canıma tak dedi. Gara fakın takır takır kuruttu. (Kravatını takar, saçını tarar.) Öğlenci olmasaydım nasıl yetişecektim okula. Saat on ikiye geliyo. Gız Çevriye!... (Kız kardeşine seslenir.) Yahu nereye gider bunlar. Moruk gitti işe, salak karı da acep nerde çene çalıyo? Kadın kısmına Allah çene vermiş. Ya şu bacım olmayasıca Cevriye... (Düşünür... Kafasına vurur.) Vay deli aklım. Ha... O da okula gidiyor. Benim kafa da öküz kafası. (Evin içini dolaşır.) Eee, bana ekmek verecek kimse olmadığına göre... (İçeriden ekmek alarak çıkar.) Hem gider hem yerim. (Kitaplarını alır.) Yo olmaz... Yiyim de gidiyim. (Masaya oturur.) Madem oturdum bi de fal açayım. Fransızcadan bir mi alacam, sıfır mı? (Fal açar.) Helâl be, faldan bir çıktı. Önüne bi de sıfır koyarsak... (Tam bu sırada Cabbar'ın ortaokul üçüncü sınıfta okuyan kız kardeşi Cevriye elinde kitaplarıyla girer.)
CEVRİYE - On eder değil mi ağabey?
CABBAR - Ödümü patlattın giz. Ömründe on aldın mı sen?
CEVRİYE - Hayır.
CABBAR- On almak benim işim.
CEVRİYE - Doğru söylüyorsun.
CABBAR -Lâfa bak. (Sinirlenir, kâğıtları toplar.) Uğursuz kız. Sen olunca fal da bozuluyo, kafam da... Hem sonra niye kapı dinliye-rek geliyorsun. Bak aslanın kardeşi. Sana tembihim olsun. Kapı dinlemek çok ayıptır. Canım şöyle kapıya çıkarsın. (Çıkacağı zaman içeri giren annesine çarpar.) Pardon, özür dilerim anneciğim. Özür mözür anlarsın ya...
KEZİK KADIN - Özürün kabahatından büyük. Yine mi kitapsız gidiyorsun?
CABBAR - Teşekkür ederim anneciğim. Dürümümü de alıyım. (Isırır.)
KEZİK KADIN - Hazırladın mı derslerini?
CABBAR- Evet. Cevriye'nin öğretmeni faltonik, tektonik, dansonik, seromik, melodik (kendi kendine,) -ik yapım ekiydi. Denklemleri vermiş onları çözdüm.
KEZİK KADIN -Acaba doğru mu?
CABBAR - Hem de nasıl. Şap şup. (Cevriye'ye, sus diye işaret eder.) Tümden teke varım... Meselâ : İki kere iki altı eder.
KEZİK KADIN - Dört etmez mi?
CABBAR - Seni kırana kadar, kör şeytanın bacağı kırılsın.
KEZİK KADIN -Hangi önemli derslere çalıştın?
CABBAR - Beden eğitimine. (Cebinden boks eldivenlerini çıkarır, takar.) Çekilin Muhammet Ali Klay geliyor.
KEZİK KADIN -Zamane gençleri, ne demeli?!..
CABBAR - Hemen beş milyon vermeli.
KEZİK KADIN - Ne beş milyon lirasıymış?
CABBAR - Anneciğim... Bir bilsen neler oldu. Lâboratuvarda deney yaparken lâm ile lâ-manti kırdım. Müdür ikisini de ödemez-sen okula gelme dedi.
KEZİK KADIN -Vay başıma gelenler! Şuraya bir miktar koymuştum. Baban bakkala verin diye bırakmıştı. Ona ne diyeceğiz?
CABBAR- Sen ne diyeceğini bilirsin. Ver elini öpü-yüm anneciğim. (Elini üç defa zorla öper.)
KEZİK KADIN - Paranın yüzü güleç olur. Fazla oyalanma geç kaldın. (Kezik Kadın içeri odaya geçer.)
CABBAR - (Cevriye'ye,) Aslan kardeşim. Şu edebiyat yıllık ödevlerimi yaz. Sanat tarihi ödevlerimi de yap. Ayasofya'yı renkli çiz, yoksa not alamam. Ödev notum yüksek olsun ki işi garantiye alalım.
CEVRİYE - Gelirken bi gazete alırsın, kupon biriktiriyorum da.
CABBAR - Ne kuponuymuş?
CEVRİYE - Artis kuponu...
CABBAR- Vay benim artis adayı kardeşim... (Çıkarken geri döner.) Senin isteğini yerine getirmez miyim?
CEVRİYE- (Koşar içeri, odadan gazeteyi getirir.)
 CABBAR- Hangi gazeteymiş o?
CEVRİYE - Tombala gazetesi.
 CABBAR- (Gazeteyi Cevriye'nin yüzüne çarpar,) Al işte aptal bacım. Sokak kızlarına heves
leniyorsun.
CEVRİYE --Ama ağbey...
CABBAR-Sus kız... Ödevlerimi yazmazsan bu suçunu anama söylerim. Kapının ardındaki süpürgeyi görüyor musun?
(Annesi iç kapıdan çıkarak süpürgeyi alır.)
ÇEVRİYE- Anneciğim vallahi benim suçum yok. Yoksa...
CABBAR- Demedim mi ben?...
KEZİK KADIN -Size ne oluyo? Kızım şu önlüğünü çıkar da eve bir süpürge çal. Şimdi baban gelir.
ÇEVRİYE--Ben de bana vuracaksın sandım da.
KEZİK KADIN -Amanın daha okula gitmedin mi sen?
CABBAR- İlk dersimiz beden  eğitimi,  konumuz boks... Öğretmen borçlu olduğu... Hayır be dilim pırttı. Raporlu olduğu için evde ekzersiz yapıyorum. (Annesine ve Çevriye 'yi yumrukla sakındırır. Bu sırada Halil dayı içeri girer.)

SAHNE-2
HALİL DAYI - (Mırıldanır.) Gözü kör olsun şu dünyanın. Sanki yaz boz tahtası. Bugün de öğle oldu.
(Cevriye ekmeği elinden alır.)
CABBAR - Azıcık ver kız. Aç acına okula gidilir mi? İş bulabildin mi baba?
HALİL DAYI - Bizim emekli Cilâlı Hasan var ya... Onun üç ton kömürünü attım. İş de o, güç de o. (Cabbar'a bakar.) Ne o, okula gitmedin mi? O eldivenler nerden çıktı? Poksörle-re dönmüşsün.
CABBAR-- Ben de okula gidiyodum, sen girdin.
HALİL DAYI -Sabah namazından beri ayağımın üstündeyim. Boyundan boşundan utan. Çalış, çalışma yok. Oku, okuma yok. Allah akıllar versin. El akıl alırken sen nerdeydin?
CABBAR - Dağda davar güdüyodum baba.
HALİL DAYI    - Baba maba deme. Şu yaşa kadar çalıştım.
CABBAR - Hele şu okul bitsin.
KEZİK KADIN -Talebeden ne beklersin? Kendine hayrı yok.
HALİL DAYI - Doğru, ben daha on sekiz yaşında tığ gibi delikanlıyım. Parayı verdin mi bakkala?
KEZİK KADIN - Okuldan istemişler, Cabbar'a verdim.
HALİL DAYI -Cabbar'a mı verdin? Cabbar'ın bacaklarını keşte beşiğe bele.
CABBAR - Eyvah saat ilerlemiş. Hadi eyvallah. (Çıkar.)
HALİL DAYI - Talebeymiş! Ne güzel bahane. Boyu bosu kavak gibi oldu. Ben çalışayım o ye sin, hoşuna gider. (Sinirli.)
KEZİK.KADIN -Yarın da o kazanır, biz yeriz.

SAHNE-3
 
 (Kapı vurulur. Çevriye kapıyı açar.) - Buyurun Hasan amca.
HASAN BEY   - Gel git, gel git. Evinizi tekke yolu ettik. Hâlâ yüzünüz kızarmaz mı be! Halilaaa... Halila... Ben ön sözümü sorfsöylerim... Ya evin kirasını ver ya da evimi boşalt. Aklın kesiyosa otur. Sana yalvarmıyom ya. Malımla rezil mi edeceksin beni?
HALİL DAYI - Hele otur Hasan Efendi. Hakkın var. Ne deyim. Aklımdan heç çıkmaz. Dinî borcum. Neydek...
HASAN BEY -Neydek olur mu yahu?! Hiç yüzünüz kızarmaz mı?
KEZİK KADIN -Hasan Efendi, Hasan Efendi... Kiracı olmakla gâvur olmadık ya canım. Kira paranı inkâr etmiyoh. Bir hafta sonra altım-daki döşeği satıp paranı verecem.
HASAN BEY - Zaten bedava oturuyorsunuz.
HALİL DAYI - Allah kanaat versin. Elli milyon lira kiraya bedava diyon? Biz, yerden mi süpü-rüyoz parayı? Allah gözünü doyursun.
KEZİK KADIN - Ev sahiplerinin gözü doymaz. İnsanoğlunun gözünü bir avuç toprak doyurur.
HASAN BEY - Öyleyse evimden çıkın. Benim evden kötüleri yüz milyon lira. Evimin neyi eksik? Suyu var, tuvaleti var, elektriği var, betonarme bina. Seksen milyon liradan aşağı olmaz. İyi düşünün taşının. Hadi eyvallah. (Çıkar.)
KEZİK KADIN - Canın cehenneme! Allah'ım şu ev sahiplerine vicdan, kiracılara da sabır ver ya-rabbiL
HALİL DAYI - Ne vicdanından bahsediyon? Evi barkı sattır, ondan sonra da Allah'a yalvar. Toprağına kan döktüğüm doğup büyüdüğüm köyümden göçürdün beni. Şu üç paralık adamlara boyun büktürdün. Vasiyetim olsun. Ölürsem, beni köyüme, Gazi Çavuşun mezarının kıblesine gömün. Kezik, duyuyor musun beni? Şehir, şehir dedin, bu izbeye soktun beni. Tarlayı tapanı sattırdın.
KEZİK KADIN - Ben, böyle mi olsun isterdim? Suç benim mi?
ÇEVRİYE - Ama baba! Buradaki imkânlar daha çok. Doktoru var, ilâcı bol...
HALİL DAYI - Ama kızım, paranın yoluna dev oturmuş. Ekmek devin ağzında. Göbeğimizi köyde bırakıp, sahte çiçeklerin arasına sıkışmış kalmışız. Çiğdem saksıda yetişir mi? Köyün kağnı gıcılamasına, köpek seslerine, çocuk ağlamasına hasretim. Gürültü, alarm vuran polis arabaları, ambulans sesi, sarhoş bağrışları, çıkarır beni çileden. Koca Halil Usta, evin ekmeğini temin etmekten aciz. Şehrin çelik dişlileri arasında dön babam dön. Yeni doğmalar, köyü beğenmiyo. Televizyonu renksiz, yollar toz toprak diye. Doğru, köyde bazı imkânlar yok ama, hiç olmazsa yağımız, sütümüz, yakacağımız, yiyeceğimiz bol. Bakkalın gözüne bakmıyoh.

SAHNE-4

 (Kapı vurulur, bakkal Osman girer.)
BAKKAL OSMAN- (Sinirli, elinde defter vardır.) Halila mısın, nesin? Ne utanmaz adamsın be?! Biz babamızın tarlasından getirmiyoruz ya. Dede, yediğini öde. Ya bakkal borcunu kapatırsın ya da evine haciz getiricem. Şu eve bak, getirsem neyini alacam?!... Al yazdır, al yazdır. Sanki ringonun ahırı. Yarına kadar borcunu getir!
HALİL DAYI - Osman e... (Bakkal sözünü keser.)
BAKKAL OSMAN- Sus! Parayı getir, o zaman konuşursun. Ben karışmam. (Çıkar.)
KEZİK KADIN - Bakkal Osman haklı...
CEVRİYE - Bunlar da tutturmuşlar köy. Eller gibi renkli televizyonumuz mu var, buz dola
bımız mı var, halımız, koltuğumuz mu var? Neyimiz var? İki çitil, bir mitil. Alaca karanlıkta yaşayıp gidiyoruz.
KEZİK KADIN - (Dizine vurur.) Ben böyle mi olsun istiyodum bey? Şehre geldik ki el içine karışak deyi. 
HALİL DAYI - Kaderimiz mi desek? Cisimler misali düşüyoruz. Deryada yüzen bir saman çöpü gibi. 

  SAHNE - 5 
 (Çoban Hüso, sırtında heybe, elinde bir sitil yoğurtla girer. Başında çoban kalpağı vardır.) 
HÜSO - Selâmünaleyküm. 
HALİL DAYI - Aleykümselam. Hoş geldin Hüso gardaş. (Diğerleri de hoş geldin derler.) 
KEZİK KADIN - Köyde ne var, ne yok? 
HÜSO - İyilik be Kezik bacım. Hani iyi demek âdet olmuş. Bilmez misin köyü? Siz kurtuldunuz, biz de altı yok çarık gibi sürünüyoh. 
 KEZİK KADIN - Sarı inek yağına hasret kaldık. Hep ot yağı yiyoh. Onu da bulursak. 
HALİL DAYI - Bize imrenmeyin. Sabah çay, ekmek, öğleye pancar haşlaması, akşama çay, 
CEVRİYE- Bunlar da tutturmuşlar köy. Eller gibi renkli televizyonumuz mu var, buz dolabımız mı var, halımız, koltuğumuz mu var? Neyimiz var? İki çitil, bir mitil. Alaca karanlıkta yaşayıp gidiyoruz.
HALİL DAYI - İşte görüyorsun ya Hüso. Gençlerdeki bencillik, biz de tevekküle sığınıyoh. İki kuşak arasında koca Sakarya akıyo.
HÜSO- Değirmene vardım derdimi dökmeye, o başladı tersine dönmeye.
HALİL DAYI - Senin de mi derdin var?
HÜSO- Dert tükenir mi? Hemi perşembe pazarına gidiyim hemi de şu işlerimi halledeyim dedim.
HALİL DAYI - Senin işin de bitmez.
HÜSO - On ölçek nohudum vardı onu sattım. Gelmişken şu bizim istidacı Topal Şerefe de bi dilekçe yazdırdım.
HALİL DAYI - Ne dilekçesiymiş, kimi şikâyet ettin?
HÜSO - Canım, Topal Şeref, gelmişken şu dilekçelerini yazıyım da gereken yerlere ver dedi. Allah ırazı olsun ondan!
HALİL DAYI - Kimi şikâyet ettin?
HÜSO- Kel Üsüyün sınırı sökmüş, mahkemiye verdim. Kâhyayı, millî eğitime şikâyet ettim. O da kaymakama gönderdi. Çimentoyu yemiş diyolar.
HALİL DAYI - Yağlıydı öyleyse. (Çevriye çay getirir.)
HÜSO - Yağlı olmasa yer miydi? Benim taşlı tarlanın ortasına telgraf direği dikmişler. Kim diktiyse? Ona verdim bi dilekçe. Bi dilekçe de vali beye gönderecam. Herkes tarlasını ekti, davarın yayılacağı yayla galmadı. Çekirdekten köyün çobanıyım. Ben nerde davar güdecam? Halila söylesene. Ondan verdim bi dilekçe. İyi etmemiş miyim? Köyün hepisini şikât ettim.
 

Neyse bana müsaade. (Kalkar.) Geçen seneki bizim köyün öğretmeni var ya.
HALİL DAYI - Eeee...
HÜSO - Okulun sıralarını satmış. Öyle diyolar. Ta ürüyama girdi. Gelmişiken...
HALİL DAYI - Gelmişiken onu da şikât edecan değil mi?
HÜSO  - Gelmişiken ediyim diyom Halila.
HALİL DAYI - İşin gücün ortalığı karıştırmak. Milletin içine çomak sokmak. Allah insaf versin! Bu fikirle ne benim evime gelmiş ol, ne de ben görmüş oluyum.
HÜSO - (Kalkar.) Kızma canım. Sağlıcakla kal.
HALİL DAYI - Verin şunun sitiliyle heybesini. Gözüm görmesin.
HÜSO - Eyvallah... (Çıkar.)
HALİL DAYI      - İşin rasgelsin!

SAHNE-6

 (Elinde bıçak, üstü başı kanlar içinde Cabbar girer.)
KEZİK KADIN  - Oğlum ne bu telâşın?
HALİL DAYI - Oğlum ne bu vaziyet?
CEVRİYE - Ne ola ağbey? (Cabbar kapıyı kilitler.) Niye kitliyorsun kapıyı?
CABBAR-  Çekilin kapıdan. Açmayın. Çekilin dedim.
KEZİK KADIN  - Ne oldu anlatsana oğlum?
CABBAR - Çekil ana...  (Fondan öğretmenle boğuşmaları duyulur.) Hayır... (Kapı vurulur.) Açmayın kapıyı. (Kapı ikinci defa vurulur. Postacının sesi duyulur. Cabbar rahatlar.)
CABBAR - Aç kapıyı bacım. (Çevriye kapıyı açarak postacıdan mektubu alır, getirir.) Kilitle kapıyı. (Cevriye'ye,)
CABBAR - Kimden geliyor?
CEVRİYE - Dayımın oğlundan.
CABBAR - Ver bana! (Mektubu açar okur.) Mehmet doktor olmuş. Ah Mehmet nerde kaldın çabuk gel?! Gel ki gönlüm doktorsuz, şifa beklerim. (Kapı vurulur.)
CABBAR -  Açmayın. (Kapıya doğru yürür. Dışarıdan arkadaşı Kemal'in sesi duyulur.)


KEMAL - (Sesi dışarıdan gelir.) Aç kapıyı Cabbar. Ben Kemal'im. Sana söyleyeceklerim var.
CABBAR - Hayır. Senin gibi arkadaş kahrolsun! Benim, Kemal diye bir arkadaşım yok. Defol!
KEMAL - Benim, Cabbar.
CABBAR - Defol dedim, defol! (Kapıyı yumruklar. Dışarıdan  Kemal'in  sesi duyulmaz. Cabbar sahnenin ortasına doğru yürürken tekrar kapı vurulur.)
CABBAR - Açmayın.
EV SAHİBİ - (Sesi duyulur.) Utanmaz adam. Hem kirayı vermezsin hem de kapıyı kilitlersin... (Ses uzaklaşır.)
HALİL DAYI - Ne yaptın oğlum? Banka mı soydun, adam mı öldürdün? Yol mu kestin, bel mi kestin? Cinnet getiriyorsun.
CABBAR - Keşke cinnet getirseydim. Keşke kafayı bozsaydım. Bir büyük suç işledim baba, bir adam öldürdüm.
HALİL DAYI - Adam mı öldürdün? (Diğerleri de dizlerine vururlar.) Vay benim başıma gelenler!
CABBAR - Mevlâna ile sema eden, Yunusla odun taşıyan, içimdeki o adamı öldürdüm. Yani ben, beni öldürdüm baba. Davasız ve teşkilâtsız bir parazit sürüşüydüm. Bakışları ürkek, solgun ve sesi kısık olan o adamı bıçakladım. Bir kapı kulu, bir emir kuluydum, büyüklerin önünde iki kat eğilirdim. Saygısız, sarhoş bir beş numara not için canavar kesildim. Okumaya, ilim zihniyetine, düşünceye bıçak sapladım. Allah'ım! (Sahnenin önüne yığılırken kapı bu sefer hızlı olarak vurulur.)
KOMSER METİN - Ses/ dışarıdan duyulur.) Ben Komser Metin Ersoy. Açın kapıyı. Kanun namına açın diyorum!
CABBAR - (Tedirgin,) Açın kapıyı! (Çevriye, ağbeyinin gözüne bakarak kapıya doğru yönelir.) Aç kapıyı bacım.
(Halil Dayı ve Kezik kadın yere yığılmışlardır. Doğrularak Cabbar'a bakarlar.)
CABBAR - Dost görünenler, yakınımdakiler, uzağımdakiler! Garip anam, çilekeş babam!... Toplanın vurun, vurun yüreğime! Vur ey kahpe felek! Bunun diyeti ağır olacak.
(Sahnenin önüne yığılır.)
(Işıklar söner.)
(Perde kapanır.)
 
CABBAR - Vücudumda kurşun değmemiş yer yok ana. Hangi savaşa girip çıkmışım ben? Baba bir zamanlar sen ne kadar gençtin, ne kara yiğittin. Seninle cenk etmek ölüm demekti. Söyle bana, kör nefis, Hakk'ın önünde ne zaman diz çökecek?
HALİL DAYI  - O kadarını bilemem oğul. Bildiğim şu ki: Ben böyle demir asa, demir çarık gurbete atılacak adam değildim.
CEVRİYE - Çayını tazeleyim mi ağabey?
CABBAR - Hayır içmeyeceğim.
CEVRİYE - Dünden beri bir şey yemedin ağabey.
CABBAR - Canım istemiyor.
CEVRİYE - Üç ay sonra okulum bitiyor. Kura çekeceğim. Kep giyme törenine gelecek mi
sin ağabey?
CABBAR - Kısmet bacım.
HALİL DAYI  - Biraz dışarı çık Cabbar. Şöyle bir dolaşırsan sıkıntın gider. Ben şöyle kahveye gidiyom. (Çıkar.)

SAHNE-2

 (Kot pantalonlu ve avare bir vaziyette Kemal girer.)
KEMAL - Selâm...
CABBAR - Aleykümselam.
KEMAL - Geçmiş olsun Cabbar!
CABBAR - Sağolasın! (Cabbar ilgisiz kalır.)
KEMAL - (Cabbar'ı süzer) Bu eve ölü toprağı mı serpildi yahu? Haklı değil miydik sanki? Hadi gidek iki kadeh atak. Sonra da yer altında okey taşı sökmeğe... Taş ocağına hasret kaldık. O zaman bütün dertle rini unutursun. Okumadık diye boşuna üzülme. Bi banka soysak ömür boyu geçindirir bizi.
CABBAR - Yeter artık! Terk et evimi! Yalnız bırak beni! Taş sütunlar arasında bir hafta yatsaydın böyle konuşmazdın.
CEVRİYE - O anlatılan masalları ben de gerçek sanmıştım. Orta son sınıftayken tombala gazetesi okur, artis olacağım diye kuponlar biriktirirdim. Ağabeyim gibi benim de beynimi yıkadılar. Hatırlıyor mu
sun ağabey? Üç yıl önce bir rezil gazeteyi yüzüme çarpmıştın. Bu olay benim için utanç duvarı oldu. Bu duvara öyle bir çarptım ki dalga dalga dalgalandım. Sonra Türkçe öğretmenimin şu sözünü
kulağıma küpe yaptım. Öğretmenimiz gözümüzün içine baka baka her yıl şu sözleri tekrarladı: "Çocuklar, gök yüceliğince gururlu, ateş gibi şuurlu, ömür boyu ahlâklı ve faziletli olun." derdi. Kulakları çınlasın! (Kemal'in elindeki gazeteyi alır.) Elindeki şu gazete bilmem neler neler yazmıştır? Al işte! Milyarder ünlülerin aşkları. İki çocuk anası randevu evinde yakalandı. Gazetelere bakın, aşk cinayetleri... Adam cinayet işlemekten, şoför araba devirmekten zevk alıyor.
KEMAL - Hemşire olacam diye boyundan büyük lâflar ediyorsun. Sana ne benim gazetemden kayası mısın? Mürekkep yaladığın nasıl da belli oluyo.

SAHNE-3
 (Kap, vurulur. Cabbar'm dayısının oğlu Doktor Mehmet girer.)
DOKTOR - Selâmünaleyküm.
CABBAR - Aleykümselam Mehmet Ağabey.  Hoş geldin.
DOKTOR - Hoş bulduk. Geçmiş olsun Cabbar! Hapisten çıktığını yeni duydum.
CABBAR - Sağolasın ağabey! Üç yıl önceki mektubunda okulun bittiğini yazmıştın. Hayırlı
olsun! Doktorluk kutsal meslek...
DOKTOR - Evet, gece gündüz insan sağlığıyla uğraşıyoruz. Şimdi sizin evin çıkışında bir hastam var da ona uğrayacağım. Ümitsiz olma, eskiyi unut. Gayret gösterirsen kendini tekrar topluma kazandırabilirsin.
CABBAR - Ben ölmüşüm ağabey. Esas, şu yaşayan gençliği topluma kazandırmalı.
DOKTOR - Doğru, cemiyetleri kurtarmak için gençliği kurtarmak gerek.
KEMAL -  Avrupa'daki gençliği görüyoruz. Günlerini gün ediyorlar. Yine de bizden ileriler.
DOKTOR - Onları  örnek alırsak sonumuz viran olur. Her gün gazete ve televizyonda heveslendiğin Avrupa gençliği, milletimizin maddî ve manevî yönden güçlü olmasını istemedikleri için kötü örnek
oluyorlar.
KEMAL  -  O niyeymiş?
DOKTOR - Çünkü, bizi rakip gören bu ülkeler gençliğimizi pasifleştirmek, uyuşturmak ve birbirimize düşman hâle getirmek için çalışıyorlar.
KEMAL - (Teybe arabesk şarkı koyar. Cabbar kapatır.)
DOKTOR - Arabeskin insanları intihara, üzüntüye ve başıboşluğa sevk ettiğini biliyor musun? Sonra insanı tembelleştiriyor. Başarının ilk düşmanı tembellik, her kalıba girer. Tembelliğin bir adı havaîlik, bir adı gevşekliktir.
KEMAL - Başka?
DOKTOR - Hoppalık, züppelik, uyuşukluk, usançlık ve keyfine düşkünlük. Neticede, yarının teminatı olan gençler, ülküsüz, inançsız, fikirsiz, ahlâksız bir güruh olarak yetişiyor. Gazete, kitap ve dergileri okuyamıyoruz. Sadece resimlerine bakıyoruz. Okumaya alışmamışız. Elindeki şu gazete, boy boy açık saçık resimlerle dolu. (Doktor Kemal'in elindeki gazeteye bakarken bir haber dikkatini çeker.) Necip Kara ile ilgili bir haber. (Cabbar yerinden fırlayarak gazeteyi alır.)
CABBAR  -  Öğrencisi tarafından bıçaklanan Necip Kara, yılın öğretmeni seçildi. (Kriz geçirir. Annesi, kardeşi Cevriye biraz sonra da babası gelir. Doktor müdahale eder. Sedire yatırırlar. Biraz sonra kendine gelir. Kalkarak, içeri odaya girer. Valiz elinde gitmek ister.)
KEZİK KADIN - Oğlum bizi külli yetim mi koyacan. Bizi bırakıp nereye gidecen? Damlayla mı öldürücen bizi? Bırak şu valizini. Vazgeç şu inadından.
CABBAR - Gidecem ana. Bu kasabada yaşayamam. Ne yüzle toplumun içinde dolaşacam. Necip Kara yılın öğretmeni seçilmiş. Ne acı şey. Eller çiçekten taç yaparken, ben hançer salladım. Katilim ben. Çağırın arkamdan: Katil katil!.. Katil Cabbar, diye. Ne durursunuz?
DOKTOR - Bu suçu sadece sen mi işledin? Buna benzer neler yapmadık Cabbar? Bir zamanlar alkışladığımız nice insanlar vardı. Dünya önünde diz çökerdi. Yürü dese dağlar yürür, dur dese cihan dururdu. O kişileri de önce alkışlayıp, sonra idam sehpalarına çekmedik mi? Bırak şu inadı, vazgeç.
CABBAR - Demir çarık giyip, demir asa alacağım. Diyar diyar gezip yüreğini bin parçaya böldüğüm öğretmenimi bulacağım.

SAHNE-4

 (Sahne loş ışıkla aydınlanır. Öğretmen Necip Kara girer. Saçları ağarmış, sağ kolu takmadır.)
ÖĞRETMEN - Çarık ve asaya gerek yok Cabbar. İşte aradığın adam karşında.
CABBAR - (Şaşırır. Odadakiler de şaşırır.) Hocam! Gözlerim yanlış görmüyor ya?... (Gözlerini ufalar.) Yoksa hayalet mi?
ÖĞRETMEN - Hayır. Bıçakla delik deşik ettiğin öğretmenin.
DOKTOR - Hoş geldiniz. Hocam beni tanıdınız mı? (Sahne aydınlanır.) Hoş bulduk Mehmet. Nasıl tanımam. Pırıl pırıl çalışkan öğrenciyi öğretmeni unutur mu?
ÇEVRİYE - Hoş geldiniz hocam.
ÖĞRETMEN - Hoş bulduk Cevriye. Okuyorsun değil mi?
CEVRİYE - Üç ay sonra mezun oluyorum hocam. Hemşire olacağım.
ÖĞRETMEN - Çok sevndim, başarılar.
KEMAL - Hoş geldiniz hocam.
ÖĞRETMEN - Hoş bulduk Kemal. Ne bu vaziyet? Bu havaîlik ne zamana kadar sürecek? Sözlerim hiç kulağına girmemiş.
KEMAL - Kıymetinizi bilemedik hocam. Ama nasıl yapalım, yine perişan olacak bizleriz. (Mahcup.)
AYŞE - (Dışarıdan telâşlı ve bağırarak girer.) Mehmet ağbey. Mehmet ağbey... Babam ağırlaştı. Yetiş Mehmet ağbey.
DOKTOR - Hocam bana müsade. (Çantasını alır.) Olanlara çok üzüldük. Tekrar geçmiş olsun. İşte kartım. Muayenehaneme beklerim. Hiç olmazsa bir çayımı için. Hakkınızı ödeyemeyiz. Hoşça kalın. (Çıkarken.)
KEMAL - Özür dilerim hocam. Olan bitenleri cahilliğimize bağışlayın. (Çıkar).
ÖĞRETMEN - Öğrenci var, bizleri göklere çıkarır; öğrenci var, yerin dibine geçirir.
CABBAR - Niçin geldiniz, ne istiyorsunuz?
ÖĞRETMEN - Biraz önce demir çarık, demir asadan bahsediyordun. Şimdi ise niçin geldin diye soruyorsun.
HALİL DAYI  - Oğlum adına özür dilerim. Bağışlayın ne olur hoca efendi. (Ayaklarına kapanır.) Bu olay yüzünden çok ıstırap çektik.
ÖĞRETMEN - Rica ederim. Buna lüzum yok.
CABBAR - Beni, diri diri mezara gömmek için mi geldin? Yoksa diyet mi istiyorsun? Diyet istiyorsan (Masanın üzerinden bıçak alır.) işte bıçak... (Öğretmene bıçağı verir, göğsünü açar.) Vur işte, vur da ödeşelim.
ÖĞRETMEN - Kalbini değil, ruhunu istiyorum. Ruhum yaşayanlar mezarında, taş sütunların koridorlarında bıraktım.
ÖĞRETMEN - Tebrik ederim seni. (Sol kolunu uzatır).
CABBAR - Bir kahramanı, sol elinle mi tebrik edersin?
ÖĞRETMEN - Sağ koluma da sıra gelecek. Ölseydim mezar taşım eserin olacaktı. Ne keskin bıçağın varmış ki memleketin yüz binlerce öğretmeni, o gün bıçak darbesiyle uyandılar.
CABBAR - Uyandılar...
ÖĞRETMEN - Bir vuruşta kaç gönlü birden yaraladın delikanlı?
CABBAR - Yaraladım.
ÖĞRETMEN - Bir gün gelir aynalar da yara izlerine alışıverir. Ya gönül kırıkları ne olacak? Orta birinci sınıftan aldım. Lise ikinci sınıfa kadar bağrıma bastım. Bilgi, kültür vermek için nefes tükettim. Bir mum gibi sizin yolunuzda eridim, yandım. Ya sen ne yaptın? Meğer koynumda kara yılan beslemişim, bilemedim. Önceden siz bana gelirdiniz. Doru atlar üstünde uçar gibi. Güvercin gagasında, zeytin dalın
da, şahin kanadında, çıra aydınlığında bayrak bayrak bana gelirdiniz. Kavruk çöllerden, karlı dağlardan bana sığınırdınız. Ateşimde ısınırdınız. Nalların kıvılcımında, Anadolu yaylasından kubbelerle, minarelerle, Allahüekberlerle (Cabbar ağlamaktadır.) kösler, gülbanklarla, mehterle bana gelirdiniz. Şimdi ise çağ değişti. Yarım yamalak çolak kolumla, ak saçımla, dert yüküyle ben sana gelirim. Yarın, bana vurduğun bıçak senden davacı olur; "Ben bir öğretmeni yaralamak için doğmuş değilim." derse ne cevap vereceksin delikanlı? Ellerinin kanını yıkadığın sular;" Biz anaya, babaya, hocaya kalkan eli yıkamak için yaratılmadık." deseydi ne cevap verecektin? Bıçağın sapına kahraman adın yazıldı mı? Sen bana bıçak sapladın, ben sana sevgi, hoşgörü aşıladım. Davada affetmeseydim, daha yıllarca hapishanede çürüyecektin.
CABBAR - Bağışlayın hocam! Allah aşkına fazla üzerime gelmeyin. Şu sözleriniz taş olsa, taşı eritirdi. Ya ben nasıl dayanırım? Baba hakkı, ana hakkı, hoca hakkı unutulur mu? Affet ana, affet baba!.. Sen de affet hocam. Hakkımda mahkeme ne düşünürse düşünsün, ben sizin vicdanınızın mahkûmuyum. Verin elinizi hocam. Doya doya öpeyim.
 (Öğretmen sol kolunu uzatır.)
CABBAR - Hayır diyorum! Beni affetsen sağ kolunu uzatırdın. Bana cezaların en ağırını ver, ama elini öpmekten mahrum etme.
ÖĞRETMEN - Öğretmenler, öğrenciler kadar katı yürekli olamazlar. Yufka yüreğim dayanamadı. Fakat sevinme, sana cezaların en ağırını bulup, seni çolak bir öğretmen olmaya mahkûm ediyorum. Cab-bar!.. Ve diplomanı elimle veriyorum. Al işte kahramanlık diploman...  Kahramanlık diploman. (Öğretmen sağ elini uzatır. Cabbar öpmek için eğilince öğretmen, geri çekilir. Öğretmenin takma olan sağ kolu Cabbar'ın elinde kalır. Olaydan sonra öğretmenin kolu kangrene çevirmiş ve kolunu omuz başından kesmişlerdir.)
 CABBAR - Hayır!.. Hayır!...
 (Çığlık atarken ışıklar söner ve perde kapanır.)
 
SON

Durali Doğan

 


------------------------------------------------------------------

Sılam Basın Yayın Matbaacılık Ltd. Şti.
Durali Doğan
Atatürk Bulvarı Özel Apt. No: 29/D Sorgun/YOZGAT
Tel: (0354) 415 2020
      0533 346 8889

 

Bu sayfa 1746 defa görüntülenmiştir.

Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN