Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

BİR NESİL YARGILANIYOR

BİR NESİL YARGILANIYOR




BİR NESİL YARGILANIYOR

(Piyes 4 Perde)

Durali Doğan


ŞAHISLAR :
ARİF
ESE
DÖNDÜ
HÜLYA
CİHAN
İBİŞ
YILMAZ
SERPİL
PATRON
KÂTİP
HASAN
MURAT
SALİH
I. POLİS
II. POLİS

 

BİRİNCİ PERDE
(Bir Anadolu kahvehanesi. Masa, sandalye, çay ocağı. Duvarda aktör ve aktrist resimleri, ayna vs. Garson "İbiş" masa ve sandalyeleri silerken, perde arabesk müzikle açılır. Biraz sonra elinde kitaplarla Arif-ıslık çalarak girer.)
SAHNE -1-
ARİF - (Ağzında ıslık, elinde sigara ve kitaplar) Selam beyler, (kimseyi göremeyince) Bu ne sessizlik yahu!
İBİŞ - Buyursunlar Arif Ağbi. Hoş geldiniz. Nasılsınız ağbi?
ARİF - (Oturmaz) Buna demişler İbiş. Yüz liraya konuşur, bin liraya susmaz.
İBİŞ - Çay borcun yok ki ağbi.
ARİF - Öyle ya! Bizim Ese moruğun canı sağolsun. Döndü karının da uğurlu elleri.
İBİŞ - Allah senin gibi bonkör ağbilerimizi bu fakirhaneden eksik etmesin. Usta, çay bir. Yandan çarklı olsun.
ARİF - Bana bira getir İbiş. Akşama da rakıları hazırla, anladın mı?
İBİŞ - Pardon ağbi.. rakı kalmadı da..
ARİF - Pardonlar çıkalı, senin gibi eşekler türedi.
İBİŞ - Olsun ağbi. Bugün helle yedim, biraz gaçırıyom da..
ARİF -Şu çakalların yaptığına bak. Söz erkeğin ağzından çıkar be. Saat nerdeyse.. (saatine bakar) on bir olmuş.
İBİŞ - Erkek dediğin benim gibi olur. Şafakta açtım fahırhaneyi.
ARİF - İbiş, bura karın doyurmaz. Bu mesleği İstanbul'da yapsan köşeyi dönersin oğlum. Boşuna söylememiş atalarımız, taşı toprağı altın diye. Seninle İstanbul'a gidelim, gör o zaman para nasıl kazanılırmış?
İBİŞ - Hemen gidek ağbi, hemen. Usta yap bir çay yandan çarklı olsun.
ARİF - (sertçe)  İbiş demedim mi len çay içmiyom diye. Bira getir bira.
İBİŞ   -  Pardon  ağbi.   Pardon  eşşekler..   pardon döşşekler. Özür ağbi dilim sürttü..

SAHNE -2-

(Salih, Hasan ve Murat adlı lise öğrencileri girer.)

MURAT-Selam.
ARİF - Aleykümselam. İşte bizim ekip geldi. Nerdesiniz yahu?
SALİH - Anca paçayı kurtardık. Sende kazıktan boşanmış at gibi seyip kaldın herhalde.
ARİF - Örkü söktüm örkü.
HASAN - Okey getir ibiş. Matematik yazılısını boykot ettiğim için çok mutlu hissediyorum kendimi. Ne mutlu okeycilere. Yaşasın okey. Kahrolsun okul, yuh sana matematik! Kahrolsun Fizik! Kahramanları kahveler, kahveleri de biz yarattık.
ARİF - (Okey masasına otururlar. İbiş okey takımını getirir) Amma uzattın Hasan. Kes tantanayı. Şu bandı değiştir İbiş. Orhan Gencebay'ı koy oğlum.
İBİŞ - Orhan Gencebay'ın bandını Kel Hasan götürdü. Camız'ın Türküsü'nü koyayım mı ağbi.
ARİF - Camız karnını deşsin. Ulen ne adamsın be!
MURAT - Gumpür hademenin çaldığı zil kulağımda arılar gibi vızıldıyor. Okeyi de öğren-meseydik evde kalık kaldıydık.
SALİH- Velhasıl koca bir baltaya sap olduk.
ARİF - Ne sap ya, Tipideresi'nin yarma çamı.
HASAN - Ula İbiş şu resmi versene.
 İBİŞ - Şu yakışıklıyı mı ağbi?
HASAN - Tamam onu işte. Getir bana. Şu adama bitiyom arkadaşlar. Bende bunun gibi büyük aktör olacağım.s
 İBİŞ - (Duvarda asılı duran aktrist resmini göstererek) Oluyorsan şu fıstık gibi olsana ağbi. (Masadakiler kahkaha ile Hasan'ı alaya alırlar.)
HASAN - Ula o kız mı, erkek mi?
İBİŞ - Gııız.
HASAN - Ben neyim?
İBİŞ - (Çekinerek) Bilmem ki,. (Diğerleri gülerler) Erkek olan artist olur mu?
HASAN - Niye olmasın, İbiş senin büyük işlere aklın yetmez.
İBİŞ - Yeter yeter bal gibi yeter. O artistler varya, bolca dayah yerler. Her filimde ölür ölür, dirilirler.
HASAN - Ölecek tabii. O rol icabı oluyor.
İBİŞ - Erkek dediğin bi defa ölür.
ARİF - Yeter be gel de şu oyunu bitirelim.
HASAN - Alacağım olsun ibiş. Beni mesleğimden ettin. Seyislik, figüranlık derken şimdi başroldeydim. Ne bıçak geçer, ne kurşun işler. (İbiş'in üzerine yürür) Koparacağım culuh boynunu. (Arif tutarak Hasan'ı oturtur. Arkadaşları gülerler. Oyun devam eder.)
SAHNE -3-

(Koltuğunda kitaplarıyla Cihan girer. Boş olan masaya oturur.)
ARİF - (Alaylı) Ne var ne yok Cihan. Matematik yazılısı nasıl geçti?
CİHAN - Çok iyi.
ARİF - Şu imtihan deyince kafamın tası atıyor. Cinlerim başıma toplanıyor.
HASAN - Aferin inek Şaban. Anlatsana okulda daha başka neler oldu?    ,
CİHAN - Ne anlatayım. Sizin kafanıza girmez ki . Şimdi kafanızdaki okey var.
SALİH - İnekleyi inekleyi dört göz oldun. Anlaşılan yakında altı göz de olursun falan filan.
ARİF - Şu masaya bir çay ver İbiş.
İBİŞ - Baş üstüne Arif ağbi. Ağbim ne emretmişte tutmamışım. Öl de ölüyüm ağbi. Usta çay ver yandan çarklı olsun.
CİHAN - Çay için teşekkürler.
ARİF - Afiyet şeker olsun.
CİHAN - Bu pis havada nasıl vakit öldürüyorsunuz, anlamıyorum.
ARİF - Orasını karıştırma. Fazla karıştırırsan altından Çapanoğlu çıkar.
HASAN - Biz kahve kültüründen nasibimizi alıyoruz. Sosyal yönümüz gelişiyor, değil mi Salih?
SALİH - He ya sayısal yönümüz, sosyal yönümüz falan filan.
HASAN - Saçmalama Salih?
SALİH - Ben buradayım, aklım matematikten problem çözüyor. Olasılık hesapları, fonksiyonlar, falan filan.
MURAT - Öyleyse koş okula.
SALİH - Bir kere arkadaş dedik. Hatırınızı mı kıralım. Ölencek beraber, kalancak beraber falan filan.
CİHAN - Atalarımız: "Üzüm üzüme baka baka kararır" demiş. Kötülüklerin hep canciğer arkadaşlarımızdan geldiğini hiç düşündünüz mü?
HASAN - Boş değiliz ki düşünek. Baksana harıl harıl çalışıyoruz.
ARİF - Emek teri döküyoruz. İbiş bira yok mu, Cihan'a bira ver de bari o da kafayı bulsun.
İBİŞ - Bira kalmadı ağbi. Pardon çay veriyim. Çay bir usta yandan çarklı.
CİHAN - Vakit bir su gibidir. Son pişmanlık hiç fayda etmez.  (Tatsız şakalarla oyun devam etmektedir) Okulun, öğrenmenin, bilgi edinmenin, terbiyenin sıcak kucağından kaçıp, kahveye sığınmak. Buranın pis havasını teneffüs etmek. Küfürle, lan lunla vakit öldürmek. Ne kötü alışkanlık? Hepimiz bir olup gece gündüz çalışmak varken, tembel tembel oturmak daha mı iyi? 
HASAN - Kim çalışıyor ki biz çalışalım?
CİHAN - Her koyun kendi bacağından asılır. Ümitsiz ve şevksiz yaşamak bataklıkta yaşamaya benzer. Öğrenci okulunda çalışacak, işçi fabrikasında çalışacak, memur dairesinde çalışacak, esnaf dükkânında çalışacak... Herkes üzerine düşeni yaparsa gör o zaman memleketimiz nasıl kalkınır. Bedbin, nemelazımcı, ruhları posalaşmış insanların vatanı, bayrağı, milleti olur mu? Geri kalmışlık çemberini sadece gündüz çalışarak değil, gece de-uykusuz kalarak kırabiliriz. Şu koltuğumdaki kitaplarla beni hor görüyorsunuz. Bir gün de siz horlanacaksınız. Lanetle anılacak, çamurlaşan bir nesil olarak, önce aileniz, sonra milletimiz, ebediyyen de tarihimiz tarafından yargılanacaksınız. (Kalkar) Garson çayın parasını alır mısın?
ARİF - Çaylar bizden olsun.
CİHAN - Rica ederim içtiğim çayın parasını kendim veririm.
ARİF - Töremiz öyle diyor.
CİHAN - Törelerimiz; tarihimizin derinliğinden fışkırır, ariflerin gönüllerinde yeşerir.. okullarda çiçek açar, meyve verir. Maalesef böyle pis yuvalarda kurutulur. Şimdi okullar, kütüphaneler çın çın çınlarken, kahvehanelerden taş şakırtıları arşa yükselmektedir. Sizler cihan yaratmaya muktedir insanlarsınız. Ucuz satıyorsunuz kendinizi. Kıymetinizi bilin. İyi eğlenceler. (Cihan çıkar. Kalanlar kahkahayla gülerler)
ARİF - Sende de zevk mi kalmış be. Kızları görür sıranın altına sokulur. Sigara içmez, okey oynamaz, kafa çekmez. İneklemek için bire bir. Vay inek Cihan vay !.. (Kahkaha)

SAHNE- 4

(Arifin babası Ese girer. Dalgın ve üstü başı toz toprak. Cihan'ın kalktığı masaya okey oynayanlara arkası dönük vaziyette oturur.)
İBİŞ - Ooo.. hoş geldin Ese emmi. Ne içersiniz? Çay, darçin, limon, pepsi, fruko.. Emriniz?
ARİF - (Yavaşça) Bizim Ese moruk çok düşünceli.
MURAT - Nene lâzım sen oynamana bak.
ESE - Şu hesabımı kes. Aha paran.
İBİŞ - Acelesi yoktu Ese emmi. Canın sağ olsun . Paranın ne kıymeti var canım.
ARİF - Bizim moruh bugün paralıya benziyor.
ESE - İbiş, fazla gevezelenme de al borcumu. Anam, babam, kesem. Varsam gelsen yesem.
İBİŞ - Kızma Ese Emmi, ayıp ettin.
ESE - Kızması mı kaldı. Ulen hıyar oğlu hıyar!
ARİF - (Yavaşça kalkar) Bizim moruk kızdı. Beni görmeden toz oluyum, (görünmeden sinerek çıkar)
ESE - Sizde insanlık mı kalmış. Bir haftadır iş bulamadığım için borcumu ödeyemedim. Gelip gidip başıma vurdunuz. Arapların kahve kapanmasaydı, atarmıydım buraya ayağımı. (Gençlere döner) Ya bu gençler! Ula sizin eviniz yok mu? Şuna bak şuna, kitaplara bak. Masanın üstündekiler benim sözlerimden taş kesildiler de şunlar hiç aldırmazlar. (Gülerler) Gülün gülün. Sizi okula gönderen aileniz sanıyor ki oğlumuz okuyup adam olacak. Hehey.. sizin imkânlarınız bizde olsaydı valla porfösör olurduk porfösör. Bizim zamanımızda kalem nerdeydi, defter nerdeydi. Bi darı ekmeğiyle bi hafta çift sürdüğümü bilirim. (Gençler sessiz) Ben iş bulmak için kahveye gelirim. Liseyi bitirip boşta gezen kahveye gelir. Memuru kahveye gelir. Talebe okuldan kaçar kahveye gelir. Burası da ne kutsal yuvaymış Allah'ım!
HASAN - İbiş, Ese Emmi'nin ağzı kurudu, bi yetik bira getir de içsin.
İBİŞ - Olur ağbi. Usta yap bira çarklı olsun. Pardon ağbi. Biramız kalmadı. Çay, çay usta, yandan çarklı bi şey..
 ESE - Çayınız başınıza çalınsın. Sıhhatinize acıyın, paranıza acıyın, vaktinize acıyın. Gençliğinize acıyın (Gençler kahkaha atarlar) Hâlâ gülüyorlar. Defol, defol, defolun berduşlar!.. (Masayı devirir. Bir sandalye kaparak gençlerin üzerine yürür. Gençler kaçarlar.)
(Işıklar kararır.)
(Perde kapanır.)

BİRİNCİ PERDENİN SONU


İKİNCİ PERDE

(Ese Emmi'nin sade döşeli evi. Döndü Kadın divanda yün eğirmekte. Hülya el işi yaparken, Arif"de masada bir şeyler yazmakla meşguldür. Aynı zamanda "Bir mumdur" türküsünü mırıldanmaktadır. Kravatını bağlamaya çalışırken perde açılır)

SAHNE -1-


DÖNDÜ - (Arif'i göz ucuyla süzer) Her şeyimiz tamam da bir türkümüz eksikti. Devam et, devam et.
ARİF - (Kravatını takar) Çok mu sevdin anneciğim. Hatırın için tamamını söylerdim, fakat zamanım yok.
DÖNDÜ - (Saate bakar) Daha bir saatin var, erken değil mi?
ARİF - Bugün yazılı sınavım var. Arkadaşlarla şey hazırlayacağız. Anlarsın ya..
HÜLYA - Kopye mi ağbey?
ARİF - Vay benim cici kardeşim. Nasıl da bildin. (Kopyalıkları çıkarır) Hasan ve Murat'la kopyalıkları paylaşıp, kitabına uyduracağız. Kopya çalışmanın gölgesidir. (Birini gösterir) Ha bu felsefe sorusu. Her sınavda sorar: Varoluşçuluk teorisi.
HÜLYA - İnsanlarla mı ilgili ağbey?
 ARİF - Senin küçük zekan bunu anlamaz. Sen elindeki işine bak. Erkek işine karışma. Varoluşçuluk teorisi., her neyse, bunu gömleğin cebine...
DÖNDÜ - Zahmet olmaz mı oğlum.
ARİF - Eh o kadarına katlanacağız, (başka kâğıt parçası çıkarır) Bu da tarihten. Adam bize posteki saydırıyor. Malazgirt Savaşı'nın tarihi önemi. Onlar savaş yapmış, biz zahmetini çekiyoruz.
HÜLYA - Demek zahmet oluyor. Malazgirt Savaşı'nı ilkokul öğrencileri bile bilirler. İstersen ilkokuldaki bilgilerimi anlatayım.
ARİF - Aman kalsın kardeşim. Okulda tarih, evde tarih. Ne yahu. Hem sonra sen inek gibi ezberciydin. Doğrusunu söyleyeyim mi ben tarih dersini hiç sevmiyorum. Geçmişi öğrenmekte ne fayda var bilmem ki...
HÜLYA - Geçmişini bilmeyenin, geleceği olmaz. Geçmişine saygı duymayan, babasına da saygı duymaz.
ARİF - Kim saygı duymuyormuş, ben mi?
HÜLYA - Sen tabii. Babamın yanında sigara içiyorsun. Geç vakitlere kadar eve gelmiyorsun. İşin gücün kahve.
DÖNDÜ - Hülya haklı. Tarihten nefret etmekle büyük hata yapıyorsun. Bize karşı işlediğin hatayı gün gelir affederiz. Çünkü, sen bizim evlâdımızsın. Fakat tarihimiz affetmez.
ARİF  - Bu da yarınki Edebiyat sınavı için. Ne demiş şâir: "Hazır ol cenge eğer ister isen sulhu salah."
DÖNDÜ - Aferin oğlum, buna çalışmışsın.
ARİF - Evet anneciğim. Burada sulh kelimesi, Atatürk'ün veciz sözünde ifadesini bulan "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözünde olduğu gibi barış anlamındadır. Geçen derste beni sözlü yaparken de aynısını sordu. Tam açıklayacaktım ki zil imdadıma yetişti. (Başka kâğıt çıkarır) Bu soru muhakkak çıkacak. Namık Kemal, Vatan yahut Silistre piyesini niçin yazmış? Çıkarsa şipşak yazarım.
DÖNDÜ - Ya bu soru çıkmazsa?
ARİF - Arife tarif gerekmez. Yattı balık yan gider. (Sinirlenir) Öf be! Geç kaldım okula. Ne yahu size hesap mı verecem. İşin gücün yoksa, sabah sana, akşam kocana Allah Allah!
DÖNDÜ - Bizde senin için çalışıyoh, didiniyoh oğlum!
ARİF - (Kızgın) Sus be koca kaltak. Yeter kafamı ütülediğin. Bu da felsefeden mutlak çıkar. (Kitaptan bir sayfa koparır, katlar cebine koyar. Saatine bakar) Eyvah geç kaldım. Hasan gelirse beni beklesin. Güvercin avına gideceğiz. Akşam da sinemaya. Bomba gibi bir filim var: Kemal Sunal'ın Gol Kralı. (Paketteki son sigarayı yakar) Anne param kalmamış, anlarsınya.
DÖNDÜ - Sigara parası mı?
ARİF - Evet anneciğim. Sevgili annem ne iyisin sen. Ver elini öpem.
DÖNDÜ - (Elini vermez) Her gün sigara, kahve, sinema parası. Biz sikke kesmiyoh ya. Baban çalışsın sen ye. İçtiğin sigarayla her gün eve iki ekmek alırız. Git çalışta sigaranı al. Ne halt edersen et.
ARİF - Arkadaşlarımın cebinde bozulmadık on binlikler deste deste dururken ben sigara parası bulamıyorum.
DÖNDÜ - Sana para yazık değil mi? Oğul oğul, ağır otur, batman kaldır. Şu dul Haçça'nın oğluna bakarımda imrenirim. Evden çıkar okula, okuldan çıkar eve. Karıncayı incitmez. Adını deliye çıkardın. Suna bak şuna. Sigara içişine. Sanki oğlu Ömer, kızı Kamer ölmüş.
ARİF - Sus be kaltak, moruk karı. Ayşe'yi, Haçça'yı bana söyletme. Hele falancayı, filancayı örnek verince yine kafamın tası attı. Valla deli gönül başını al git diyor. (Kitaplar koltuğunda) Aslanın annesi, (sakin) Hani sigara parası verecektin. Biliyon mıngırlar suyu çekti.
DÖNDÜ - Para yok.
ARİF - (Döşemelerin altında bin lira bulur) hani para yoktu. Bu bin lirayı şeytanlar mı koydu buraya.
HÜLYA - Babam ekmek alın diye bıraktı.
ARİF - Sizde para mı yok. Hadi eyvallah. (Çıkar)
DÖNDÜ - Güle güle.
HÜLYA - O böyle yapar, sende güle güle dersen yüz bulur.

SAHNE -2-

(Deli Yılmaz ağaç atma binmiş vaziyette girer.)
YILMAZ - Deh! Çekilin önümden. Atım sizi çiğner. (Evin içinde tur atar.)
HÜLYA - Ayıp değil mi Yılmaz? Atını dışarı bağlasaydınya.
YILMAZ - Akına gidiyorum. Uzaklarda bekleyenim var. Çekilin önümden. Kıtaları fethetmeye, denizleri dondurmaya, insanları güldürmeye gidiyorum.
DÖNDÜ - Bu atla mı gideceksin?
YILMAZ - Evet. At binenin, kılıç kuşananın. At ölür meydan kalır, yiğit ölür şânı kalır.
HÜLYA - Daha var mı bildiğin?
YILMAZ - At, avrat, silah...
DÖNDÜ - Deliden akıllı cevap. Bizim hayırsız Arif'ten akıllı laf ediyor.
YILMAZ - Atım kıymetlidir. Dışarı bağlarsam kaçar. Akıllı kızdan bir su rica ediyorum. Dışı cam, içi abu hayat olsun. (Hülya su verir) Allah kısmet versin kızım sana. Bir bardak suyun karşılığı sana üç öğüt vereceğim.
 HÜLYA - Söylediklerini yazsam.
YILMAZ - (Kağıdı yırtar) Hayır. Kâğıda değil, kafana yazacaksın. Bir: Dibi görünmedik suya dalmayacaksın, sonra boğulursun. İki: Kalkacağın yere oturmayacaksın. Üç: Kocaya varınca, babanın evine çok gitmeyeceksin. Anladın mı?
HÜLYA - Anladım sağ olasın.

SAHNE -3-

(Dışarıdan Hasan'ın sesi duyulur)
HASAN - (Dışarıdan) Arif!
DÖNDÜ - Bak kızım.
HÜLYA- (Kapıyı açar) Buyurun.
HASAN- (Avcı elbisesi giyinmiş) İyi günler.
DÖNDÜ- Hoş geldin Hasan. Bu elbiselerle hayırdır?
HASAN - Ava gideceğiz. Arifle sözleşmiştik.
DÖNDÜ - Arif okulda.
HASAN - Ne okulu. Arif devamsızlıktan sınıfta kaldı. Bir haftadır okula da gelmiyor. Size bu konuda okuldan yazı gelmedi mi?
HÜLYA - Gelen mektupları hep o alır. Bize açtırmaz ki. Demekki okuldan gelen yazıyı aldı, bize göstermedi.
DÖNDÜ - Muhakkak öyle yapmış olmalı. Aman gurbanın olayım Hasan. Bu durumu kimseler duymasın.
YILMAZ - Minareyi çalan, kılıfını hazırlar.
DÖNDÜ - Yüksek okula giremez mi Hasan? Ailece ne hayaller kuruyorduk. Bütün hayallerimiz suya düştü. Evimin direği yıkıldı, yıkıldı!.. Yıkıldık!.. (Dizlerine vurarak ağlar, yere yığılır.) Ya şimdi ne yapak. Ese'ye nasıl söylemeli, Arif'in sınıfta kaldığını duyarsa dünya başına yıkılır.
HASAN - Bana müsaade. Farkında olmayarak üzdüm sizi. (çıkar)
YILMAZ - Güneş balçıkla sıvanmaz. Arifler anlayışlı olur emme... nasıl sınıfta kaldığına aklım yetmedi. (Kafasına vurur) Bu ifritten sualin kılını bile çekmiyor akıl. Öyleyse bin atına (Ağaç atma biner) deh.. çekilin atımın önünden, (çıkar)

SAHNE -4-

(Biraz sonra Ese girer. Elinde mektup, file, filede çay şeker vs.)
ESE - Müjde, müjde size sevineceğiniz bir haber getirdim.
DÖNDÜ - Nedir efendi?
HÜLYA - Hadi söyle baba, bizi fazla heyecanlandırma?
ESE - Müjdeme ne vereceksiniz?
HÜLYA - Ne istersen babacığım. İstersen akşama cacık pişiririm. Sen cacığı çok seversin.
ESE - Beni yine kandırdın. Neyse al açta yüksek sesle oku.
HÜLYA - (Mektubu açıp içindeki yazıyı okur) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Hülya ve annesi üzgün)
ESE - Beğenmediniz mi? Ana, kızın haline bak. Ne demek Hukuk Fakültesi? Kime sordumsa birinci okul diyor. Parası da bolmuş. Yattım kalktım Allah'a dua ettim. Bu gara fahırın duası kabul oldu. Uyan hey savak karı. Arif dört sene sonra ya avukat, ya Hâkim. Ben Hâkim olmasını istiyorum. Hani şu bizim tarla davası vardıya. Görmedin mi? Bizi mahkeme eden Ilâkim'i. Üzerindeki palto ışıl ışıl yamyodu. Nasılda sertti hakim bey. Yalancıyı hemen tersliyordu. Deve İhsan, sınırı ben sökmedim deyiverince, nasıl çaldı azarladı: "Sus be adam adaleti mi yanıltacaksın" dedi. Aynen eli böyleydi. Dört sene mendil sallayıncaya kadar gelir, geçer. Herkese nasip mi hâkimlik? Hem de Hz. Ömer'in adaleti gibi adalet sahibi bir hâkim. Adağım vardı. Perşembe pazarından bir koç alayımda, ikinciyde hakim olunca keseriz.
DÖNDÜ - Efendi, senin bu dediklerin..
ESE - (Sözünü keser) Hayal mi diyon? Görünen dağın uzağı olur mu hiç?
DÖNDÜ - Emme Arif sınıfta..
ESE - (Sözünü keser) Arif fakülteyi kazanınca sınıfta kalır mı? Gecesini gündüzüne katar çalışır.
DÖNDÜ - Demek istiyom ki Müdür Bey..
ESE - Müdür bey ve öğretmenleri de sevinirler. Bak cebimde beş kuruş kalmadı. Hepsini müjde verdim.
HÜLYA - Baba bir de annemi dinlesen..
ESE - Anan ne diyecek ki. Bugün sevinçliyim. Ben gonuşacam. Ananın ne söyleyeceğini biliyom. Çay, şeker, ha bide süpürge ısmarladıydı. Canım şimdi onların zamanı mı.
HÜLYA - Baba, Arif Ağbim..
ESE - (Hülya'nın sözünü keser) Hayır bu müjdeyi Arif'e ben verecam. Gözlerinden öpüp "Oğlum dört yıl sonra hâkimsin" diyecam.

SAHNE -5-

(Dışardan Arifin narası duyulur.)
ARİF - Heyttt Len ne filmdi be.. şaşırdın mı yoksa., bizim ev burası olacaktı. 42 numara.. Tamam Arif dal içeri. (Kapıya tekme atarak içeri girer) Yoksa yanlış mı girdim. (Arif sarhoştur. İçerdekiler şaşkın, Hülya, Arifi tutar, divana oturtur. Ese, bir elindeki mektuba, bir Arif'e bakar)
 ESE - (Karısına) Şimdi daha iyi anlıyom ne demek istediğinizi. (Arife yaklaşır) Müjde oğlum Hukuk Fakültesi'ni kazanmışsın. Bak yazı yeni geldi.
ARİF - Ben mi, yanlışlık olmasın? Hukuk Fakültesi kim, ben kim?
ESE - Tam dört sene sonra hâkim olacaksın oğlum. (Yanına oturur)
ARİF  -  Ben toto oynamıştım yahu. (Kahkaha) Şansa bakın. Demek biraz çalışsaydım dört sene beklemeden şimdi hâkimdim. Tüh be ne şanssızlık!
DÖNDÜ - Arif biraz babanı dinlesen olmaz mı?
ARİF - (Kahkaha) Bugüne kadar hep ben dinledim. Şimdi siz beni dinleyin. Beni hep küçük
gördünüz. Adam yerine koymadınız. Bana hep çocuk gözüyle baktınız. Yeter, yeter diyorum!
ESE - Gözümde çok büyüksün oğul. Hem de dağ kadar. Kendine gel Arif. Zararın neresinden dönersen kardir. Kalk yüzünü yıka, müjdele öğretmenlerini. Sen son umudumsun oğul.
DÖNDÜ - (Yalvarır) Evlâdım. Bizim üzerimizde üç hakkın vardı. Doğduğun da sana güzel bir Müslüman ismi verdik. Birinci vazifemizi yaptık. Bugüne kadar okuman için uğraştık, didindik. Bu da ikincisi. Zamanı gelince evlendirip son görevimizi yapacaktık. Sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okuttum. Yedinci gün başını tıraş edip sadaka verdim. Tek oğul diye adaklar adadım. Bir mememden emzirdim ki şehit, diğerinden emzirdim ki gazi olasın diye. Sen sarhoş oldun. Okula gidiyom diye bizi kandırdın. En sonunda okuldan da atıldın.
ESE - Essah mı diyon hatun?
DÖNDÜ - Tam 25 gün okula gitmemiş. Devamsızlıktan sınıfta kalmış.
ESE - Demek sınıfta kaldı. Demek hâkim olamayacak. Ben ne talihsiz babayım. Zavallı Ese. Allah'ım umudum bitti. Kandilde yağım tükendi. Fitil yanıyo fitil!.. Cennet gibi düşlerim, cehennem ateşine düştü. Yanıyor yanıyor! (Sendeler) Evde duman mı var, her şey çatal görünüyor gözüme.. (Düşeceği zaman Döndü tutar)
DÖNDÜ - Kendine gel efendi.
ESE - (Arif sarhoş vaziyette geğirmekte, sallanmaktadır) Utan oğul, şu vaziyetinden utan!:
ARİF - Hadi be ordan moruk! Çocuk gibi el bağlayıp, divanına mı duracam.
DÖNDÜ - Dursan ne kaybedersin?
ARİF - Avrupa'da baba ile oğul şerefe şişe tokuşturuyorlar. Bizde sigara içsen, bir bardak şey atsan kıyamet kopuyor. Onlar Ay'a, biz yaya gidiyoruz.
ESE - Aya şişeyle değil, bilimle, teknikle gidiyorlar. Sen aya gittin de, ben mi salmadım, İlim için Avrupa'ya gidelim emme, töremizde Türk kalalım oğul. Böyle yaparken hiç vicdanın titremiyor mu?
HÜLYA - Utancımdan yüzüm al al mor mor oluyor da senin yüzün hiç kızarmıyor mu? Bu vatanda irfan bayrağını dalgalandıracak sen olacakken, yırtıyorsun. Bayrağımın üzerindeki al renge icap ederse senin kanın katışmayacak mı? Zavallı ağbeyim! Adalet senin ellerinde tecelli edecekti. Şimdiden terbiye, saygı ve hürmet sınırlarını aştın. Uyuşuk halinle kurbanlık koyun gibisin.
DÖNDÜ  -  Sende ne din duygusu, ne Allah korkusu, ne vatan, ne millet sevgisi, ne kardeş muhabbeti kalmış. Sen benliğinden kopmuşsun oğul!
ESE - Onun için davacıyım.
ARİF - Kimden davacısın?
ESE - Senden Hâkim bey!
ARİF - Şahidin de var mı?
ESE - Allah şahidim.
ARİF - Ortada suçlu yok.
ESE - Suçlu sen ve ben,
ARİF - Kararı okuyorum (Sarhoştur)
ESE - Okuma dur... Sen benliğinden koptun, ben de senden kopuyorum. (Üzerine yürür) Defol evimden. Hâkimi reddediyorum. (Düşer, Arif dışarı kaçar.)
DÖNDÜ - Allah kahretsin. Allah bizim başımıza verdi, kimselerin başına vermesin.
ESE - (Sahnenin önüne doğru ilerleyerek) Ya Rabbi! Nasıl düştük bu hale? O aile bahçemizin sevimli bir kuşu, tatlı bir meyvesiydi. Ama meyvenin tam aksine evlât önce tatlı, sonra acıdır. Halbuki meyve gittikçe olgunlaşır. İstikbâlde büyük olacaktı Arif. Davacıyım ama kimden? Davacıyım.. Ben anadan, ben babadan, ben kardeşten davacıyım. Akrabadan, hısımdan, konu komşudan davacıyım. Göz nuru oğlumdan davacıyım Hâkim Bey! (bitkin düşer)
(Işıklar söner)

 (Perde kapanır)


İKİNCİ  PERDENİN  SONU
 


ÜÇÜNCÜ PERDE

 (İstanbul'da    Çiçek    Oteli    resepsiyonu.    Masa, üzerinde telefon. Sandalye ve koltuklar. "Çiçek Oteli" levhası. Anahtarlık. Radyo çalmakta, otel kâtibi gazete okumakta. İbiş, masa ve sandalyeleri silmekte)

SAHNE -1-

(İbiş ve otel kâtibi)
İBİŞ - İstanbul'un taşı toprağı altın dedik, geldik buraya. Bırak altın kazanmayı, ekmek parası kazandığımız zaman bayram ediyoruz. Hey gidi günler. Günde beş yüz çay satar, burada aldığım paranın tamamını üç günde alırdım. Arif denen cühelanın sözüne git de yollara düş. Benim yaptığımı deli olan yapmaz.
KATİP - Çabuk ol İbiş. Şu kendinle konuşmayı bırakta ortalığı düzelt patronun gelme saati yaklaştı.
İBİŞ - Gelirse gelsin. (Türküyü mırıldanır)
Yârim İstanbul'u mesken mi tuttun
 Gördün güzelleri beni unuttun.

SAHNE -2-

(Otelin patronu girer.)
PATRON - Ne o İbiş gene efkârlısın. Ama ortalık karman çorman. (Sinirli) Ne beceriksiz insanlarsınız. Toza bak toza. Siz ne halt ettiniz len. Arif nerede?
ARİF - Buyur patron.
PATRON - Geçin şöyle sıraya. (Dizilirler) Bundan böyle maaşınıza zam.
KATİP - Allah senden razı olsun patron.
PATRON - Fakat işinize de son veriyorum.
İBİŞ - Yüksek vicdanınıza patron.
PATRON- Yüksek vicdanım öyle emrediyor.
İBİŞ - Kulun kurbanın olayım patron. Koca İstanbul'da nasıl iş bulurum. Bu koca şehir bizi yutar ağbi. (İkisi de ellerine sarılır. Patron purosunu yakıp, koltuğuna oturur. Arif taş kesilmiştir.)
PATRON - Sen razı mısın işten çıkmaya?
ARİF - Özür dilerim patron. Anayasa Hukuku'ndan imtihanım vardı. Fakülteden geç geldim. Sonra kalorifere kömür attım. Çöp bidonlarını boşalttım. Ardından siz geldiniz.
PATRON - Zırvalama. Neden, niye, niçin bu sorular benim lügatımda yoktur. Yemen benden, içmen benden, yatman bedava, üstelik haftalık haşlığını da alıyorsun. Rahatlık başına mı vurdu. Yoksa her babayiğitin kârı değil. İstanbul gibi bir şehirde Hukuk Fakültesinde okumak. Ben olmasam sen okuyamazsın.
(Telefon çalar)
PATRON - (Ahizeyi kaldırır) Buyurun. Ben Selim. Müşerref oldum. Adresi not alayım (Yazar) Murat Cad. San. Sok. No. 16 Kat: 2/5 tamam. Haluk bey. 600 paket mi. Yanımda adamlarımdan başkası yok. Evet şimdilik eroin. Olur efendim. Hemen beyefendi. İyi günler. Görüşürüz. (Telefonu kapatır) Duman kafanıza vurmuş. Alın alın da babalanın. (Birer torba içinde toz eroin verir) Şimdilik hepinizi affettim. Arif, şu adrese git malları teslim et, geri gel. Aman ha dikkatli ol.
ARİF - Peki patron, (çıkarken) Şey patron..
PATRON - Anlaşıldı. Al bakalım. (Bir toz eroin daha verir. Arif sevinçli çıkar) (İbiş ve Kâtibe) Bakın çocuklar. Burası Çiçek oteli. Ama adı otel. 600 paket eroini bu gece eritebilirsek işimiz iş. Otel ha kazanmış, ha kazanmamış hiç önemi yok. Onun için dikkat edin her geleni müşteri diye almayın.
İBİŞ  - Emredersin Patron. (Durak) Şey patron afedersin bende bir hâl var.
PATRON - Seni dinliyorum.
İBİŞ - Şey patron ben gabızım.
PATRON - Daha ne duyacam İbiş?
İBİŞ - Helaya gidiyom, edemiyom.
KATİP - Ben de edemiyorum patron.
PATRON - Serpti gâvurun hastalığı.
İBİŞ - Yürüyemiyorum patron. Bir de uyuşukluk var ki...
KATİP - Ben de uyuşuğum patron.
PATRON - (Toz eroin verir) Alın, alın da uykunuz açılsın.
İBİŞ - Şey patron konuşurken pe pe peltekliyom.
PATRON - Dilini eşşek arısı soktu öyleyse.
KÂTİP - Aynı hastalık bende de var. Devamlı terliyorum. Devamlı bir uykudur basıyor. İsteksiz, durgun bir halim var. Boş şeylere hemen sinirleniyorum.
İBİŞ - Ben de öyleyim. Dediğin gibi haller bende de oluyor. Eroinden olmasın patron?
PATRON - (Sinirli olta atar) Patronun yanında fikir yürütmek senin ne haddine ibiş? Eroinmiş? iyi gelir çocuklar. Kan dolaşımını kolaylaştırır. Sağlık verir. Ömrü uzatır. Velhasıl zamanı gelince de nalları diktirir.
İBİŞ - Etme patron, yani öldürür mü?
PATRON - Hayır ibiş. Öldürmek ne kelime, gebertir.
İBİŞ - Etme patron daha yaşımız genç.
KATİP - Ya bizim sattığımız gençlerde mi aynı hale düşüyorlar?
PATRON - Böyle ince hesaplar yapmayın. Bize para gelsin de, nerden gelirse gelsin. Gençlik zehirleniyormuş. Hadi sende, sen mangıra bak mangıra.

SAHNE -3

(Arif girer)
ARİF - Tamam patron. İşler yolunda. Her şey tamam (Elindeki paketi patrona verir)
PATRON - Koçum vallah ben altıma kaçırdım. Dona buzaladım. (Paketi açar. İçinden birer küçük toz paketi verir) Alın birer tane de kafanızı tütsüleyin. Ne bakarsın İbiş, öküzün trene baktığı gibi. Çabuk Arif'e bir çay getir.
İBİŞ - Emredersin patron (çıkar)
PATRON - Bu malı eritince hepinize birer elli binlik var. Gözünüzü dört açın su sızmayacak. (Paketi masanın alt gözüne kilitler.) Arif sağlığına iyi bak. Bizim kâtip efendiyle, İbiş hastalanmış. (İbiş çay getirir) Hastalıkları da şunlarmış: Kabızlık, yürürken sendeleme, uyuşukluk, peltekleme, aşırı terleme, uyuklama, sinirlenme gibi. Sende de var mı bu haller?
ARİF - Evet patron. Aynı rahatsızlıklar bende de mevcut.
PATRON - Serpti gâvurun hastalığı, serpti. Ben çıkıyorum. Arayan olursa hangi numarada olduğumu biliyorsunuz. Gelince hepinizi bir sağlık muayenesinden geçirteceğim. (Paketin birini alarak, çıkar)
ARİF - Sahi patronun saydığı hastalıklar var mı sende?
KÂTİP - Yalan mı söylüyoruz. İbiş'ten sorsana?
İBİŞ - Bir uykum geliyor. Yatsam altı ay uyurum. (Esner) .
ARİF - Bunların hepsinin zehrini üstümüzde taşıyoruz. Eroin zıkkımı bizi uyuşturan. Ekmek gibi, aş gibi alıştık. Otursam kalkamıyorum, kalksam oturamaya dermanım yok. Bir uyuşukluk, bezmişlik daha yaşım kaç?
KATİP - Ben şöyle uzanıyorum. (Koltuğun üzerine uzanır.)
ARİF - Ben de biraz hava alıyım. Sen de buraları sil İbiş. (Çıkar)


SAHNE-4

(Biraz sonra elinde çantasıyla Cihan girer)
CİHAN - İyi günler efendim.
KATİP - İyi günler. Hoş geldiniz beyefendi emriniz?
CİHAN - Teşekkür ederim. Resul Akova adlı bir arkadaşla otelinizde buluşmak için randevulaşmıştık.
KÂTİP - Oturun efendim. Ne alırsınız?
CİHAN - Çay lütfen,
KÂTİP - İbiş çay getirir misin.
İBİŞ - Geldim efendim. Çayımız taze, (Cihan ve Kâtibe iki çay getirir. Cihan gazete okumaktadır. İbiş tanımaz)
KÂTİP - (Çalan telefonu kaldırır) Aloo. Buyurun. Benim patron. Aramadılar efendim. Peki patron.  İbişle birlikte. Evet Arif burada. Müşteride yok sayılır. Olur patron. (Telefonu kapatır. Arif'e seslenir. Arif gelir. Arifin kulağına bir şeyler fısıldayarak çıkar)
ARİF -   Merak etme ben ilgilenirim. Beyefendi çayınızı tazeleyim mi?
CÎHAN - Teşekkür ederim,
(Arif, Cihan'dan göstermeden eroin alır. Cihan gazete okuma rolünde Arifin hareketlerini gözlemektedir. İkinci defa masadan kalkarak arkası Cihana dönük sezdirmeden  toz almak   isterken, Cihan kolundan tutar. Arif arkaya döndüğünde Cihan'ı tanır. Toz elinden düşer. Şaşkındır, heyecanlanır.)
ARİF - Kaderin cilvesine bak. Böyle karşılaşmak hiç istemezdim. Ne kötü kader. Uyuşturucu müptelâsı aynı zamanda Hukukçu Arif ve ayaklı kütüphane Cihan, (Sinirleri gerilir) Affet beni Cihan (Ağlar. Fondan Birinci perdedeki kahvehanede geçen konuşmaların bir bölümü tekrarlanır)

CİHAN - Eskiyi unutalım Arif. Sakin ol. Okuyorsun değil mi?
ARİF - Evet. Hukuk Fakültesindeyim.
CİHAN - İşte buna çok sevindim.
ARİF - Doğru söyle Cihan. Babam, annem, Hülya iyiler mi? Geldim geleli evimize bir mektup dahi atamadım. Bedbinleştim. Uyuştum, uyuşturuldum. Hem sonra ne yüzle mektup yazacaktım. Yuvamıza, ateşi kendi ellerimle attım. Sonra İstanbul. Taşı toprağı altın dedikleri şehir. Dayanamadım mağlûp oldum.
CİHAN - Bu bataklığa nasıl düştün?
ARİF - Burası göstermelik bir otel. Her türlü okul masraflarım ve ihtiyaçlarımı otelin patronu karşılamakta. Bizde bir dediğini iki yapmıyoruz. Bar, diskotek, pavyon derken yedik, içtik eğlendik. Sonra eroin zıkkımı yakamıza yapıştı. Azar azar battım çamura. Ya İbiş? Ona da ben sebep oldum. İstanbul'a beraber geldik. (Asabileşir) Her şeyi öğrendin Cihan. Ne duruyorsun beni ayıpla, yuh deyi bağır. Niye konuşmazsın!
CİHAN - Rica ederim Arif. Görevim seni bu hayattan kurtarmak. Yoksa yuhlamak değil. Tekrar geldiğin topluma, ailene dönebilirsin.
ARİF - Dönemem Cihan. Bırakamam. Alıştım bu zehre. Ekmek gibi, aş gibi, su gibi alıştım.
CİHAN - Bırakmak senin elinde.
ARİF - Nasıl?
CİHAN - Beni iyi dinle Arif: Uyuşturucu alışkanlığı bir hastalıktır. Bu alışkanlık bütün gençliği tehdit etmektedir, Sen düşmedin, düşürüldün bu bataklığa. Gençlerin çok azı bilmeyerek ve tuzak sonucu düştüğü gibi, çoğunluğu macera, heves, moda, gösteriş sonucu düşerler. Afyon, morfin ve eroin vücudu tahrip eder. Aklı başında olan Cenabı Hakk'ın kendilerine hazırladığı bu mükemmel beden ve ruh sağlığını böyle kötü zehirlere alışarak bozmaz. Millî ve manevi değerlerle donatılmış, kendilerine bir ideal verilmiş gençler, uyuşturucu ağına asla düşmemişlerdir.
ARİF - Millî ve manevi değerler. Ne masal şeyler? Zavallı babam, iş aramaktan bu değerleri verecek zamanı mı kaldı. Okula gönderdi, kahveye, sinemaya, birahaneye kaçtım. Hangi gün elimden tutup camiye götürdü? Millî ve manevi değer olarak ne verebildi? Hıristiyanlar bile çocuklarının elinden tutup kiliseye götürüyorlar. Suç benim mi?
CİHAN - Suçu sende arayan kim? Büyük Türk milletinin ümidi olan gençleri bu felaketten korumak herkesin görevidir. Uyuşturucu kullananların hiç birisi on seneden fazla yaşamıyor. Beş seneyi aşan nadirdir. Sonu ya cinnet, ya ölümdür. Türk gençliğinin istikbalini düşünüyorsan bütün bildiklerini anlat Arif
ARİF - Peki Cihan. Otelin patronunun asıl adı Selim. Kâtipte adamı. Sabah 600 paket eroin geldi, şu anda yarısı masanın gözünde. Biraz sonra gelmeleri lâzım,
CİHAN- (Telefon eder) Alo. Narkotik büro mu? Saat 16.00 da 13. Sok. Çiçek otelindeyim. Ekip.. Tamam.
(Dışardan araba ve korna sesi)
ARİF - İşte geldiler.
CİHAN - Ben müşteriyim, Gazete okuyorum. Sen hiç çaktırma.

SAHNE   -5-

(Patron, Kâtip ve İbiş girerler)
PATRON - Arif nerdesin be? Dandini dandini dastana. Danalar girdi bostana. (Besteli söyler, Cihan'ı görünce Arif'in kulağına eğilir) Bu gazete okuyan kim?
ARİF - Müşteri patron.
PATRON - İşler yolunda Arif.
ARİF - Anladım patron?
PATRON - Sağır mı oldun len. Bütün odalar dolu mu diyorum, Müşteri velinimetimizdir. Müşteriye çok iyi davranacaksınız.  Çiçek oteli herkese çiçek kokacak. Çocuklar hastalığınız geçti mi?
İBİŞ - Hayır patron.
PATRON - Gabız.
KATIP - İBİŞ - Gabız patron
PATRON - Uyuşukluk?
KÂTİP - İBIŞ - Uyuz patron.
PATRON - Babanssız uyuz. Uyuz oğlu uyuzlar. Alın avansınızı da defolun karşımdan, (Küçük torbalar içinde toz verirken dışardan korna sesi duyulur.)

SAHNE - 6

 
(İki polis girer)
POLİSLER   - Kıpırdamayın, ellerinizi başınıza koyun.
I. POLİS  - Ellerinizi indirmeyin.
II. POLİS  - Arayacağım. (Arif hariç diğerlerinin üzerinden birer küçük paket eroin bulunur.)
CİHAN - Hepsinin ellerini kelepçeleyin.
I. POLİS'- Emredersiniz Komserim.
HEPSİ - (Heyecanla) Komser mi?
CİHAN   -   Evet  beyler. Beyoğlu Narkotik büro Başkomiseri Cihan Eğilmez. (Kimliğini gösterir) Oyun bitti.
ARİF - (Mahcup) Evet oyun bitti komserim.
CİHAN - Sana teşekkür borçluyum.
ARİF - Asıl ben size teşekkür etmek istiyorum. Çarşı, pazar, bar, pavyon, diskotek, otel, okul kantini, seyyar büfe gibi ne varsa tarayıp Türk gençliğini kurtarmaya çalışan Türk polisinin, şahsında ellerinden öpüyorum. (Eline sarılır.)
CİHAN - Estağfurullah. Biz görevimizi yapıyoruz. Senin için yeni bir gün başlıyor. Umudunu kaybetme Arif. En ağır cezayı sizleri bu yola düşürenler çekecektir.
ARİF - Suçluyum, ama pişmanım. Komserim alın diyetinizi (Ellerini uzatır.) Siz kanun adamısınız. Vurun kelepçeyi.
CİHAN - Hayatımda en acı anı yaşıyorum. Bir ceylan misali avcının tuzağına düştünüz. Biraz önce ruhun, beynin, düşüncen her şeyin kelepçeliydi, şimdi ise sadece ellerin.
ARİF - (Elleri kelepçe takılacak vaziyette) Öyleyse ne duruyorsunuz komserim. Takın kelepçeyi.
 CİHAN - Bağladığım gibi çözeceğim. (Kelepçeyi çıkarır) Kanun namına vurulan bu kelepçeyle tuzaktan kurtuldunuz. Hadi gözün aydın (Kelepçeyi takar)
(Işıklar söner)
(Perde kapanır)

ÜÇÜNCÜ PERDENİN SONU


DÖRDÜNCÜ PERDE

(Arif evden gideli altı yıl olmuştur. Ese Emmi'nin gözlerine inme inmiş, bakar kördür, karı-kocanın saçları beyazlamıştır. Ailece fakir ve yoksul durumda oldukları bellidir. Dekor I. Perdeden daha sadedir. "Yitirdim yavrumu çay kenarında" türküsü çalınırken perde açılır,)

SAHNE -1-

DÖNDÜ - Tam altı sene oldu. Dile kolay. Ölseydi unutmuştuk bile. Ölü veya diri bir haber alamadık.. Bu ne acı ayrılık Allah'ım.
HÜLYA - Ölüm ile ayrılığı tartmışlar. Elli dirhem ağır gelmiş ayrılık.
DÖNDÜ - Ayrılıkta böyle mi olur. Allah kul başına vermesin. Arif gözünde bir salkım üzüm oldu. Hayırsız altı sene oldu gideli. Gidiş o gidiş. Ne geldi, ne de mektup gönderdi. Keşke ölseydi razıydım ölüme.
ESE - (Yerinden kalkarak) Arif öldü. Tam 6 sene önce. Yudum, yıkadım, gömdüm. Gözüne bir avuç toprağı ellerimle koydum. Gözleri açıktı, gülümsüyordu. Oğlum, hâkimim, göğ ekinin yerlere serildiği gibi ne çabuk kara topraklara uzandın, demek istedim, dilim dönmedi. (Ağlar) Anmayın artık onu, ölüyü diriltmeyin. Diriler var, öğün onu, öpem gözlerinden bir bir. Diriler"var kovun onu, şeytan bile lanet eder. Arif o dirilerden işte. Allah'ıma çok şükür gözlerim görmüyor" Şeytanın bile lanet ettiği o dirileri ya gözlerim görseydi. Bu beyin, bu kalp, bu ağır sıkleti nasıl çekecekti? Çekemezdi, o zaman bu bina çökerdi. Sanki çökmedi mi? İki penceresine de iki siyah perde indi. Ben gaflet içinde uyuyan biçareyim.
HÜLYA - (Kitap dolu çanta elinde) Çantan hazır baba, kitaplarını da koydum.
ESE- Öyleyse gidiyim kızım, boş durmadansa birkaç kitap satar, hiç olmazsa ekmek parasını çıkarırım.
DÖNDÜ - Ben seni caminin önüne bırakayım.
ESE- Caminin önü sakat ve düşkünlerin yeri. Biraz beride satacağım. Gözlerim kör ama, elim ayağım tutuyor.
DÖNDÜ - Efendi, bu kadar borcu günde bir kaç kitap satarak nasıl öderiz?
ESE - Ne demek istiyon Hatun?
DÖNDÜ - Demek istiyom ki., (çekingen) Hayır sahiplerinin verdikleri sadakaları da alsan borcumuzun ağzına atarız. Bakkala yüz bin lira borç olmuş. Hülya'nın alı yeşili var. Bunları da düşün.
ESE - (Kızar) Hayır. Benim elim ayağım tutuyor. Mendil açıp, onun bunun gözüne bakamam. Daha o duruma düşmedim. Ben alnımın teriyle kazanmaya alıştım. Hey gidi günler! Elime kazmayı alınca Ferhat gibi dağları delerdim. O günleri şimdi mumla arıyom. Neyse gidelim Hatun.
HÜLYA - Olur ana (Ese ve Döndü çıkar.)

SAHNE -2-

(Yılmaz ve Serpil girer.)
YILMAZ - Size misafir getirdim. (Altında yine ağaç atı vardır.)
SERPİL - İyi günler Hülya.
HÜLYA - Hoş geldin Serpil (Öpüşürler).
SERPİL - (Evin içini göz ucuyla süzer.) Eviniz hiç değişmemiş. İyisinizdir inşallah?
HÜLYA - Sağ olun iyiyiz. Siz nasılsınız? Şimdi nerdesiniz?
SERPİL - Çok mersi şekerim, ben iyiyim. Liseyi bitirdikten sonra bir özel şirkete sekreter olarak girdim. Parası bol. Sen okumadığına iyi etmedin. Karışanım yok. Çalışıyorum, geziyorum, eğleniyorum, (aynasına bakarak süslenir.)
HÜLYA- Ayakta kaldınız, oturun bir çayımızı için.
SERPİL - Çok mersi şekerim. Ben çay içmiyorum. Kakao içmeye alışkınım da..
HÜLYA - O dediğinden bizde yok, peki ayran için.
SERPİL   -  Çok mersi şekerim, ayran uykumu getiriyor. Hepsi için boku boku mersi, (sigarasını üfler)
YILMAZ - (Oturduğu yerden kalkar.) Boku boku mersi mi? Sen ne demek istiyorsun? Terbiyesiz kadın, terbiyeli konuşsana.
SERPİL - Ayol ben bir şey demedim ki. Boku boku mersi dedim o kadar.
YILMAZ - Bak yine dedi. Sakız gibi çiğneyip çiğneyip atıyor. Küfürbaz kadın. Sen hiç terbiye mektebinde okumadın mı?
SERPİL - Terbiyesizlik neresinde? Ben Fransızca konuşuyorum.
YILMAZ - Sen Fransız mısın?
SERPİL - Hayır şekerim. Hoşuma gidiyor da..
YILMAZ - Türkçe konuşsana! Dilini eşek arısı mı soktu? (öykünür) Boki boki çerçi...
SERPİL - (Yılmaz ve Hülya'ya sigara tutar.) Hep malboro içerim. Samsun sigarası, sert geliyor da.. Saatim madein Japon. Buluzum Hint ipeği, çorabım İtalyan damgalı. Her şeyim Avrupasyon.
YILMAZ - Şu dünya ne garip. İpeği yapan böcek değil de, giyen kadın gururlanır.
SERPİL - Gururlanırım tabi. Bu dünyaya yemek, içmek, eğlenmek için gelmişim. Patrondan bir ay izin aldım geziyorum işte. Ayol dünya batmış umurumda mı?
HÜLYA - Yanılıyorsun Serpil. Hayvanlar da aynı şeyi yapıyorlar. Bizim hayvanlardan bir farkımız olmalı. Niye yaratıldık, görevimiz ne? Bir vicdan muhasebesi yap. Boş hevesler geçicidir. Ben okuyamadım. Fakat sen okudun. Ne yazık ki boşa okumuşsun. Vurdum duymaz, şuursuz, kendi varlığından bile habersiz. Türkçemizi konuşmaktan bile aciz bir kızsın.
SERPİL - (Sigarasını üfleyerek) Rica ederim matmazel. Dünyaya bir defa geldik. Bir daha gelecek değiliz ya.. (Ezgili söyler)
 Bak kardeşim elini ver bana
 Gel kardeşim neşe getirdim sana
Al kardeşim, ye, iç, gül oyna.
YILMAZ - Az doldur çaylar demli olsun. (Ciddileşir) Zavallı nesiller bu felsefe ile yaradılış gayenden uzaklaştın. Kulluk vazifeni unuttun. Ciddi bir konuda dahi "boşver" dedin, gayesiz, avare yetiştin. Gençliğini boşu boşuna geçirdin. Serpil misin nesin beni dinle : At sigaranı elinden. (Serpil sigarasını atar, titrer.) Şu Avrupalılaşmayı da bırak Türkçe konuş. Hemen bir nefis muhasebesi yap.
SERPİL - İstanbul muhasebe bürosunda sekreterlik yaptığımı gururla söyleyebilirim.
 YILMAZ - Öyle muhasebe değil, nefis muhasebesi.. Elini koy şakağına., dön içine, düşün... Sor kendi kendine : Ben neyim?
SERPİL - (Elini şakağına koyar.) Ben neyim?
YILMAZ - İçinden bir ses cevap verecektir : (Fondan gürültülü bir ses) İnsan! İnsan! İnsan!
SERPİL - (Tekrar eder) İnsan! İnsan! İnsan!
YILMAZ - İnsansan insan gibi davran. (Delirir gibi yapar) Cinler! Cinler! Cinlerim diyor ki boğ yanındakileri, öldür! Kimi boğayım, kimi öldüreyim? Hülyayı mı, Serpili mi?
SERPİL - Bu adam delirdi. Ben gidiyorum, hoşça kal şekerim.
YILMAZ - (Evin içinde deli numarası yaparak, dolaşmaktadır.) Cinler nerde kaldınız? (Serpil dışarı kaçar) (Hülyaya) Nasıl nasıl planım hoşuna gitti mi?
HÜLYA - Hem de nasıl.. Sana bir şey soracağım Yılmaz ağbey çok merak ediyorum.
YILMAZ - Sor.
HÜLYA - Sen niye delisin?
YILMAZ - Kimseye söylemeyeceğine söz verirsen anlatırım.
HÜLYA - Söz veriyorum. Benden başkası bilmeyecek.
YILMAZ - Üniversitede okuduğum yıllarda bir gün fakülteden geliyordum. Diplomamı yeni almıştım. Önüme birisi geçti ve bana şu soruyu sordu : Evlenmek istiyorum, nasıl bir kadınla evleneyim? Ben de onun sorusunu şöyle cevapladım : Evleneceğin kadının birincisi faydalıdır, ikincisi zararlıdır, üçüncüsü, ne faydalıdır, ne de zararlıdır.
HÜLYA - Şu dediğin sözün mânâsı nedir?
YILMAZ - Mânâsını da sen söyle?
HÜLYA - Sen akıllısın ama delice hareket ediyorsun. Bu nasıl iş?
YILMAZ - Beni çok mühim bir davaya hakim yapmak istediler. Bende kurtulmak için böyle yaptım. Kendimi deli yerine koydum. (Atına biner) Deh çekilin atımın önünden! (Atını tırıslayarak evde dolaştıktan sonra çıkar.)
HÜLYA - Senin gibi delilere can kurban.

SAHNE -3-


DIŞARDAN - (Döndü'nün sesi duyulur) Hülya müjde kızım, bak kim geldi?
HÜLYA - (Heyecanla dışarı fırlar) Ağbeyim. Arif ağbeyim. Hoş geldin ağbey. (Arif, Cihan ve Döndü girerler.) Sizde hoş geldiniz. Buyurun oturun.
ARİF - Nasılsın Hülya?
HÜLYA - Sağ olasın ağbey. Seni özledik.
DÖNDÜ - Görünce zor tanıdım. Biraz değişmişsin oğul.
ARİF - Az değil tam altı sene geçti. Affınıza sığınarak elinizi öpmeye geldim. Yaptıklarımdan çok pişman oldum. Eski günleri düşündükçe kendimden iğreniyorum. Affedin beni.
DÖNDÜ - Allah affetsin oğul. Hülyayla ben dünden affettik. Git babandan af dile. Zavallı babanın elini öp. Ben geldim, pişmanım yuvama döndüm de.
ARİF - Sahi babam nerde?
HÜLYA - Caminin köşesinde kitap satıyor. Sen gittikten bu tarafa gözleri görmüyor.
ARİF - Görmüyor mu? Babam kör mü oldu? Geçerken, demek şu kitabı babamdan aldım da onu neden tanıyamadım. Acıyıp paranın üstünü almadığım insan demek babammış. Parayı suratıma çaldı: "Benim sadakaya ihtiyacım yok" dedi. Allah'ım ben ne hayırsız evlâtmışım. (Ağlar)
DÖNDÜ - Altı senedir çektiğimizi bir Allah, bir de biz biliriz. Hep seni düşündük. Bir türlü unutamadık. Fakat babanın gözünde ölüsün oğul. Zavallının gözlerine inme indi. Yoksulluk baykuş gibi oturdu ocağımıza. İki senedir evimizin elektriği kesik. Borcumuzu ödeyemedik. Bakkaldan yediğimiz ekmeğin parasını veremedik. Babanı bilirsin, acından ölse kimseden yardım dilenmez. Günde birkaç kitap, takke, teşbih satmakla bugüne kadar geçindik. Gece yatakta Arif diye çok sayıkladı. O seni Hâkim yapmak istiyodu. Tek dileği oydu.
ARİF - Dileği gerçekleşti ana. Ben Hâkim oldum.
DÖNDÜ - Yalan söylüyorsun.
CİHAN - Arif doğru söylüyor. Hâkim olduğu doğru.
 HÜLYA - Ne mutlu bize. Tebrik ederim ağbey.
ARİF- Siz eski Arif'ee değil, yeni Arife inanın. Yeni, yepyeni bir Arif var karşınızda. Bu yeniliği Komser Cihan'a borçluyum. Hâkim oldum ama, ne bataklıklara düştüm düştüm çıktım. (Çantasından diplomasını çıkarır) işte diplomam.
HÜLYA- Hemen babama müjdele ağabey.
DÖNDÜ- İnanmaz ki.
ARİF - Bak nasıl inanacak. Cübbemi de giyiniyim. (Çantasından çıkardığı hâkim cübbesini giyinir) Babam böyle istiyordu. Yaldır yaldır yanan bir cübbe. Haklıyı, haksızdan ayırt eden gür sesli, adaletli bir hâkim.

SAHNE -4-

(Ese girer. Kitap dolu çantası, ufak tefek ev ihtiyacı vardır elinde. Bastonu ile yoklayarak ilerler)
ESE - Hülyaaa! Şunları al gızım.
 DÖNDÜ - Ben de seni almaya gelecektim. Yalnız nasıl geldin?
ESE - Gözü kör olanın, kalbi uyanık olurmuş.
DÖNDÜ - Efendi misafirlerimize hoş geldin demek yok mu?
ESE - Gözüm görmüyor ki ne bileyim?
DÖNDÜ - Arifin arkadaşı. Komser olmuş. (Cihan elini öper)
ESE - Hoş geldiniz evlâdım. Kör Ese'nin kusuruna kalma.
CİHAN - Estağfurullah Ese Amca.
ESE - Arif'i görmedin mi Cihan? Sen miydin benden kitap alan?
CİHAN - Hayır. (Arif bendim diyecek olur. Yutkunur, kalktığı yere yığılır.)
ESE - Bugün benden kitap alan bir gencin sesi halâ kulaklarımda çınlıyor. Ben öldü diyordum Arife. Yalan! Yalan! Boşuna uğraşıyom. (Arif ağlamaktadır) Arif aha buramda yaşıyor. Daha bir saat önce kitap aldı. O gidince sesi kulaklarımda çınlamaya başladı. Bağırdım "Arif!" diye. Kimseler ses vermedi. "Baba ben geldim" deseydi (Arif, "Baba" diyecek olur, diyemez, çöker) Hayata yeniden dönerdim. Bu görmeyen gözlerim görürdü. Demek yanılmışım. Arif değilmiş. (Asasıyla yoklar) Kimseler yok mu bu evde. Hülyaaa!    (Arifin   hıçkırıkları   yükselir.) Kim bu hıçkıran? (Arifin sesine doğru yaklaşır). Hafif sendeler, düşeceği zaman Arif tutar.)
ARİF - Baba!.. Benim., oğlun Arif!
ESE - Arif! Oğlum (Kucaklaşırlar, Arif, babasının elini öper)
ARİF - Beni affet baba. Yuvamıza döndüm. Elini öpüp, af dilemeye geldim.
ESE - Hayırsız evlât! Hayırsız evlât! Bu duruma senin yüzünden düştüm. Hangi gözlerle sana bakıpta affedeyim. Dünyamı kararttın.
ARİF - Ayaklarına kapanıyorum baba, bağışla beni.
 ESE - Hayır! Benim Hâkim Arif'ten başka oğlum yok.
ARİF - Razıyım baba. Hâkim Arif bak karşında, af diliyor. İsterseniz cübbeme de bakın.   (Çantasından çıkarır, giyer) Cübbem yaldır yaldır yanıyor.
ESE - (Elleriyle cübbeyi yoklar) Hâkim mi dedin?
ARİF - Evet baba. Altı sene önce evden kovduğunda İstanbul'a kaçtım. Bir iki ay hamallık ettim. Okumanın kıymetini, senin varlığını o zaman anladım. Daha sonra Çiçek Oteli'nde otel patronunun ağına düştüm. Hukuk Fakültesini kazandım. Fakülteye devam ederken, bu seferde, eroin zehirine alıştım. Cihan sayesinde bu illetten kurtuldum. Mahkemeye çıkarıldım. Birkaç aylık cezam da tecil edilince ucuz atlattım.  Bütün  bunlar  benim  için büyük  ders  oldu. Fakülteyi bitirdim. Hakim oldum.
ESE- Gözün aydın oğul, vazifeye atandın mı?
ARİF-Evet baba,
ESE - Öyleyse davacıyım Hâkim bey!
(Fondan Ese'nin sözü yankılanır: Davacıyım Hâkim Bey! Davacıyım Hâkim Bey! Davacıyım

SAHNE -5-

(Sırtında   Hâkim cübbesiyle   Yılmaz  girer. Ciddiyetini takınmıştır. Tahta atı yoktur)
YILMAZ-Niçin.
ESE  -  Her şey için! herşey için davacıyım!..
YILMAZ- Seni dinliyorum. Anlat bildiklerini
ESE - Bu benim oğlum  Hakim Bey. Yemedim yedirdim, giymedim. Amelelik yaptım okuttum. Liseyi bitiremedi.   Kahveye kaçtı, kumar oynadı. Kuş avladı, her melaneti işledi, Sonra okuldan kovuldu.  Evimi terk etti. Altı sene ciğerime ateş koydu, yüreğimi parçaladı. Yana yana  gözlerime inme indi kör oldum. Yoksulluk bir kara deve oldu oturdu ocağımıza.   Bunların bütün sebebi oğlumdur. Onun için davacıyım Hâkim Bey.
DÖNDÜ- Ben de söz istiyorum Hâkim Bey!
YILMAZ - Bir ana olarak seni dinliyorum.
DÖNDÜ   -  Arifi ağ mememden süt emzirerek büyüttüm. Bir gözümden, öbürüne inanmazdım. Okuması  için ellerin çamaşırını yıkadım, ekmeğini ettim. Evin ekmek parasını, Ese'nin haberi olmadan Arife harçlık etsin deyi verdim. Dost-düşmanın içinde benim de hayırlı bir evladım var diye, sele serpe gezemedim. Arifin nahoş davranışları hep başımızın kakıncı oldu. Ele gün irezil olduk. Onun için davacıyım, onun için Hâkim Bey!..
ARİF - Babam ve annem haklılar. Ben balık gibi derya içinde yaşadım, deryayı bilmedim. Derya dışında çırpındım durdum. Sizin kıymetinizi bilemedim. Milletimizin kültür değerlerinden uzaklaştım.
YILMAZ - Bir gemideyim ki kaptan ile makinist aynı fikirde değil. Dümenci her ikisine de karşı. Tayfalarla yolcular ise hiç düşünmezler. Sonra başlarına bela gelince, belaya ayaklarıyla gittiklerini kabul etmezler.
DÖNDÜ - Kabul ediyoruz, ama suçlu kim Hâkim Bey? Arif ölseydi bir defa ölürdük, unuturduk. Bugüne kadar kim bilir kaç kere öldük dirildik. Hasret feryadımız arşa yükseldi. (Ağlayan oğluna) Ağla oğlum ağla. Zavallı ninem en sevdiği kuzuyu kendisine kurbanlık ayırırdı.
ESE   -   (Arif hıçkırmaktadır) İşte o kurbanlık benim. Beni kurban ettiniz. Hem de    gözlerimi bağlayarak. Oğul, ağla ki bu cemiyet, belki senin o saf gözyaşlarınla arınır, temizlenir ve kurtulur.
HÜLYA - Ağabeyim bir vuruştu üç gönlü birden yaraladı Hâkim Bey! Ben onun yüzünden okuyamadım. Bıçak yaraları geçer amma, gönül yarası ne olacak? Yarın mahşerde babamın gözleri ağabeyimden davacı olmayacak mı? Baba hakkı, ana hakkı, öğretmen hakkı nasıl ödenir?
CİHAN - Söz istiyorum Hâkim Bey.
YILMAZ - Bizim diyarda söyleyeni değil bağıranı da dinlerler.
CİHAN - Şu anda bir aile dramı yaşanmaktadır. Bir mahkeme ki sadece bu mahkemede aile fertleri sargılanıyor. Bu mahkemede Hasan, Hüseyin, Ese, Döndü, Hülya ve Arif değil bir nesil yargılanıyor.  Benliğinden  kopmuş bir nesil. Vatanı, milleti, devleti düşünmeden ömrünü barda, pavyonda, diskotekte, meyhanede, morfin yuvalarında geçiren,  her şeye boş veren, sorumsuz, ailesine hayırsız, devletine hor bakan, dost düşmana el açan bir nesil yargılanıyor. Hâkim Bey, asıl suçlu Arif gibi gençlere sahip çıkmayanlardır.
ARİF - Hülya ile yola çıktım, menzile elleri boş vardım. Beni perişan eden öpmek istediğim elin tokatıdır Hakim bey..
CİHAN - Son bir sözüm daha var Hakim bey.
YILMAZ - Buyurun.
CİHAN    -   Millet olarak yolculuk yaptığımızı düşünün. Trenimiz batıya gidiyor, ama yolcu olarak biz doğuya yolculuk yapıyoruz. Hep batıya şapka çıkarmamız neslimizi ahlâksızlaştırıyor. Batı medeniyetini gümrük kapısında tetkik etmeden olduğu gibi yurdumuza sokuyoruz. Arif'in düştüğü girdabı anlatmakla bitiremem. Hippilik, berduşluk, uyuşturuculuk daha neler neler! Bu düşman oyunudur. Gençlerimizi köle yapan bir oyun oynanıyor Hâkim Bey! Sivrisinekleri öldürmekle bitiremeyiz. Çare bataklıları kurutmaktır. Bunun için reçetemiz şu sentez olmalıdır: 'Türk milletindenim. İslâm ümmetindenim. Garp medeniyetindenim." O halde gençlerimize dinimiz iyi öğretilmeli, örf  ve adetlerimiz, yaşantımız iyi kavratılmalıdır. Hakim Bey, Türklük şuuru ve İslâm ahlakıyla yetiştirilen gençler "Babasına moruk, anasına kaltak" diye hitap edemez. Etmemeli de Hakim bey.
ARİF - Suçlu benim.
ESE - Ben de suçluyum.
DÖNDÜ - Hepinizin suçunu, günahını bırakın ben çekeyim.
HÜLYA - Hayır. Ninem kurbanı kuzudan seçermiş. Öyleyse beni kurban edin. Hepinizin cezasını çekmeye razıyım.
ARİF - Geri çekilin, hepiniz geri çekilin. Her cezaya razıyım Hâkim Bey. Namludan çıkan kurşun geri döner mi? Tetik bir kere çekilirmiş.
YILMAZ - Hepinizi dinledim. Kararı açıklıyorum: Yıllar yılı, Müslüman-Türk kültür değerlerinden uzaklaştığı, aile ocağını tarumar ettiği, büyük bir aile faciasına sebep olduğu, İslâm ahlâk ve faziletine uymayan davranışlarda bulunduğu, asil ve necip milletin dejenere olmasına zemin hazırladığı için, Ese'den olma, Döndü'den doğma Arif... (Döndü sözünü keser)
DÖNDÜ - Durun, durun Allah aşkına, Durun Hâkim Bey! Bu dâvanın Hâkimi ben olsaydım....
YILMAZ - (Sözünü keser) Türk ceza kanununun... (Ese sözünü keser)
ESE - Bu hayırsız evlâdı, ne hapse mahkûm eder, ne para cezası verirdim, ne sürgüne gönderirdim, ne de idam ederdim. O'na cezaların en ağırını bulur, onu kör bir baba olmaya mahkûm ederdim...
FONDAN - (Yankılı, gürültülü ses) Arif'i kör bir baba olmaya mahkûm ederdim.
ARİF - Hayır! Hayır! Hayır!.. (Hıçkırıklar... sesi fonda yankılanır)
(Işıklar söner)
(Perde kapanır)

DÖRDÜNCÜ PERDENİN SONU

SON

Durali Doğan

------------------------------------------------

Sılam Basın Yayın Matbaacılık Ltd. Şti.
Durali Doğan
Atatürk Bulvarı Özel Apt. No: 29/D Sorgun/YOZGAT
Tel: (0354) 415 2020 
         0533  346 8889

 

Bu sayfa 2547 defa görüntülenmiştir.

Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN