Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

DÖNÜŞ İLE İRBAHAM

DÖNÜŞ İLE İRBAHAM




DÖNÜŞ İLE İRBAHAM
 
(3 Perdelik Dram)

Durali Doğan
 

 
 ŞAHISLAR:

Satılmış Emmi
İrbaham
Dönüş
Dudu Kadın
Bekçi Memo
îmam
Muhtar
Hasan Çavuş
Öğretmen
Mustafa Dayı
Sefer Ağa
Millî  Eğitim  Müdürü
Kaymakam
Binali
Rasul
Zeliş
Kiraz
Satı  Kadın
Urguya
Sinan
Kız öğrenci  (2)
Erkek öğrenci  (3)

 

 

BİRİNCİ PERDE

BİRİNCİ SAHNE
 
 (Dekor: Sade döşeli bir köy evi. Duvarda tüfek ve Kuran asılı. İbrahim bir şeyler karalamaktadır.)
İBRAHİM - (Kalkar) Ne yazdığımı merak ediyorsunuz değil mi? (Kahkaha atar) Sanatımın doruğundayım. Bakın ne yazıyor elimde (gösterir) Okuyamadınız (kendi okur) Size derim size yaren yoldaşlar.
Sözü yalan dostu sevmeli değil.
(Kapı vurulur. Dışarıdan bekçi Memo'nun sesi duyulur)
 MEMO - Satılmış emmi... Satılmış emmi...
İBRAHİM - Askerde ne demişti komutanım. Uyanık ol İrbaham. (Fırlayarak duvardaki tüfeği alır. Kapıdan tarafa çevirir) Gel kimsen.
(Memo elinde değneğiyle girer)
İBRAHİM - Nöbetimde vukuatım yoktur komutanım.
MEMO - Şaha mı yapıyon deli İrbaham?
İBRAHİM - At silahını (Memo deyneği atar) Ellerini kaldır. Parolayı söyle.
MEMO - Ben ettim sen etme İrbaham.
 İBRAHİM  - Ne ettiysen onu söyle.
MEMO - Bir şey etmedim. Sen bilin. Beni bağışla.
İBRAHİM - Hayır seni kurşuna dizecam.
MEMO - Sevdiğin hatırı için beni bağışla.
(Satılmış Emmi girer. Şaşırır)

İKİNCİ SAHNE

S. EMMİ - Ule İrbaham ne yapıyon. Vay başıma gelenler. Nörüyon ula. Katil mi olacan. Bırak şu tüfeği.
MEMO - (Kekeliyerek) Emmi şu delinin yanına tüfek bırakılır mı?
S. EMMİ - Vaden mi yetti yoksa Memo. Az daha gelmesem taşlı köyü boylayacaktın.
MEMO - Bilmem emmi, İrbaham  şaha yapmasın.
S. EMMİ - (Memo'nun damağını çeker) Böyle şaha mı olur Memo? Şeytan kulağına kurşun. SöyIesene neye geldin Memo?
MEMO - Beni Kaya gönderdi emmi. Selam ediyo.
S. EMMİ - Aleykümselam.
MEMO - Ve diyo ki.
S. EMMİ - Ne diyomuş?
MEMO - Kaya, İmam, Muallim bey ve Hasan Çavuş çayını içmeğe gelecekler.
S. EMMİ - Hoş geldi, sefa geldiler. Emme şu Muallim de nereden çıktı. Söylesene Memo?
MEMO - Hökümet yeni tayin etmiş.
S. EMMİ - Allah Allah şu tersliğe bak.
İBRAHİM - Allah Allah Muallim mi gelmiş?
MEMO - Ya deli, muallim gelmiş.
İBRAHİM - (Söylenir) Muallim muallim...
MEMO - Çaylar demli olsun emmi. Ben de çay içmeye gelecam. Ben gidiyom. Hadi eyvallah.. Ha ben de gelecam emmi. Hüp.. hüp.. severim çayı... Eyvallah deli.. (Çıkar) (S. Emmi, İbrahim'e bakarak iç geçirir. Bir tütün sarar)
S. EMMİ - Oğlum beni damlayla mı öldürecan? Derdin nedir oğlum? Söylesene?
İBRAHİM - Yiğit olan gizli sırrın bildirmez.
         Kötüler sevdiğin dile düşürmez baba.
S. EMMİ - İrbaham'ım. Tek evladımsın. Ne hayaller guruyodum senin için. Köyde önümden yan geçen olmaz. Varsa da Satılmış emmi, yoğsa da. Kırk gün kırk gece düğün yapacadım sana. He desen bi. Senin neyin eksik. Bonece bir dediğini iki mi ettim. Askere gittin parasız mı bıraktım. Hasan Çavuştan Allah bin defa razı olsun. Mektuplarını ona yazdırdım. (İbrahim'in yüzü asılır) Ona okuttum.
İBRAHİM - Ben bir dertsiz kabağım. Benim de başımı kesip, içimi oymadınız mı? 

 
ÜÇÜNCÜ SAHNE

(Dudu kadın girer)

D. KADIN - Yine mi aynı şey? Baba oğlun haline
İBRAHİM - Gübreliğe inip konan kargalar
                Has bahçede gül kadrini ne bilir.
D. KADIN - İrbaham'im biliyom yavrum. Sana göz ettiler. Nazar ettiler. Nazar edenlerin iki gözü çıksın. Çıhar inşallah.. 
S.EMMİ - Nazar olsaydı muska faydası olurdu.
D. KADIN - Haşa haşa efendi. Yer gök dua ile dememişler mi? Bıçak değal ki kessin atsın. Nazar değilse, büyü yaptılar yavruma.
S. EMMİ - Bırak hatun. Nazarı, büyüyü onlar safsata. Bunu iyi bir doktora göstermeli.
D. KADIN - Ya köyde söylenenlere ne demeli. Deli mi, büyülü mü diyeni ararsın. Hele şu Resul'un karısı Kiraz dutturmuş "Mashar Osman'a götürün" demesin mi. Helkeyi başına geçirdiydimya, Urguya tuttu.
S. EMMİ -  El hepsini söyler.Elin ağzı torba değil ki büzesin.
İBRAHİM - El ariftir yoklar senin bendini,
        Dağıtırlar tuzağını fendini.
S. EMMİ - Bizim halimize acı oğlum.
İBRAHİM - Böyledir Mevla'dan kesme sen ümit.
                 Gün doğmadan neler doğar demişler.
S. EMMİ - İnşallah.
İBRAHİM - (Sert) Namert kapısından eyledim dilek,
                  Baba sen bana çaldırdın elek.
D. KADIN - Oğlum gün günü sararıp soluyorsun. Öleceksin. Bu dert seni yiyip bitirecek. Ekmekten, aştan da kesil din. Bize niye çile ediyon oğlum. Ben de şaştım kaldım.
İBRAHİM - Niye şaşan ana. Sende mi bilmiyon derdimi?
D. KADIN - Ne bileyim oğlum ne bileyim. Ana deyip dizimin dibine oturupta içini mi döktün. Halım şu ana, dirliğim şu mu dedin. Dedin mi İrbaham söylesene? (ağlar)
İBRAHİM   - Benim sevgili anam. Bilirsin ki kendi düşen ağlamaz. Kişi öz başına düşman demişler.
D. KADIN - Ben mi düşmanınım, ben mi İrbaham? Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Söylesenize ey analar. Kanınızdan canınızdan olan evlatlarınıza nasıl düşman olursunuz? Sen sen söylesenize. Evlatlarınıza düşman mısınız. Sıcak topraklara belediğiniz, ağ memelerinizden emzirdiğiniz evlatlarınıza düşman mısınız. Allah'ım bana bir ölüm ver de kurtulayım bu çileden.
İBRAHİM - Cehennem ateşiyle korkutma ya rab.
                  Ben cananın ateşiyle yanmışam.
S. EMMİ - Kalk hatun. Şu eve süpürge çal. Şimdi misafirler gelecek.
D. KADIN - Ne misafiri?
S. EMMİ - Muhtar haber göndermiş. İmam - Hasan Çavuş - Muallim bize geleceklermiş.
D. KADIN - Yeni Muallim mi gelmiş? Kimden duydun?
 S. EMMİ - Bekçi Memo söyledi.
D. KADIN - Eyi oldu kele. Köyün çocuğu seyip dana gibi geziyordu. Okuma yazmayı öğrenirler heç olmazsa.
S. EMMİ - Okur da Kayseri'ye kadı olurlar. Görürüz yarın.
D. KADIN - Niye okumasınlar. Biraz da bizim köyden çıksın, amir mamur.
İBRAHİM - Fukara kalbine her kim dokuna.
                  Dokuna sinesi Allah okuna.
D. KADIN - Allah Allah., öldürdün bizi oğlum öldürdün. Ben pınara gidiyorum. Bir dönüm su getiriyim. (İçerden helkeleri alır, çıkar)

DÖRDÜNCÜ SAHNE

( Koca Osman'ın Binali girer)
BİNALI - (Soluk soluğa oturur) Selamünaleyküm Satılmış Emmi.
S. EMMİ - (Memnun görünmez) Aleykümselam.
BİNALİ - (Yanına sokulur) Ne kadar düşüncelisin emmi. Heç yüzümüze de bakmıyon.
S. EMMİ - (İçini çeker) Ben düşünmeyim de kim düşünsün Koca Osman'ın oğlu. Baksana şu yavrumun haline. N'olacak bunun hali?
BİNALİ - Emmi, hele onları bırakta beni dine.
S. EMMİ - De hele Koca Osman'ın oğlu. Çıkar şu ağzındaki baklayı da görelim. Ne gavurluk düsünüyon yine?
BİNALİ - Böne kadar ne söylediysem gavurluk saydın. Ne sayarsan say. İster fitnelik, ister ficirlik say.
S. EMMİ - Saydıysam iyi etmişimdir. Ben güttüğüm domuzun huyunu bilmem mi.
BİNALİ - Hele bir yol beni dine (Pencereden bakar)
S. EMMİ - Ulen Binalı Yengece sormuşlar: "Niçin yan yan gidersin" deyi de.   'Serde kabadayılık var' demiş. Anlat kabadayılığını da duyalım.
BİNALİ - Emmi köye öğretmen gelmiş.
S. EMMİ - Eeee... n'olmuş?
BİNALİ - Eyisi, haberin olsun diyom da.
S. EMMİ - Eee gelmişse gelmiş. Bana ne. Okutacak oğlum yak, satacak kızım yok. Bizden geçti artık. (İbrahim elindeki birkaç mektubu babasına verir) Ver yavrum. Askerde yazdığı mektuplar.
İBRAHİM - Askerde yazdım Binali dayı.
BİNALİ - Satılmış emmi hele bir beni dine de seni ilgilendirir mi, ilgilendirmez mi onu sona düşün. (Bıyığının altından güler)
S. EMMİ - Beni neden ilgilendiriyormuş de bakalım Binali.
BİNALİ - Birazdan Muhtar, öğretmen, İmam, Hasan Çavuş buraya gelecekler. O zaman görürsün.
S. EMMİ - Gelsinler. Evim herkese açık.
BİNALİ   - 'Baba cennetliksin' demişler de " umamıyom " demiş. Emmi işin aslını öğrensen böyle konuşmazsın herhalde.
S. EMMİ - Yetmiş yaşında beni mi okutacaklar Binali?
BİNALİ - Bak emmi. Beni iyi dine. Bayaktan yanlarındaydım. Çalık Kaya diyodu ki; "Çocuklara ok utacak bir yer bulamadık. Bari Satılmış ağanın odayı alalım da çocuklar orda okusunlar. Kimine kalacak. Kızı yok. Bir oğlu var delirmiş
S. EMMİ - Doğru mu söylüyon Binali?
 BİNALİ - Dinime imanıma emmi. Ekmek çarpsın ki. Yanındaki yağcılarda onu desteklediler. Ben de dedim ki: Niye öyle konuşuyon Kaya? Allah senin oğluna vermeye korkuyor mu. Allah inşallah iyiliğini verir elin garibine dedim. Kaya bu sözüme kızmasın mı. (Pencereye bakar) "Sen onun kahyası mısın it" dedi. (Pencereye bakar) Aha geliyorlar demedim mi emmi? Görüyüm seni. Ben gidiyom.  Hadi  eyvallah.

SAHNE - 5

(S. Emmi sinirli dolaşırken, Dudu kadın elinde helkelerle Binali'ye söylenerek girer)


D. KADIN - (Leğeni alarak hamur yoğurmaya oturur) Ne diyomuş Koca Osman'ın oğlu. Benim önümden çıktı. Yine seni doldurdu zahir. Gene ne dedikodu etti.
S. EMMİ - Herkes bizimle uğraşıyor herkes.
D. KADIN - Kim uğraşıyormuş efendi?
S. EMMİ - Kim olacak. İrey verip adam ettiğimiz çalığın Kaya. İrey zamanı yavum yavum yavuncuyodu. Gıddışın Rasul karşısına oturunca "Aman Satılmış emmi, gözüyün önüne bak deyi el etek öpüyordu. Şimdi işi bitti n'olacak. Deliymiş, kimine kalacamış. (Sinirli) Kimsem yok deyi malımı mülkümü size mi bırakıyım itler.
İBRAHİM - Köpekler.
D. KADIN - Benim bildiğim Kaya o sözlerin hiçbirini söylemez. Onları hep fitne Binali çıkarıyor. Onu birdaha bu kapıda görürsem yüzüne şark deyi tükürmezsem bana da Dudu Kadın demesinler. Laf taşımak nasıl olurmuş bir görsün.
(Dışarıdan Hasan Çavuş'un sesi duyulur)
H. ÇAVUŞ - Satılmış emmi.. Satılmış emmi...
S. EMMİ - Gelsene Hasan Çavuş.. Ne bağırırsın? Anladık ki askerde çavuşudun.

SAHNE - 6

(İmam, Muhtar, H. Çavuş ve öğretmen girerler)
İMAM - Selamünaleyküm (Diğerleri de selam verirler)
S. EMMİ - (Gönülsüz selam alır) Oturun. Hoş geldiniz.
D. KADIN - Cümleten hoş geldiniz. Elim hamur kusura bakmayın.
H. ÇAVUŞ - Olsun Dudu hala. Kaynanamız seviyoRmuş. Çabuk gözlemeleri yap ta karnımızı doyuralım.
D. KADIN - Kurban olsun. Size yedirmediğimi kime yedirecem.
(İbrahim kendi halinde)
MUHTAR - Emmi ne ola ki yüzümüze bakmıyorsun.
S. EMMİ - (Of çeker) Yoo neyim olsun daha. Allah dalımı kolumu kırmış.
H. ÇAVUŞ - Emmi derdi veren Allah, dermanını da verir. Bizim derdimiz yok mu sanıyon. Kızım Dönüş'ün durumunu biliyorsunuz. Doktora götürdüm verem dediler, ardından da aklını yitirdi. Akşama kadar mezarlıklarda dolaşıp duruyor.
ÖĞRETMEN - Geçmiş olsun Hasan ağa.
H. ÇAVUŞ - Sağ olasın Muallim bey. Tek kızım Dönüş'ün halini gördükçe bağrıma taş basıyorum taş.
İBRAHİM - (Bağırır) Yeter artık. Yeter... (ağlar) Yeter diyorum duymadınız mı?
H. ÇAVUŞ - Allah ikinize de şifa versin yavrum.
İMAM - Satılmış emmi sen yaşlı başlı, aklı yetik büyüğümüzsün. Sana akıl vermek ne haddimize.
S.EMM İ- Estağfurullah hoca efendi. Akıl yaşta değil baştadır.
İMAM - Sen de bilirsin ki Allah kulun alnına yazmayınca başına bela gelmezmiş. Bizim yapacağımız tek şey var, o da sabır ve tefekkür.
MUHTAR - Emmi biz buraya bir hayır iş geldik. Bu bey de öğretmenimiz.
S. EMMİ - Kusura bakma yavrum. Başım dalgalı. Nerelisin?
ÖĞRETMEN - İstanbulluyum Satılmış amca.
S. EMMİ - Bilirim İstanbul'u Muallim bey. Benim de askerliğim İstanbul'daydı. İstanbul'u bilirim. Güzide şehrimizdir. Bura İstanbul'a göre yad yaban sayılır. Bilmem buralara nasıl alışacan.
ÖĞRETMEN - Alışırız be amca.
MUHTAR - Ya Satılmış emmi devletimiz bizleri düşünerek şükür köyümüze muallim gönderdi. Bizim de çocuklarımız okuma, yazmayı öğrenecekler. Bizim köyden de okumuş adamlar, kaymakam, doktor, hatta milletvekili çıkar.
S. EMMİ - Bana ne Kaya. Bundan sonra ben mi okuyacam. Yosam şu mecnun mu okuyup amir, mamir olacak? Bunu akıllı çocuğu olanlar düşünsün.
İMAM - Öyle deme emmi. Senin okuyacak çocuğun yoksa, konu komşunun, akraba hısımın çocukları var. Allah devletimize zeval vermesin. Bak köyümüze öğretmen de gönderdi. Şimdi bize düşen görev, el ele gönül gönüle verip, Muallim beye yardımcı olmak, cehalete karşı bayrak açmak olmalıdır.
H. ÇAVUŞ - Bugün sende bir değişiklik var emmi. Birinin seni fitlediği belli. Sakın biz gelirken buradan çıkan fitne olmasın.
S. EMMİ - Binali mi?
H. ÇAVUŞ - Ta kendisi.
S. EMMİ - Ne yalan söyleyim; hakkımda dediklerinizi duydum.
H. ÇAVUŞ - Ben bilmem mi yelin ne yandan  estiğini. Gör ki daha neler söyledi.
S. EMMİ - Hasan Çavuş, ben çocuk muyum? İyiyi, kötüyü bilmez miyim. Şu köyde mektup olur,  sana yazdırırız. Senet sermaye olur, yanına geliriz.
H. ÇAVUŞ - Bundan şeref duyarız emmi.
(Dudu kadın çay getirir. Çay içerken konuşmaya devam ederler)
MUHTAR - Eline sağlık Dudu hala size zahmet oldu.
D. KADIN - Ne zahmeti Kaya, her gün mü bize geliyorsunuz.
H. ÇAVUŞ - Allah Satılmış Emmiye çok versin. Biz kilo kilo şeker alırken onun tarlasından geliyor. Pancar ekmenin bu faydası var. Şekeri bitmez bari.
İBRAHİM - Şekerimiz çok dayı.
H. ÇAVUŞ - Allah daha çok versin yavrum.
MUHTAR - Emmi tatlı yiyip tatlı konuşalım. Hele bir yol bizi dinle. Bakın Muallimimiz var. Bir de çocukların okuyacağı okul binası lazım. Onun için sana diyeceğim şu ki...
S. EMMİ - Kaya uzatma da de diyecani.
MUHTAR - Senin şu eski oda boş duruyor.
S. EMMİ - Eee... sona..
MUHTAR - Odayı açıp temizleyelim, zaman kaybetmeden çocuklarımız okumaya başlasınlar.
S. EMMİ - (Sinirlenir) Yok Kaya ; ben de okula verilecek oda moda yok. Öyle düşünüyorsan evinin bir gözünü aç milletin çoluğu çocuğu, eben deden hayrına okusunlar. Benim gibi kimsesiz, dalı kolu kırılmış birinin odasına niye göz dikersiniz. Bende okula verilecek oda yok.
ÖĞRETMEN - (Sakin, söze karışır, S. Emmiyi teskin eder) Hele otur Satılmış amca. Sakin ol. Her iş yol alır. Sizi düşüncelerini açıkça söyleyen bir büyük olarak tanıdım. Amca bazı insanlar bu dünyada kendisi için olmaktan ziyade başkaları için yaşarlar. Ben köyünüzün ilk öğretmeniyim. Şevkliyim. Heyecanlıyım. Sizin çocuklarınıza hizmet etmek istiyorum. Siz ise bir toprak damı kendi çocuklarınıza çok görüyorsunuz.
S. EMMİ - Muallim muallim. Şu mecnunu görüyor musun? Bundan başka kimsem yok. Beni yanlış anlama. Ben okumaya yazmaya karşı değilim, fakat... (susar)
ÖĞRETMEN - Fakat niye susarsın amca? O zaman boş odayı neden vermek istemiyorsun; anlayamadım?
S. EMMİ - Orası uzun hikaye. Ben anlatamam, sen anlayaman.
H. ÇAVUŞ - Gel Satılmış emmi bu işe he de.
S. EMMİ - Hasan Çavuş seni severim. Veremem dedimse veremem.
H. ÇAVUŞ - Biz de kapısını kırar otururuz. Gel de bizi çıkar. Sayı çıkarır mısın emmi?
S. EMMİ - Hasan Çavuş ben size yalvarayım. Beni yerindirmeyin. Ben istemem mi sizin çocuklarınızın okumasını, lakin... (susar)
ÖĞRETMEN - İstanbul gibi bir şehirden kalkıp Karanlı Deresine ne gibi düşüncelerle geldim. İyilik, güzellik, doğruluk gibi ülkülerimi gerçekleştirmek, köyünüze hizmet etmek, rehber olmak, ışık olmak için.
İBRAHİM - Her ne iş olursa bir mürşit gerek,
       'Kurulmaz direksiz çadır' demişler,
 ÖĞRETMEN   -  Hekim  görmeyen, ilaç  bilmeyen, eski zaman adamının evi geniş, ruhu da geniştir. Geniş evinizde, ruhunuzda Karanlı Deresinin gelecek neslini yetiştirmek istiyorum.
H. ÇAVUŞ - Sağ olasın Muallim bey. Ben aydınları severim. Gün bakışlı, güler yüzlü olurlar.
ÖĞRETMEN - Biz 'kökü mazide olan ati' yiz. Şanlı bir tarihe sahibiz. Dünyada en büyük medeniyetleri biz kurmuşuz. Fakat daha dün bizden medeniyet öğrenen yabancılar, bugün başımıza medeni kesildiler. Bu neden? Biz ilme yüzümüzü değil, arkamızı dönüyoruz da ondan. Oysa üç kıta, yedi denizde at koşturan bir millet olarak bugün de büyük olmamız gerekmektedir. Bakın Atatürk ne diyor: 'Yüksel Türk, senin için yükselmenin hududu yoktur.
MUHTAR - Ağzına sağlık muallim bey. Görüyon mu emmi bizim bilmediğimiz neler var neler. Biz gara cahalız. Het öte, het beri, ulan get, ulan gel. Bizden geçti. Bundan sona kapısı kara köpekli ev olacak değiliz ya. Hiç olmazsa çocuklarımız cahil kalmaz.

SAHNE - 7

(Dışarıdan Bekçi Memo'nun sesi duyulur)
MEMO - Ulan hin oğlu hinler. DangalakIar.. Bana gama çekmek ne demekmiş size gösteririm. Bu köy benden sorulur. Bönebön bu köyün bekçisiyim. (İçeri girer)
MEMO - Ağam bugünden itibaren bekçiliği bırahıyom. Bu deyneği de Kayalık makamına takdim ediyom.
MUHTAR - Ula Memo o lafları nerden öğrendin?
MEMO - Ağam, hani  geçenlerde cendermeler  geldiydi.
MUHTAR - Ha onlardan öğrendin. Nasıl da bellen duyduğunu. Söyle bakalım kime darıldın Memo?
MEMO  -   Koca Osman'ın Binali'ynen, Gıddış'ın İrasul salmayı vermediler.
MUHTAR - Ne dediler de vermediler?
MEMO - Koca Osman'ın oğlu vermiyom, dedi. Benim de soyuma sülaleme küfretti ağam.
 (Ağlamaklı)
MUHTAR - Bırak ağlamayı Memo; erkekler ağlamaz.
MEMO - Ebemin, dedemin ne suçu var ağam.
MUHTAR - Şu Gıddış'ın İrasul ne dedi?
MEMO - Salma parasını isteyince gamayı çekti. Üstüme üstüme yürüdü. Az kalsın karnımı deştiydi. Çürüğün Osman tuttu.
MUHTAR - Sen hiç üzülme Memo. Onların ağzının payını vermezsem bana da çalığın Kaya demesinler. Bak Memo, sana küfreden bana küfretmiş sayılır.
MEMO - Sayı mı Kaya.
MUHTAR - Tabii ya. İstifanı kabul ediyom.
 MEMO - Sağ olasın ağam. (Sevinir)
MUHTAR - Fakat bu vazifeyi senden iyi yapacak kimse olmadığı için tekrar sana veriyorum.
MEMO - O nasıl olur ağam?
MUHTAR - Bunda şaşacak ne var. Bu vazifeyi senden iyi yapacak kimse bulunmaz da onun için. Yeni görevin hayırlı olsun Memo.
MEMO - Sağ olasın Kaya. (sevinir) Ula Karanlıdereliler. Memo geliyo Memo! Guş uçurtmam guş. Seni gidi Gıddışın Rasul, ulan fitne Binali. Memo geliyo.. Sizin ganınızı içmezsem bana da Memo demesinler. (İbrahim öykünür. İbrahimi azarlar, çıkar)
MUHTAR - İşte böyle komşular. Herkes bir telden vuruyor. Şu Binali'ynen, Gıddış'ın Rasul her salmada böyle yaparlar. Bunların haddini bildirmek lazım.


İMAM - (Saatine bakar) Ezan vakti de yaklaşıyor. Komşular bana müsaade. Camiyi açacağım. (Kalkar. Diğerleri de kalkarlar) Emmi elini vicdanına koy. Bu hayır işe 'evet' de. Sevap kazanırsın. Hadi hoşça kalın. Allah'a ısmarladık (İmam çıkar)
H. ÇAVUŞ - Emmi şu işe 'evet' de, biz de gideceğiz.
S. EMMİ - Hele otur Hasan Çavuş.
MUHTAR - Gel, hayır işe  'he'   de emmi. Hemen tellal ettireyim. Çocuklar okumaya başlasın.  İii... ne diyon?

SAHNE - 8

MEMO - (Sesi dışarıdan duyulur) Memo geliyo. Mektuplar getiriyo... Müjdeler getiriyo... (girer) Müjde Muallim bey. İstanbul'dan mektup var.
(Öğretmen heyecanla mektubu alır. Mektup İstanbul'daki pazarlamacılık yapan ağabeyinden gelmekledir. Okuyunca şok geçirir ve olduğu yere yığılır. (Fondan şu şiir okunur) :
Bir köy öğretmeniyim,
Alnımda ışık, gözlerimde nur.
Alıp götürmeyin beni şehirlere,
Götürmeyin ne olur.
ÖĞRETMEN - Hayır hayır, istemiyorum... (Öğretmeni teskin ederler)
ÖĞRETMEN - (Satılmış Emminin dizlerine kapanır.) Amca, toprağa düşen tohum gibi ayaklarına düşüyorum. Bu aşk ne zaman başak verecek. Tarihini, dilini, imanını, aşkını ve ilmini öğrenmek için sizin çocuklarınız da irfan ordusuna katılsınlar. Şu sokaklarda çelik çomak oynayan, topaç döndüren çocuklar geleceğin Türkiye'sinin usta mimarları olamazlar mı? Cevap versene Satılmış Amca, olamazlar mı? Onların ötekilerden ne eksiği var.
(S. Emmi düşünür. Evin içinde dolaşırken, İbrahim'in gözü de babasındadır)
S. EMMİ - Oğlum İrbaham, getir şu odanın anahtarını.
ÖĞRETMEN - Sağ olasın amca (Elini öper) Ver elini öpeyim.
S. EMMİ - Estağfurullah Muallim oğlum. (İbrahim sevinçli. Koşarak içeri odadan anahtarı getirir)
ÖĞRETMEN - Gönüller bir olunca neler olmaz. Eğitim-öğretim seferberliğini başlatıyoruz.
HEPSİ - Başlatıyoruz.
MEMO - (Davuluna vurur) Okulumuzu açıyoruz.
ÖĞRETMEN - Ama bir eksiğimiz var.
(Herkesin başı önde) Bir bayrağımız yok.
İBRAHİM - Bayrak var Muallim bey.
ÖĞRETMEN - Doğru mu İbrahim.
İBRAHİM - (Koşarak içerden beze sarılmış bayrak getirir.) Muallim bey, ben okuma - yazmayı askerde öğrendim. Kursu birincilikle bitirince bu bayrağı komutanım hediye etmişti. (Öperek öğretmene verir)
ÖĞRETMEN - (Öperek bayrağı açar) Vur davula Memo.
MEMO - Duyduk duymadık demeyin ey ahali! Yarın Satılmış Emmi'nin odasında okuma yazma var haaa!...
(Işıklar söner.Perde kapanır.)

 

İKİNCİ PERDE

 (Dekor :   Köy odasından meydana   gelmiş bir sınıf.   Bir tarafta öğretmenin özel eşyaları, diğer tarafta öğrenci sıraları. Duvarda Atatürk resmi, İstiklal Marşı ve gençliğe hitabe levhası. Altta yazı tahtası.   Mustafa Dayı öğretmene mektup yazdırırken perde açılır. Okumaya sesli devam eder.)
 
SAHNE - 1
 
 Sevgili oğlum Mehmet,
 Göndermiş olduğun mektubu köyümüze yeni gelen muallime okuttum. Dinlerken gözlerinin içine bakar gibi oldum. Bu mektubu da yine Muallim beye yazdırıyorum. Eski Cahiliye günleri çok gerilerde kaldı. Küçük kardeşin Hüseyin de okula başladı. Sen gelinceye kadar okumayı öğrenir inşallah. Oğlum, sen benim alın yazımsın, başımın tacısın. İhtiyar annen hep seni sayıklar. Sana doyamadan asker oldun.
 Mehmet, şerefimiz, şanımız sensin. Şu yanan ocaklar, şu dalga dalga sancaklar hep seni anar, seni söyler. Köyden hiç yaramaz havadis yok ; nasılsın oğlum, iyi misin. Bizleri merak etme; annen ve Hüseyin iyiler. Selam ederler. Hasretle gözlerinden öperim. Allah yardımcın olsun.
                 Baban
 

 
M. DAYI - Bu da zarfı Orhan efendi. Aha da adresi.
 (Öğretmen zarfı yapıştırır.)
ÖĞRETMEN   -   Buyur Mustafa dayı. Cevabı gelince çekinmeden al gel, okur; cevabını da yazarım.
M. DAYI - Allah senden razı olsun. Yüzüne demek gibi olmasın; sen de bizim evladımız sayılırsın. Ha Mehmet ha sen. Farkınız varsa surdan şuraya adım atmayayım.
ÖĞRETMEN - Yemin etme, ben bilmez miyim.
M. DAYI - Orhan efendi, hele bi cuvara sarıyım da gafayı dumanla. (Tabakadan tütün sarar.)
ÖĞRETMEN - Zahmet olacak.
M. DAYI - Ne zahmetiymiş. Senin gibi  muallime can gurban.
M. DAYI - Muallim bey daha seni çok rahatsız edecam. Malumya bir hayır işimiz var.
ÖĞRETMEN - Hayırlı olsun; neyimiş Mustafa dayı? Sende satılacak kız yok, Mehmet'te askerde.
M. DAYI - Mehmet'i everecam. Topal Bektaş'ın kızına iki gündür gidip geliyoh, bir işi yapamadık.
ÖĞRETMEN - Vermem mi diyor, yoksa başlığı mı çok istiyor?
M. DAYI - Gözü kör olsun şu başlık mereti belimizi kırıyor. Üç yüz bin lira demesin mi. Öyle deyince belimin alt tarafı tutmadı. Birde yüz batman yün. Üstelik, bütün masrafı da bana. Oğlum büyük büyük devlet adamları bir araya gelseler de şu başlığı kaldırsalar, benim gibi Mustafa dayılar da evlatlarını rahatça evlendirse olmaz mı?
ÖĞRETMEN - Mehmet'in acelesi ne. Askerden gelince evlendir; hem sonra bir işe girer, sana da yük olmaz.
M. DAYI - Töbe de Orhan efendi. Görmüyon mu şu Satılmış ağanın oğlunun halini? Askerden gelenece oğlan kafayı bozdu. Satılmış ağa inadın teki; "ben askerden gelmeden oğlanı evermem" dedi de...
ÖĞRETMEN - Eee, İbrahim ondan mı kafayı bozdu?
M. DAYI - Ne bilek canım; herkes bir şey söylüyor, aslını da pek bilen yok.  Onun ki uzun hikaye. Neyse ben gidiyim. Yarın akşam şu işi halledek. Köyde senin sözünü kimse kırmaz. Şu iki yumurtayı da pişir ye. Kusura bakma, (Öğretmen almak istemez.) Al canım iki yumurtanın ne kıymeti var. Tavuklar yeni yumurtlamaya başladı. Bu gelenektir. Eli boş mektup yazılır mı. Hadi bana müsaade... (çıkar)
ÖĞRETMEN - Güle güle Mustafa Dayı.

SAHNE - 2

(Bir Öğrenci girer.)
EROL - Öğretmenim, zili çalayım mı?
ÖĞRETMEN - Çal da toplansın arkadaşların.
EROL - Peki öğretmenim.   (Erol çıkar, zili çalar. Öğretmenle birlikte andımızı söylerler.)

SAHNE - 3

(Önce öğrenciler, sonra öğretmen sınıfa girer.)
ÖĞRETMEN - Günaydın çocuklar.
ÇOCUKLAR - Sağol! (Öğrencilerin  isimlerini  okuyarak yoklama yapar. Öğrencilere günlük  olayları anlattırır.)
ÖĞRETMEN - Çocuklar bu gün on beş mart salı. Günlük olayları anlatarak dersimize başlıyoruz. (Çocuklar parmak kaldırır)
ÖĞRETMEN - Ne söyleyeceksin Fatma?
FATMA - Öğretmenim, dedem kazadan geldi de; o söyledi. Köyümüze yeni okul yapılacakmış doğru mu?
ÖĞRETMEN - Evet Fatma, köyümüze iyi bir okul yapılacak. (Kapı vurulur)

SAHNE - 4

(İbrahim Girer. Mahcup)
 ÖĞRETMEN - Gel İbrahim, bir isteğin mi var?
 İBRAHİM - (Hayır anlamında baş kaldırır.)
 ÖĞRETMEN - Ders mi dinleyeceksin?
İBRAHİM - (Evet anlamında başını eğer.)
ÖĞRETMEN - Çocuklar, İbrahim'e yer verin de otursun.
DAVUT - Öğretmenim İbrahim Ağabey de okulu çok seviyor. Her gün gelse bizimle okusa iyi olmaz mı? (İbrahim çocuğu öper)
ÖĞRETMEN - Olur Davut niye olmasın.
ZEYNEP - Öğretmenim, (Elinde yüz lira ile öğretmenin yanına gelir.) Babam verdi öğretmenine, "göster" dedi. Bu para yeni basılmış.
ÖĞRETMEN - Çocuklar, arkadaşınızın getirdiği şu gördüğünüz kağıt para yeni çıkan yüz liradır. Bir yüzünde Atatürk, diğer yüzünde Mehmet Akif var. Peki çocuklar Atatürk kimdir?
ALİ - Öğretmenim, Atatürk vatanımızı düşmanlardan kurtararak, Cumhuriyetimizi kuran büyük devlet adamıdır. Türk milletinin atasıdır.
ÖĞRETMEN - Aferin çocuklar. Peki Mehmet Akif kimdir?
İHSAN - İstiklal Marşımızı yazan büyük vatan ve millet şairidir.
ÖĞRETMEN - Aferin çocuklar. Anlattıklarımı unutmamışsınız. Çocuklar Atatürk'ü sevmek, Mehmet Akif'i sevmek, fazileti sevmektir. İnsanlığı sevmektir. Milletini ve vatanını sevmektir. Bunları sevmek, bayrağımızı sevmektir.

SAHNE - 5

 (Elinde kaleme benzer bir çöple Dönüş girer. İbrahim Dönüş'ü görünce yüzünü azdırarak çıkar. Dönüş, tahtaya bir şeyler çizer. Çocuklar Dönüş'le eğlenirler. Öğretmen zili çaldırır. Çocuklar dışarı çıkar. Dönüş mahzun ve mahcup dışarı kaçar)
ÖĞRETMEN - Şu insanoğlu ne garip yaratık. İnsan adlı kitapta hâlâ anlayamadığım cümlelere rastlıyorum. İbrahim ve Dönüş bilinmez iki bilmece. Herkes bu dünyada  bir oyun gereği rol oynamakta. İbrahim hangi rolde, Dönüş kimin rolünde; belli değil...

SAHNE - 6
 
 (Sinirli vaziyette kızı Fatma'yla  birlikte topal Sefer   girer.)
SEFER - Selamünaleyküm.
ÖĞRETMEN - Aleykümselam. Ne bu telaş Sefer ağa. Fatma'ya izin mi istiyorsun? Bir izin için insan bu kadar telaşlanır mı? Buyurun, oturun şöyle.
(Fatma ağlamaktadır)
SEFER - Sus gııız... Oturmuyacam Muallim efendi. Fatma hakkında konuşacaktım.
ÖĞRETMEN - Fatma'dan memnunum. Çalışıyor, verdiğim ödevleri de günü gününe yapıyor.
SEFER - Bundan sona Fatma'yı  okutmayacam.
ÖĞRETMEN - Sebebi?
SEFER - Gız gısmı okumasa n'olur? Okuyupta tohtor mu olacak? Okuyupta neydecamiş.
ÖĞRETMEN - Bak Sefer ağa, kanunlarımıza göre ilköğretim mecburidir.
SEFER - Ben kafaya koydum.
ÖĞRETMEN - Sefer ağa çocuğu okula göndermeyen velilerin para ve hapis cezasına çarptırılacağını bilmiyor musun?
SEFER - Şeriatın kestiği parmak acımaz.
ÖĞRETMEN - En az üç aydan alırsın.
SEFER - Bende hapisten korkacak göz var mı?
ÖĞRETMEN - Göndermezsen sen bilirsin. Soluğu karakolda alırsın.
SEFER - (Pencereden bakar) Bak Muallim bey, ne istersen veririm. Koyun iste, koç iste, yanına bir helke yoğurt, bir de culuh iste, kölen oluyum Muallim bey, yeter ki Fatma'yı okuldan sil.
ÖĞRETMEN - O saydıklarını sana bağışladım. Ben bir şey istiyorum.
SEFER - (Etrafa bakar) Söyle de hemen halledelim kimse duymadan.
ÖĞRETMEN - Fatma'yı istiyorum.
SEFER- Hasbinallahüvelilibinvekil.
ÖĞRETMEN - Gel yavrum.
FATMA - Öğretmenim, ben okumak istiyorum.
ÖĞRETMEN - Okuyacaksın yavrum. Sefer ağa, şimdi sen Fatma'nın elinden tutup "eti senin, kemiği benim" diyen bir veli olmalıydın. Kızlar okumazmış. Bu kız-erkek ayrımı nerden çıktı. Kızlarını okutmayan milletler erkeklerini manevi öksüzlüğe terk etmiş olurlar. Siz çocuklarınızın ruhunu okumuyor, öldürüyorsunuz.
SEFER - (Pişmanlık içinde) Ulan Gıddış'ın Rasul, Ula Koca Osman'ın oğlu... Beni yellediler Muallim efendi. "Kızları okutmak günah" dediler. Aklım başımda yok. Affet beni. Sen de affet kızım. Öğretmenin haklıymış. (Fatma'nın   elinden tutar) Muallim efendi, bundan böyle Fatma'nın etin senin, kemiği benim; hadi eyvallah, (çıkar)
ÖĞRETMEN - Fatma, zili çal kızım. Dışarıda toplanın. Dersimiz beden eğitimi.
FATMA - Peki öğretmenim. (Dışarı çıkarak zili çalar)
 
SAHNE - 7

 (Kapı vurulur. İmam, Hasan Çavuş ve Muhtar girer),
İMAM - Birkaç gündür uğrayamadık. Şöyle bir uğrayalım da Orhan beyin bir ihtiyacı var mı soralım dedik.
ÖĞRETMEN - Eksik olmayın hocam.
(H. Çavuş sınıfı gezer)
MUHTAR - Hep biz gelecek değiliz ya, sen de arada uğra konuşuruz.
ÖĞRETMEN - Çok özür dilerim. Sık uğrayamıyorum. Durumu biliyorsunuz; sınıfı bu hale getirmek kolay olmadı.
İMAM - "Arslan yattığı yerden  belli olur" demiş atalar. Bak eski binayı ne güzel yapmışsınız.
MUHTAR - Burayı Satılmış emmiden alıncaya kadar ne çektik. Emdiğimiz süt burnumuzdan geldi.
H. ÇAVUŞ - Bu iş böyle yürümez. Bu köye iyi bir okul lazım. Şöyle betonarma. Pırıl pırıl, süt döksen yalanacak güzellikte bir okul. Elin memleketinde ne okullar var. Muallim bey, ben okuma yazmayı askerde öğrendim. Kurs gördüğümüz okullar böyle değildi. Bu daracık yerde hem yatılır, hem öğretim yapılır mı. Çocuklar da sığmıyor. Çocukların yarısını okula salamıyoruz. Salsan nerde oturacak.
ÖĞRETMEN - Hasan ağa haklı. Muhtar, yazdığımız yazıdan bir cevap gelmedi değil mi?
MUHTAR - Gözüm kalbim Yozgat'ta. Bir cevap gelmez mi. Bir 'he' deseler. Bize iyi bir arabaşı edecam.
H. ÇAVUŞ - Ne zaman yazmıştınız?
MUHTAR - Ula Hasan Çavuş, sen bu Çalığın Kayayı uyuyor mu sanıyorsun. Okul yapılması için yazı yazalı bir ayı geçiyor. Şurada ne kaldı. İnşaat mevsimi de yaklaşıyor. Deli gönül diyor ki şuradan bin ile git.
H. ÇAVUŞ - Hop hop, hevesine uyma.
MUHTAR -- Vali paşanın huzuruna dikil.
H. ÇAVUŞ ?- Neye geldin derse?
MUHTAR - (Güler) Koca vali öyle der mi. Ben Karanlı Deresinin muhtarıyım. Paşam, okul istiyoruz' derim.
 

SAHNE - 8

MEMO - Memo geliyor  mektuplar getiriyo, müjdeler iriyor. (Girer) Müjde muallim bey, sana mektup var.
ÖĞRETMEN - (Heyecanlı) Ver hele Memo, iyi haberse müjdeni veririm.
MEMO - Sana veremem. Mektubu alınca çocuklar gibi ağlıyon.
ÖĞRETMEN - Ver Memo, ağlamadan okuyacağım.
MEMO - Veremem
MUHTAR - Versene Memo.
MEMO - Veremem Kâyâ
MUHTAR -Ver Memo!
MEMO - Veremem Kâyâ!
MUHTAR - Verirsin verisin de; eşek inadı tuttu.
MEMO - Tuttu ağam
(Öğretmen mektubu açarak okur.)

KARANLI DERESİ KÖYÜ İLKOKULU MÜDÜRLÜĞÜNE
 15.3.1985 tarih 580/6 sayılı yazınızla köyünüzde okul ihtiyacı olduğu anlaşılmıştır. Okul yapılması için köy muhtarı ile birlikte yaptığınız müracaat incelendi. Köylere yapılacak okullar ihtiyaç sırasına konmaktadır. Bütçeden ayrılan ödenek yeterli olmadığı için, okul ihtiyacınız sıraya konmamıştır.
 Bilgi edinmeniz rica olunur.


 (Herkes üzgün)
İMAM - Komşular, ümitsizliğe düşmeyelim.
H. ÇAVUŞ - Bizim elimizden ne kurtulur. Geçen yıl mezarlığın kıyısını on beş günde çevirdik. Caminin minaresini iki ay sürdürmedik. Sularımız şarıl şarıl akıyor. Bir eksiğimiz var; o da okul. Öyle değil mi muallim bey?
ÖĞRETMEN - Hasan ağa haklı. Devletimizin imkanları sınırlı. Devlette biz, millette biz. Ona yardımcı olmak görevimiz.
İMAM - Öyleyse elimizi çabuk tutup kendi okulumuzu kendimiz yapalım.
MUHTAR - Hoca Efendi haklı. Komşuları toplayıp bu konuyu onlara da açalım. Bir elin nesi var iki elin sesi var. Memo'ya bir tellal çağıttırayım. (Memo'ya seslenir Memo uykuya dalmıştır.) Ula Memo, (duymaz, ikinci, üçüncü defa çağırır. Memo afallar)
MEMO - Nesi var ağam, nesi var ağam, ne güzel sesi var ağam.
MUHTAR - Ne sesinden bahsediyon Memo?
MEMO - Bir türkü ağam. Çok yanık bir sesi var.
MUHTAR - Dinle beni, okul yapmak için...
MEMO - (Sözünü keser) Yapak ağam, kırılak geçek ağam, edek ağam, tutak ağam, atak ağam.
MUHTAR - (Bir şamar atar) Oğlum, davulunu alacaksın (Memo muhtarın söylediğini tekrarlar.) Esenin damının başına çıkacaksın. Ordan bağıracaksın. Her evden bir kişi okula gelecek; anladın mı?
MEMO - Anladım ağam.
MUHTAR - Tekrar et.
MEMO - Anlamadım ağam.
MUHTAR - Ne anladım, ne anlamadım (Kızar).
MEMO - (Sinirlenir, davuluna vurarak çıkar) Anladım, anlamadım, anladım da anlamadım da...

SAHNE - 9

 (Dışarıdan Memo'nun tellalı duyulur, biraz sonra Binali girer)
BİNALİ - Selamünaleyküm. Nedir Kahya; yine bir toplantı yaparsınız, ecep aslı ne ola?
MUHTAR - La ordubozan yine ne gavurluk düşünüyon. Oturdun boh böcükleri gibi
BİNALİ - Muhtar, şurda kapı ağzı komşuyuk; ne kötülüğüm dokundu size?
MUHTAR - Daha ne olacak koca Osman'ın oğlu. Şu oda meselesinde az mı laf taşıdın.
BİNALI - Haşa haşa kahya, fitnelik benim harcım mı?
H. ÇAVUŞ - Peki, herkesten önce sana okuntu mu gönderdik?
MUHTAR - Ula pullu mektup mu gönderdik ki "Binali gelsin" deyi?
İMAM - Bizi kalbimizden vuran fitnelik, istememezliktir. Biri bir hayır yapmak ister, diğeri ona köstek olur. Bunlar ayıp, hem de çok ayıp!

SAHNE - 10

(Gıddış'ın Rasul girer)
RASUL - Selamünaleyküm
HEPSİ - Aleykümselam.
MUHTAR - Ha Gıddış'ın Rasul da gelmişken size diyeceğim var.
RASUL - Neymiş? Kaya, çok sinirlisin. Yüzün turşu satıyo...
MUHTAR - Sen Rasul, sen Binali, beni iyi dinleyin. Salma salarım; herkesten önce karşı çıkarsınız. Su salmasında da öyle ettiniz. Biz kendi okulumuzu kendimiz yapacağız. Sizler odanın önüne çıkıp 'Kaya aç kaldı toplayıp onu da yiyecek' deyi aleyhimde propaganda yapmayacaksınız.
BİNALİ - Ne zaman aleyhinde konuştuk Kaya?
H. ÇAVUŞ - Sus ulan, senin ne mal olduğunu ben bilirim.
MUHTAR - Benden söylemesi. Bakın ben salma toplarken evden çıkmayacaksınız. Laf aramızda ben de sizlerden salma parası almayacam.
RASUL - Nasıl yani, bizden para istemiyom mu dedin?
MUHTAR - Yalınız bir şartla. Ağzınızı tutacaksınız.
BİNALİ - (Kalkar) De hele hoca efendi. Biz fitnelik bilir miyiz? Beş vakit namazımızı camide kılarız. Neyse gidiyim.
H. ÇAVUŞ - Nere ordu bozan? Otursana, şimdi komşular da gelecek. Yoksa sen toplantıya katılmayacak mısın?
BİNALİ - Dur Hasan Çavuş biyol eve varıyım da... Bizim oğlana deyimde tarlanın geverini çevirsin. Tarlaya su tuttuydum. (Çıkarken Rasul'la fısıldaşırlar)


SAHNE - 11

(Dışarıdan Bekçi Memo'nun sesi duyulur. Muallim türküsüyle içeri girer.)
Penceresi camcama, Muallim
Selam saldım amcama, Muallim
 Amcan kızın vermezse, Muallim
Turşu kursun fincana, Muallim...

MEMO - Tamam Kahya duyurdum. Duymayan kalmadı.
MUHTAR - Sağ ol Memo, otur şöyle.
İMAM - Merhaba Memo.
MEMO - (Kekeleyerek) Merhaba hoca efendi.
(Şapkasını kaldırır ve Rasul'un oturduğunu görünce sıçrayarak kalkar)
MEMO - Ula Gıddış'ın oğlu, sen neye geldin? Erkeksen burda konuş. Senin küllükte ürmeli değal. Gelsene.. Bizim küllükte öt... Hadisene ulan.. (Deynek keskenir) Konuşta boyuyun ölçüsünü alıyım.
RASUL - (Elinde bıçakla çöp yontmaktadır) Memo, git şurdan. Bıçak elimde kötü duruyor. Şimdi zamanı değil.
MEMO - Hadi gelsene, gel de karnını deşeyim.
 MUHTAR - Otur Memo!
MEMO - Durun ağalar. Yüze yüze burama geldi. Korktun mu Gıddış'ın oğlu gelsene. (Rasul bıçakla Memo'ya saldırır. Memo kaçar. (Muhtar ve H. Çavuş araya girerler)
H. ÇAVUŞ - Memo, dur deriz durmazsın. Otur deriz oturmazsın. Bunu hak ettin.
RASUL - Seni bağlarda yakalayıp yıkmam mı? Şu adamlara dua et. Yoksa kanını içtiydim.
MEMO - (Ağlamaklı) Deşen tabi. Bir ayağını dün kırdım. Birini de bugün mü kırdıracan. Buldun benim gibi bi öksüz.
RASUL - Şu adamlara dua et Memo...

SAHNE - 12

 (Kısa aralıklarla; Satılmış Emmi, Sefer ağa, Mustafa Dayı, elinde kürekle paçaları sıvalı olarak Binali girer)

S. EMMİ - Selamünaleyküm. No Gıddış'ın oğlu, sesin gaba geliyo.
RASUL - Memo deyneği çekti. Az kalsın..
S.EMMİ - Allah'tan korkmuyon mu şu garip Memo'ya takılmaya.
BİNALİ - Ne o Muhtar.. Toplantı toplantı. Bahçenin suyunu yarı başlı bıraktım. Neymiş toplantının aslı?
MUHTAR - Komşular, burada toplanmamızın sebebi şu: Biliyorsunuz okulumuz yok. Bir ay önce yazdığımız yazıya cevap geldi.
S. EMMİ - Ne diyo Kahya?
MUHTAR - 'Ödenek yok' diyo. Açıkça para yokmuş.
 BİNALİ - Devletin de parası mı bitermiş.
MUHTAR - Bir bizim köyün okulu mu Binali?
BİNALİ - Eee.. şimdi ne yapacıh Kahya?
MUHTAR - Siz gelmeden önce kendi okulumuzu kendimiz yapmaya karar verdik.
S.EMMİ - Münasiptir emme nasıl gücümüz yeter koca okula.
BİNALİ- Betonarme olacak ki; hiç aklım kesmiyo. Yani olmadık duaya amin.
MEMO - Amin, inşallah olmaz.
MUHTAR - Yine saçmaladın Memo.
MEMO - Şey dedim Kahya. Binali'nin dediği olmaz da, ona amin diyom.
BİNALİ - Ulen deli senin bu işlere aklın yetmez.
MEMO - Senin aklın neye yeter; şeytanlıktan başka.
RASUL - Okul yapmak bizim görevimiz değil ya.. Devlet kendi okulunu kendi yapsın.
MUHTAR - (İkaz eder) Rasul.
RASUL - Gücümüz yetmez, demek isterim Kahya; yanlış anlama.
MEMO - Sen öyle çöp yont dur. İşin gücün çöp yontmak. Okulu yaparız. Ben de okul bitene kadar çalışırım. Argın altında dört kavağım var. Kurban olsun okula.
BİNALİ - Sus ula kekeç. Öyle golay mı? Memo kayalığın başına çardak kuruyo. Biz neyinen yaptıracık.?
S. EMMİ - Vay gidi dertli başımız. Hoca efendi kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz desene.
İMAM - Başka çare yok komşular. İş başa düştü. İslâmiyet ilme, ilmi yaymaya büyük önem vermiştir. Bunun adı cihattır.
BİNALİ - (Sözünü keser) Cihatta, zenginlikte, parayla olur Hoca efendi.
İMAM - Sözümü kesme Binali. Zenginlik ilimle olur. Cehaletten başka fakirlik olmaz. Sonra Allah'ın ilk emri 'oku' olduğuna göre, bir okul için niye baş göz etmeyelim.
S. EMMİ - Hoca efendi, milletin eli dar. Mahsul de iyi çıkmadı. Yanış anamayın da; bilmem becerebilir miyiz?
H. ÇAVUŞ - Karıncaya sormuşlar, 'nereye gidiyorsun' diye. Karınca da 'hacca gidiyorum' demiş. 'Sen bu ayakla nasıl gideceksin' demişler. Karınca da "Hiç olmazsa yolunda ölürüm ya" demiş. O misal; biz ne günler gördük. Satılmış Emmi daha iyi bilir. Türk milleti ne günler gördü geçirdi. Çarık sırımı yediğimiz, darı ekmeğine efelik otu sardığımız günler geçmedi mi? Geçmedi mi ha..
 M. DAYI - Allah o kıtlık günlerini bir daha göstermesin. Komşular nasıl karar alırsanız, ben katılırım.
SEFER - Biz kimin için çalışıyoh. Evlatlarımız için değil mi? Biraz önce aha şunlar beni fitlediler; Muallim efendiye takıldım. Bereket versin, Muallim arif ve olgun insanmış. Beni ikna etti. Kızım da okumak istiyor. Ben derim ki, köyümüze iyi bi okul yapalım. Ben böyle derim.
BİNALİ - Eyi dersin eyi de. Senin kavağın, söğüdün var; verirsin. Ben ne verecam. Bi topal camız. Sonra senin oğlun da yok ; bi kızı gör ki onu da kim alacak.
SEFER - Binali Binali, damarıma bastın ha!.. Oğlu olanlar gün görseydi, kızı olanlar çatlar ölürdü.
S. EMMİ - Bırak sefer yavrum. Oğlan - kız ; Allah hayırlısını versin. Beni görmez misiniz? İbret olmam mı size?
BİNALİ - Kızma hele Sefer ağa. Ne söyledik yahu. Aha bi kürek... Okula verecek neyim var?
ÖĞRETMEN - Müsaade buyurursanız, ben de bir-iki söz etmek istiyorum. Sizleri dinledim. Hepimizin amacı köye bir okul yapmak. Ne demişler "Bir okul yaptıran, bin kötülüğü önler. Ben gelip geçiciyim, bu okulda sizin çocuklarınız okuyacaklar. Onun için iyi düşünüp karar vermelisiniz. Sonuna kadar bu okul işinde ben sizinle beraberim.
M. DAYI - Tamam Muallim efendi, iyi söyledin.
SEFER - Kölesi olduğum Muallim efendi, bizim kafamız geç çalışır. Bildiğin gibi yap.
RASUL - Bu iş olmaz ya.
BİNALİ - Malıfülle, çürük tarla, yel yel aç yat. Bana kalırsa aklımızın kestiği çama çıkarsak iyi ederiz.
MUHTAR - Ula ordu bozan Binali (Üzerine yürür) Bunları da sen fitledin!
(H. Çavuş araya girer. Binali ve Rasul atıp tutarak çıkarlar)
MUHTAR - Deli gönül diyor ki; git, şunların elektriğini kes .
MEMO - Kesek Kahya..
MUHTAR - Malını maldan, buzağısını buzağıdan ayır.
MEMO - Ayırayım Kahya.
MUHTAR - Bir görsünler ayrı baş çekmeyi.
İMAM - Üzümün de çöpü var Muhtar. Geniş olacaksın. Her iş yol alır. Bizde kalkalım komşular. Muallim beye de ders yaptırmadık. Kararımız hayırlı olsun.
MUHTAR - Amin Hoca efendi. Birlikte gidelim.
İMAM - Allahaısmarladık.
MUHTAR - Orhan bey, akşam gel de şunu karar defterine geçelim. Sen bize bakma, dövüşür çekişir, yine yaparız. Hoşça kal. Hadi Memo (çıkarlar)
MEMO - Bensiz gidemiyon tabii. Gıddış'ın Rasul'dan ödün çatlıyo.
(Memo, Muallim türküsünü söyleyerek çıkar)
Penceresi kapalı, Muallim..
Kolu altın saatli Muallim..
Sen böyle değildin, Muallim..
Ablasından öğütlü, Muallim

SAHNE - 13

(Bir öğrenci girer)

 

ÖĞRENCİ - Öğretmenim, bir amca geldi, sizi görmek istiyor.
ÖĞRETMEN - Sesle gelsin.
(Öğrenci çıkar, öğretmenin ağabeyi Sinan girer)
SİNAN - Merhaba!
ÖĞRETMEN - Merhaba ağabey. Hoş geldin.
SİNAN - Geldiğime memnun olmadı gibisin. Öyleyse gönderdiğim mektubu aldın demektir.
ÖĞRETMEN - Al mektubunu al. Rahat bırak beni.
SİNAN - Sen aptalsın oğlum. Burası ne, hayvan ahırı mı?
ÖĞRETMEN - Hayır, bu gördüğün yer insan yuvası. Eğitim - öğretim yuvası.
SİNAN - Burada mı yatıyorsun?
ÖĞRETMEN - Evet
SİNAN - Dersi de burada mı yapıyorsun?
ÖĞRETMEN - Evet.
SİNAN - Birde gururla evet diyor. Gel Orhan, bırak şu öğretmenliği. Kurduğum şirketin müdürü yapıyım seni. Koskoca şirket müdürü.
ÖĞRETMEN - Müdür olmak istemiyorum.
SİNAN - Öyleyse öğretmen de olmayaydın.
ÖĞRETMEN - Ya ne olmamı isterdin?
SİNAN - Doktor olsaydın.
ÖĞRETMEN - Hayır, doktor olamazdım.
SİNAN - Avukat olaydın.
ÖĞRETMEN - Hayır avukatta olamazdım. Okumak, öğrenmek, öğretmek istediğim için idealimdeki mesleği, öğretmenliği seçtim.
SİNAN - Gel kardeşim bu meslekten istifa et, para kazan, servet kazan, şöhret kazan. Kurduğumuz şirket bütün yurtta bir tanındı mı, gör; o zaman milyarlar içinde oynar gideriz.
ÖĞRETMEN - (Cebinden para çıkararak yüzüne çalar) Al. Al., işte senin yapma çiçeklerin..
SİNAN - Şu çanta onlarla dolu. Anasının avutmadığı, babasının büyütmediği veletlerle uğraşmak daha mı hoşuna gidiyor?
ÖĞRETMEN - Bunu sen bilemezsin, çünkü senin gözün parada, yükseklerde. Senin velet dediklerin benim en kıymetli hazinelerim.
SİNAN - Küçüklükten beri şu inadı ve dik başlılığı bırakmadın.
ÖĞRETMEN - Ağabey, beni öğretmenliğe iten sebeplerden birisi de ruhumdaki bükülmez dik başlılıktır.
SİNAN - Bu kafayla... Şimdi bir şey diyecektim.. Eşek ölür kuyruğu dik tutar.
ÖĞRETMEN - Bu sözleri ağzınıza hiç yakışmıyor ağabey.
SİNAN - Bak Orhan, şimdi Sivas'a gidiyorum. Dönünceye kadar fikrini değiştirirsen beraber gideriz. Bu cehennem deresinden de kurtulursun. Dönüşte mutlaka uğrayacağım. Ha., şunu söylemeyi unutuyordum: Aldığın maaşla bu köye bir de okul yaptır. İdealistlik sadece edebiyatını yapmakla olmaz.
ÖĞRETMEN - Göz önünde daha fazla büyümeyeyim diye bu fikrimi söylemedim. Okul da yapacağız. Hem de kendi okulumuzu kendimiz yapacağız.
SİNAN - Öyleyse başarılar. (Çıkar)
ÖĞRETMEN - (Ağabeyinin ardından) Yazıklar olsun sana. Okul ve öğretmenler elinde yetişmiş pazarlama şirketinin sahibi sen, sakın bir daha böyle simsiyah bir günahla, kararmış ruhunla karşıma.. Çıkma ; anladın mı?..
(Öğretmen ağlayarak çöker fondan şiir okunur).
Bir köy öğretmeniyim,
Alnımda ışık, gözlerimde nur,
Alıp götürmeyin beni şehirlere,
Götürmeyin ne olur.

SAHNE - 14

(İbrahim, Memo öğrenciler ellerinde kazma ve kürekle Muallim türküsünü söyleyerek girerler)
Penceresi Perdeli, Muallim..
Çiçek açtı zerdali, Muallim..
Yenile bir var sevdim, Muallim..
 O da benden sevdalı, Muallim...
FATMA - Öğretmenim, niye ağlıyorsun?
ÖĞRETMEN - (Gözünü siler) Hayır kızım. Benim hiç ağladığımı gördünüz mü çocuklar?
ÖĞRENCİLER - Görmedik öğretmenim.
ÖĞRETMEN - Hep gülün çocuklar. Gülün ki güller açsın yanaklarınızda. Ya bu kazma ne ola İbrahim?
İBRAHİM - Okul temeli kazmaya.
MEMO - (Elinde kürekle) Kendi okulumuzu kendimiz yapmaya.
ÖĞRETMEN - Yürüyün çocuklar. İş başa düştü...
 (Muallim türküsünü söyleyerek  çıkarlar)

(Perde kapanır)

 


ÜÇÜNCÜ PERDE


SAHNE - 1

(Köy meydanı. Rasul'un karısı Kiraz ile Zeliş meydanda karşılaşırlar)
ZELİŞ - Gıız deli Kiraz, nereye gidiyon. Dur da iki çift laf edek.
KİRAZ - Bilmiyon mu Gıddış'ın oğlunun tin kafa olduğunu. Gecikirsem çekecem var.
ZELİŞ - Sığırı zor yetiştirdim. Ta tepenin arkasından beri dolaştım.
KİRAZ - Çobanlar da adam olmuş. "Evvelden davar gidiyo, kuzu gidiyo" deyi tellal olurlardı. Şimdinin çobanı da memur olmuş. Ağızlarını açmaya eriniyolar. Geçen günde bizim kuzular evde kalmış.
URGUYA - Ne çene çalıyonuz gız. Böön Kaymakam gelecamiş.
ZELİŞ - Sayı mı Urguya?
URGUYA - Yalan mı söylüyom. Essahtan Kaymakam gelecekmiş.
KİRAZ - Kimden duydun Urguya?
 URGUYA - Bekçi Memo söyledi. Bağırıp duruyordu.
 ZELİŞ - Sahi mi diyon. Öyleyse burda durmayalım.
URGUYA - Memo söyledi. Köylü burda toplanacakmış.
KİRAZ - Allah canını alsın Memo'nun. Reyi çalığın Kaya'ya verdi de; bir onun reyiyle Kaya oldu. Benim herif kazansaydı, dört ayaklı kurban adamıştım. Nerde.. Deli Memo bize vermedi de Çalığın Kaya'ya verdi.

SAHNE - 2

(Memo omzunda bir sandalyeyle sahneye girer)
 MEMO - Ne o gızlaar. Kulağıma bi Memo sesi geldi.
ZELİŞ - Senin gıybetini yapar mıyız Memo.
URGUYA - Seni severiz Memo.
KİRAZ - Sen köyümüzün gülüsün Memo.
 (Urguya şapkasıyla oynar)
MEMO - Şapkamla oynama gız. O resmi şapkadır. Şapkamın da haysiyeti var. Zeliş hala hani bana ballı dürüm verecektin. Sizin kovanların önünden geçerken ağzım şapur şupur ediyo.
ZELİŞ - Kurban olsun Memo. Hadi  gidekte veriyim.
MEMO - Şimdi gidemem. Muhtar böyük vazife verdi. Burada oturacam. Kaymakamı bekliyecam.
KİRAZ - Ballı dürüm yerine babalar ye emi. Reyi Çalığın Kaya'ya verdin; gitte onun kapısından yallan.
MEMO - Ulen Deli Kiraz. Kocan Gıddış'ın Rasul gibi şimdi seni de ayağımın altına alır, fındık gibi ezerim. Hadi şurdan kaybolun gözümün önünden.
KİRAZ - Hadi gidelim. Şu deliye takılmayalım.
URGUYA - Aha gidiyoh. Meydan sana kalsın.
MEMO - Hadi hadi... Gözüm görmesin. (Kadınlar çıkar.)
(Memo sandalyeye oturur. Masadaki ayrandan bir bardak doldurarak içer. Kendi kendine konuşur.)
MEMO - Bizim çalığın Kaya ağzının tadını nasıl bilir. Ayransız da toplantı yapmaz. Ah ciğerimi yakmış Kahya. Sen şu köye bekçi olsan, bende muhtar olsam. Vallaha bir ayda seni çöpe dönderirim çöpe. Gel Memo.. Git Memo. At Memo.. Tut Memo. Bensiz de iş yapamaz... (Arkasından Muhtar gelir. Muhtardan habersiz konuşmaya devam eder) Şu köye bi Muhtar olsam, Gıddış'ın Rasul'unan, fitne Binali'yi yatırır nallarım nallar. Şunların bi hakkından gelemiyo (Muhtar saçına tesbihle dokunur) Şu sinekler de... İki dakka oturak dedik onlarda rahat vermedi. Sineklerde muhtardan yana. (Muhtar omzuna hızlıca vurur. Memo bakar Muhtar, Şaşırır)
MEMO - Muhtar, sen misin?..
MUHTAR - Ne ula Memo.. Muhtar oluyon, Kahya oluyon.
MEMO - Bizim köye senden başka güzel Kahyalık yapan bulunmaz diyodum.
MUHTAR - Biliyom biliyom ne dediğini. Ne var ne yok? Gelen giden var mı?
MEMO - Kimse yok Kahya. Biraz önce avratlar vardı kovdum gittiler.,
MUHTAR - İyi etmişsin. Şimdi kasaba yoluna  doğru hem bi bak, hem de gördüklerine söyle, ben buradayım. Bu meydanda toplansınlar.
MEMO - Olur Kahya.. (Çıkar)

SAHNE - 3

(Muhtar meydanda dolaşırken, İmam, Satılmış Emmi, Hasan Çavuş, Mustafa Dayı, Sefer ağa, Sinan Öğretmen ve öğrenciler, Binali, Rasul, Dudu Kadın ve diğer kadınlar toplanırlar. Memo da gelir.)
MUHTAR - Komşular niçin toplandığımızı biliyorsunuz. Birazdan kazamızın Kaymakamı ile Millî Eğitim Müdürü gelecekler. Okul yerini tespit edip ilk kazmayı vuracağız.
BİNALİ - İyi has da Kahya, nereye yapılacak, onu bilmiyoruz.
MUHTAR - Ben buldum yerini.
BİNALÎ - Neresiymiş Kahya?
MUHTAR - Satılmış Emmi'nin harman yeri. (Gözler S. Emmidedir.)
H. ÇAVUŞ - Münasiptir.
İMAM - Tam okul olacak yer.
ÖĞRETMEN - Suyunu da hemen yukarı tepeden getiririz.
BİNALİ - Okul bitti, sıra suya geldi. Her boyayı boyadıkta fıstığı yeşil kaldı.
M. DAYI - Olur şeye olmaz deme Binali. Okul da yapılır, suyu da gelir; yeter ki can sağ olsun.
RASUL - Oraya okul olmaz.
BİNALÎ - Rasul haklı. Hepiniz gözel söylersiniz de emme velâkin bu iş Satılmış Emmi'den biter. Sen ne diyon Satılmış Emmi?
S. EMMİ - İşte ben orda yokum. Ergene avrat boşaması kolay olur Kahya. Oda dediniz, verdim. Salma dediniz, verdim. Neye saldıysan Memo'yu geri çevirmedim. Çevirdim mi Memo söylesene?
MEMO - Estağfurullah emmi. İnkar edersem gözüme durur. Kuran çarpsın çevirmedin. Yedirdin içirdin, çay verdin. Ünün taaa Arabistan toprağına duyulmuş emmi.
S. EMMİ -   Ya bunları da mı ben söylettim? Sonra, harman yerini okula vereyim de; sapı samanı nerde sürüp savuruyum.?
DUDU KADIN - Ağa, bu da bi hayırdır.
S. EMMİ - (Sinirlenir) Sus sen, avrat başınla erkek işine karışma.
D. KADIN - Kimimize kalacak.
S. EMMİ - Kimime kalırsa kalsın. Benim kimsiye mal bırakmaya niyetim yok. Mal benim değil mi? Okula vermem de; kibrit çalar yakarım. Yoksa Kızılay'a bağışlarım.
D. KADIN - Kızılay'dan da önemli okul. Camiinin içi dururken, dışına yardım edilmez.
S. EMMİ - Sen her şeye karışma!. Senin saçın uzun, aklın kısa. Allah Allah...
BİNALİ - Satılmış emmi haklı.
D. KADIN - (Tükürür.) Tü yüzüne.
RASUL       (Çöp yontarak) Hem de çok haklı.
D. KADIN - (Tükürür) Tüü  sen de hak ettin. Fitneler, cibilliyetsizler.
 RASUL - Dudu karı.. Dudu karı... Sen elinin hamuruynan erkek işine karışma.
D. KADIN - Siz karışıpta iyi ediyonuz.
ÖĞRETMEN - Dudu ablanın tükrüğünü hakettiniz. Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir. Ben sizin ne düşüncede olduğunuzu çok iyi biliyorum. Benim sabrımı taşırmayın. Şu köye bir okul yapılsa kötü mü olur. Bakın çocuklarınız pırıl pırıl. Ben gelmeden böyle miydi. (Satılmış Emmi'ye) Amca iyiliğini bu köylü unutsa bile ben unutmayacağım. Gel şu okul yerine de 'evet' de. Bu sefer daha büyük hayır etmiş olacaksın.
S. EMMİ - Hiç ısrar etmeyin. Yerini de başkasından alın. Yardım isten; el beş veriyorsa ben on veriyim.
İMAM - Emmi.. Emmi.. Bir ayağın dünyada, bir ayağın ahirette. Okula yer vermek, okul yaptırmak en az cami yaptırmak kadar sevaptır. Sen öldükten somu ebedi kalacak en büyük hayırdır.

(Memo 'Kaymakam bey' geliyor diyerek telaşlı girer. Biraz sonra da Kaymakam ve Millî Eğitim Müdürü gelir.)

SAHNE – 4


(Hoşbeşten sonra Memo, Kaymakam ve diğerlerine ayran verir. Kaymakam oturur. Konuşmasına başlar. Diğerleri de oturur.)
KAYMAKAM - Sayın Karanlıdereliler. Kendi okulunu kendin yap kampanyasını başlatmak üzere geldik. Bu güzel davranışınız hepinizin birlik olduğunun işaretidir. Hepinize teşekkür ederim. En önemli meselemiz okul yerini tespit etmektir. Okul yeri için nereyi düşünüyorsunuz Muhtar?
MUHTAR - Siz gelmeden düşündük. Satılmış Emmi'nin bir harman yeri var; orayı kararlaştırdık. Köyün girişindeki harman yeri.
MÜDÜR - Evet muhtar. Orası okula müsait. Yolun da kenarı. Okula en uygun yer.. Mera ise iş daha kolay.
S. EMMİ - Hayır Müdür bey. Orası benim, tapusu da aha.
(Müdür tapuyu  alarak   Kaymakama  verir.    Kaymakam inceler, bakar)
KAYMAKAM - Amca beş dönüm bir yermiş. Burayı okula bağış yapmaz mısın?
S. EMMİ - Hayır Kaymakam bey, veremem.
KAYMAKAM - Gel amca, ver de oraya güzel bir okul yapalım.
S. EMMİ - Veremem Kaymakam bey.
KAYMAKAM - Verip vermemek senin elinde. Sonra herkesin mülkiyet hakkı da serbest. Verirsen, yapılacak okulda sizin çocuklarınız okuyacak.
S. EMMİ - Veremem.
KAYMAKAM - Bak amca, bilir misin ki bizim iki düşmanımız vardır. Biri dışımızdaki, diğeri ise içimizdeki düşman.  Her aileden vatan için birer şehit verdik. O şehitler ki tarih için şan verdiler, bayrak için kan verdiler, vatan için can verdiler. Bir coğrafya parçasını mübarek kanlarıyla sulayıp vatan yaptılar.. O şehitleri ki kimi Çanakale'de, kimi Galiçya'da, kimi Sina'da, kimi Yemen'de, kimi Sakarya'da, kimi Balkan'da, kimi Kore'de, kimisi ise Kıbrıs'ta, kan döktüler, bu vatan için can verdiler. (Cebinden bir kurşun çıkarır) Bu kurşunu görüyor musunuz? Bu kurşun dedemden babama, babamdan da bana kalan, bazen mukaddes, bazen de, kahpe bir kurşun... Dedemi Balkan harbinde şehit eden Bulgar kurşunu amca, Bulgar...
S. EMMİ - Bilirim yavrum, bu Bulgar düşmanının yaptığını çok iyi bilirim. Benim babam da Balkan Harbi'nde şehit oldu. Ya Ermenilere ne dersin Kaymakam bey?
KAYMAKAM - Bu kurşunu gördükçe düşmana olan kinim her geçen gün artmakta. Balkan harbinde bu kurşun dedemin kalbine saplanınca, vurmuş kalbine bıçağı, 'al' demiş İspartalı Koca Halil'e "Bunu götür de oğluma ver. Benim intikamımı alsın. İsparta'lı getirmiş babama vermiş. Babam da cephede şehit olmuş. O da vurmuş kalbine bıçağı. Küffar kurşununu anama göndermiş. Anam da bu kurşunu nah kalbimin üstüne dikmiş ki, intikamı unutmasın diye. İşte bu kurşun dışımızdaki düşman. Gelelim içimizdeki düşmana. İkinci düşmanımız cehalet. Amca, ben okudum Kaymakam oldum. Sizin köyden çıkmaz mı Kaymakam? Göklere, aya, güneşe   merdiven   dayayan, ilim adamları, bilim adamları. Çıkmaz mı haaa... Söylesene... Bir beş dönüm yeri okula çok görüyorsun. Hadi amca ver tapuyu. Vermeyecek misin?... Hâlâ inat mı, hayır mı.. Cevap versene (Satılmış Emmi suskun. Cevap vermez. İbrahim halkın gerisinden fırlayarak bağırır. Herkes şaşkın)
İBRAHİM- Yeter baba.. Bardağı taşırdın artık. Sabır sabır... Bıçak kemiğe dayandı. Kaymakam bey benim adım İrbaham. Kimse adımla çağırmaz. Herkes 'deli' der. Evet, deliyim, tımarhanelik deli. Ama niye deliyim? Bu kördüğüm burada çözülmeli. Her şeyi açık açık anlatacağım: Bir kara sevda beni bu hallere düşürdü. Askere gitmeden önce Hasan Çavuş'un kızı Dönüş'e gönül verdim. Dönüş'te beni seviyordu. Dünürcü göndermek için anama söyledim, anam da babama söyledi. Babam askerden gelmeyince 'evermem' dedi, kesti attı. Doğru değil mi baba? Askere gidince Dönüş'e mektup yazamadım. Çünkü okuma yazma bilmiyordum.  Arkadaşlarıma da yazdıramadım. Sevdiğim kıza elin kalemiyle nasıl mektup yazardım. O da bana yazamadı. Çünkü o da okuma yazma bilmiyordu. Sonra okuma yazmayı askerde öğrendim. Köye yazdığım mektupları Dönüş'ün babası Hasan Çavuş okuyor, cevabı da o yazıyordu. Onun için Dönüş'e bir selam olsun yazamadım. Sonra Dönüş'ü sattılar. Ben de hastalanıp tebdil-i havaya geldim. Babamın kör inadı yüzünden okuyamadım, evlenemedim. Şu çocuklara bak baba. Bunların her biri yarın çınar olacak. Okul olmazsa bu fidanlar kurur, gazel olur baba, gazel. Bana acımadınız, bari bu çocuklara acıyın. Ben neden hastayım, neden deliyim; şimdi anladınız mı? Fakat geç oldu. Böyle yaşamaktansa ölmek daha iyi (Bıçağı çeker) Gelmeyin üstüme. Yoksa öldürürüm kendimi. Yaklaşma ana. Bu dram bitmeli!
D. KADIN - Oğlum eteğindeki taşı dök.
 S.EMMİ - Oğlum ver elindeki bıçağı.
İBRAHİM - Şimdiye kadar kör inadınızın kurbanı oldum. Ölmek istiyorum.
(Uzaktan Dönüş'ün sesi duyulur.)
DÖNÜŞ - Dur İrbaham Dur..  Ver elindeki bıçağı.
İHRAMIM - Veremem.. Veremem  Dönüş öldüreceğim kendimi.
DÖNÜŞ - O zaman beni de öldür.
 İBRAHİM - Elim varmaz Dönüş.
DÖNÜŞ - Kendine acımıyorsan, bari bana acı. Ben çile çekmiyom mu sanıyon! Sen askere gidince ben iyi mi oldum. Beni başkasına vermek istediler. (Öksürür) Verem oldum, deli oldum. Öleceksen beraber ölelim. Yaşamak güzel değil mi İrbaham? Hadi ver o bıçağı. (Bıçağı elinden alır) Ey ahali ne duruyorsunuz, ayıplayın bizi. Yuh çekin. Sen de affet bizi baba. (Babasına sarılır) Anacığım, sende mi susarsın? (Ağlar)
S. KADIN - Dönüş'üm. Benim nazlı kızım. Sürmelim. Senin derdin hepimizin derdi olmadı mı? Yıllardır üç öğün aşımıza zehirli ekmek doğradık yavrum. Vay benim başıma gelenler.. Talihsiz başım.. (Ağlar)
DÖNÜŞ - Anacığım.. Benim garip anam. Affet beni (Kucaklaşırlar)
S. KADIN - Asıl sen bizi affet kızım. Gafil davrandık.
DÖNÜŞ - Sizi Allah affetsin. Benim elimden ne gelir ki..
İBRAHİM - Niye böyle almaz almaz bakarsınız. Yalan deyin, yanlış deyin uydurma deyin, inandırın şu insanları. İnandırsana baba. Hâlâ inatçılık, hâlâ fitnelik, ayrılık gayrılık yetmez mi?
S. EMMİ - Yeter oğlum yeter!. Sen böyle akıllıca laflar ettikten sonra mal mülk mü görünür gözüme. Her şeyim okula feda olsun! (Baba-oğul kucaklaşırlar.)
D. KADIN - Allah'ım sana şükürler olsun. İrbaham'ım, Dönüş'üm, yavrularım (Dönüşle kucaklaşır) Hasan Çavuş Allah'ın emri, Peygamberin kavliyle oğlum İrbaham için, kızın Dönüş'e dünürüm. Ver Hasan Çavuş ver. Ayırma sevenleri.
H. ÇAVUŞ - Allah yazdıysa, Kaymakam bey de münasip görürse verdim gitti.
KAYMAKAM - Münasiptir. Allah mesut etsin.
MUHTAR - Vur davula Memo. (Memo davulla ortaya gelir.)
MEMO - Duyduk duymadık demen ha.. Deli İrbaham'la, Deli Dönüş'ün düğünü var...
İBRAHİM - Dur hele Memo. Önce okul, sonra düğün. Bacılarım, kardeşlerim, arkadaşlarım. Kendi okulumuzu kendimiz yapıyor muyuz?
HALK - Yapıyoruz.
İBRAHİM - Öyleyse ver tapuyu baba (Şapkasını çıkarır. Tapuyu içine koyarak kampanyayı başlatır. Memo, davuluyla yapılan bağışları yüksek sesle duyurur)
KAYMAKAM - Bu kampanyayı yirmi bin lira ile başlatıyorum. Hayırlı ve uğurlu olsun.
MUHTAR - Benden yirmi dönüm tarla.
ÖĞRETMEN - Benden bir maaş tutarı para.
 İMAM - Benden on beş bin lira.
H. ÇAVUŞ - Yirmi kuzulu koyun.
SEFER - Benden de bir Hollanda ineği.
 M. DAYI - Benden bir tosun.
MÜDÜR - Beş bin lira.
D. KADIN - Canımı iste, canımı veriyim oğul.
BİNALİ - Benden de bir topal camız.
RASUL - Benden, bir inek, buzağısı da yanında.
MEMO - Benden de topladığım hakın yarısı.
SİNAN - Kaymakam bey, ben öğretmenin kardeşiyim. Şu tabloyu görünce kardeşimi götürmekten vazgeçtim. Okula ben de bir milyon liralık çek veriyorum. Ayrıca Dönüş ile İrbaham'ın düğün masraflarını karşılama sözü veriyorum.. Lütfen kabul buyurun.
KAYMAKAM -  Çok teşekkür ederim. Temennim bu davranışınızın herkese örnek olmasıdır.
 İBRAHİM - Sıra geldi düğüne.
Vur davulcu davula.
Tutalım alayımız.
 Oynansın halayımız.
 Halk yapsın sarayımız.

(Hep birlikte Yozgat halayını tutarlar.)

 (Perde kapanır)

SON

 Durali DOĞAN


----------------------------------------------------------------------

Sılam Basın Yayın Matbaacılık Ltd. Şti.
Durali Doğan
Atatürk Bulvarı Özel Apt. No: 29/D Sorgun/YOZGAT
Tel: (0354) 415 2020 
         0533  346 8889

 

Bu sayfa 2606 defa görüntülenmiştir.

Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN