Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

BACIMIN GELİNLİĞİ

BACIMIN GELİNLİĞİ



BACIMIN GELİNLİĞİ
(3 Perdeli Piyes)

DURALİ DOĞAN

ŞAHISLAR

ELİF
HALİL EMMİ
SULTAN KADIN
İHSAN
ÖĞRETMEN
HASAN EFE
AYNACIOĞLUs
MEHMET
KALİNOF

BİRİNCİ PERDE

(Kurtuluş Savaşı yıllarında bir. Anadolu köyü. Tek katlı bir evde, biri içe, diğeri dışa açılan iki kapılı oda. Masa, testi, radyo.. İki pencere. Duvarda namaz, postu. Kûr'an, kılıç, tüfek ve Fatih'in resmi asılıdır. Sağ köşede şömine ve üzerinde lamba. Halı yastıkla döşenmiş divan. İki ağaç sandalye..postun yanında Şehit Süleyman'ın resmi, takkesi ve tesbihi asılıdır. Elif divanda oturmuş işlengi işlemektedir.) 
Ezgili uzun hava ile perde açılır.
                                            
SAHNE -1-

Ey iğnem dik askere  
Giyecekler-yetiştir 
Sınırdaki erlere                
Hizmet aziz bir iştir                 
ELİF - (Mırıldanır) 
Ey iğnem dik., elimde teğellenen şu gömlek  
Bir kahraman genç Türk'ün vücudunu örtecek
HALİL EMMİ - (Sağ elinde baston. Sol kolu yok Yaşlı,   palto   giyinmiş..   Elif'in   sözlerini   dinleyerek
yavaşça içeri girer. Hafifçe öksürür.) Elif!.
ELİF - Buyur baba. Paltonu alıyım. (Paltosunu alır, askıya takarken Halil Emmi divana oturur.)
HALİL EMMİ - Biraz evvel söylediğin sözler hoşuma gitti de çok duygulandım. Onu diyen ne gözel demiş.' (Hatırlamağa çalışır): Ey iğnem dik...elimde…(hatırlayamaz.)
ELİF - (Devamla tamamlar)… teğellenen şu gömlek.
            Bir kahraman genç Türk'ün Vücudunu örtecek.
HALİL  EMMİ  - Şâir  değilmiş  aslanmış  aslan. Nasıl  çarpmaz  kalplerimiz  onlar  için   (İçli   bakış.. Durak). Onlara bi gömlek değil, milyon dene gömlek feda olsun.. Hele yiğit Mehmet'ime ne de gözel yakışır.
ELİF -Sahi ağbeyimden bir haber yok mu baba?
HALİL EMMİ - (Ah çeker) Ah kızım! haber de yok, mektupta. Canı sağ olasıca. Bir selam sabahta göndermez. (Cep saatine bakar) Hele aç kızım'- Şu ıradıyoyu da dinleyek. (Elif radyoyu açar. Çalmaz. İkinci vuruşta "Yemen Türküsü" duyulur.)
Ana Yemen'dir
 Gülü çemendir
Giden gelmiyo
 Acep nedendir
Yaylanın başında redif sesi var.
.......
HALİL EMMİ .. (Radyoyu kapatır) Bu Yemen Türküsü bağrıma köz bastı Elif. Yaralarımı delik deşik etti. Hatıralarımı depreştirdi.
ELİF-İnsan hatıralarla yaşarmış baba.
HALİL EMMİ - Ah bu Yemen çölleri. Şu Kırım harbi. Ve Kafkas harekatı. Nice yiğitlerin kara toprakla sarmaş dolaş olduğu cepheler. Sonra Balkan Cephesi. Bulgar'ın musallatı. Ardından Çanakkale Harbi.. Terazinin bir kefesinde Çanakkale, ötekinde yarım milyon şehit. (Durak). 
ELİF - O günler bir daha gelmesin baba.

SAHNE-2-

(Kekeme konuşan İhsan'ın sesi duyulur)
İHSAN - (Heyecanlı ve kekeleyerek) Halil Emmi. Halil Emmi..  Duydunuz mu neler olmuş..
HALİL EMMİ - (Merakla) Neler olmuş patır oğlan? Gene bacakların da, dillerin de birbirine
dolaşıyor. 
İHSAN - Valla billa. Dinime, imânıma. Ekmek çarpsın ki doğru söylüyom. Düşmanlar atmış gemiynen İstanbul'a girmişler.. 
HALİL EMMİ - (Şaşkın) Tövbe de!
ELİF-Ağzından yel alsın.
İHSAN - Ekmek çarpsın almışlar. Yel alsın o yelin ağzını cart deyi yırtarım. 
ELİF -Düşmana gelince ayahların şal dohur.
İHSAN - O melunların boyunu da ölçerim. Sen beni ne belliyon. Ben Şehit Sarı Süleyman'ın oğluyum. Hem öksüz, hem yetim. Yetimim emme kimse bana korkak diyemez. Anam beni vatan için, seni de  tiken için yetiştirmiş sıracalı (Elif' in işlengi yapışını öykünür.)
HALİL EMMİ - Vay küffar düşman..
İHSAN - Dahası var emmi,... İngilizler de Urfa'yı, Ayıntab'ı, Maraş'ı...
HALİL EMMİ - (Heyecan ve endişeli İhsan'ın yakasına yapışır); Essah mı len. 
İHSAN -Ekmek çarpsın ki emmi.
HALİL  EMMİ: - Len doğru  söylesene. Sen mi  uyduruyon. Kimden duydun bütün bunları?
ELİF - Bırak baba. Rüyasında gördüğünü anlatıyordur.
İHSAN  Ürüyayla, essahı bilmiyom  ellaham. (Öykünür) Ahlım defter mi ki. ..Ürüyalarımı gece görürüm, sabah kalkar unuturum. Bundan sonra senin inadına (Elif'in işine öykünür) her sabah bulgur suyu içecem. Ürüyami çatır çatır anlatacam. İster inanın, ister inanmayın. Muallim'in o demir kutusu varya o söylemiş.
HALİL   EMMİ   -  (Masanın  üzerindeki   radyoyu  göstererek) Bu mu söylemiş?
İHSAN - (Radyoyu inceler) Yoh bu ağaç kutu. Hani şöyle açınca konuşuyomuş.  (Açar radyodan ses gelince kapatır. Geriye sıçrar.) Anam, adam var içinde.
ELİF - Onun adı radyo.
İHSAN - Hah tamam ıradıyo. (Kafasını yumruklar) Gâvurun aklı. Heç içinde tutmuyo. Bi ıradıyoyu belliyemedim.  Emmi lafımı tamamlayım da. Fransızlar da Adana'yı.. Şe.. şe.. şeyi de emmiiii. Hani şeyi... yahu (başına vurur) hey akıllı, akılsız, birez de fikirsiz başım.
ELİF - Akılsız baştan, sefil taban ne çeker.
 İHSAN - Sen sus gız sıracalı...
HALİL EMMİ - İhsan, git bana Muallim Efendi'yi seslen hadi. Hadi oğlum.
İHSAN  - Olur  emmi.  Eversen bile  seslenmem emmi. Hemi gelenece lafımı temam ederim, (çıkar)
HALİL EMMİ - Vay namussuzlar vay. Vay namussuzlar vay. Koca çınarı kurtlar parçalıyo da bizde bu pinnede debelenip duruyoruz. Başımıza göklerden  yıldırımlar yağıyor, şimşekler çakıyor da biz başımızı kuma sokuyoruz. Vay çolak Halil vay. (Evin içinde sinirli sinirli yürür)

 SAHNE-3

SULTAN KADIN - (Dışardan girer. Sakin) Telaşın nedir bey
HALİL EMMİ - Garı garı... Vatan bölük pörçük olmuş sen telaştan bahsediyon 
SULTAN KADIN- Ben bişey duymadım ki.
HALİL   EMMİ  -  Duyman   tabii. Mehle  mehle gezersen. Aşsa mehle sen misin, yukarı mehle şen misin. Ne has duymadın?
SULTAN   KADIN  -  Sığır  sürmeye  gettim  kele. Nerem var da nereyi gezecem
HALİL EMMİ- Savak karı. Sığır sabahtan öğleye kadar mı sürülür. Bahale gün depemize dikildi. Nerdeyse öğle olacak.
SULTAN KADIN - Şu bizim Omalan gızıynan iki  laf ettik. Kele sen de çıhar şu diliyin altındaki baklayı da görelim bey.
HALİL EMMİ- Vatan parça parça olmuş. Şehit yadigarı Anadolu nasıl olur da küffar çizmesiyle hakipay edilir?
SULTAN KADIN- Allah belalarını versin. Ah hınzır düşman!.. Yürek var emme dizde derman yok.
ELIF - Baba sen savaşa giderken beni kundakta bıraktın. Ser sefil baba sevgisinden, şefkatinden yoksun olarak büyüdüm. Bahtı karalı anam! Hasret ninnileri, savaş ninnileriyle sardı kundağımı. Sen ömrünü cephelerde geçirdin. Daha kaç yıl oldu evimize döneli?
SULTAN KADIN - (Duvardaki resme yaklaşır) Süleyman'ım. Ciğerim kardeşim. İşte bunlardan başka hatırassı kalmayan şehidim. (Takkesini ve tesbihini gösterir) Ta küçük yaştan itibaren okunan ezan sesine camiye koşar, duada ve niyazda bulunurdu. Her duasının başında vatan ve millet yolunda şehit olmayı dilerdi. Dileği kabul oldu. Balkan'da şehadete erdi. Amcam da Kafkas'ta şehit. Dayım Kınalı Hasan Çanakkale'de..
HALİL EMMİ- Dur orda hatun. Dayın Kınalı Hasan'ı iyi bilirim. Hele bir anasına yazdığı mektup var ki bu dünyada ben ölüyüm sen kal, gelecek nesiller bu kahramanla, Sorgun'lu Kınalı Hasan'la yazdığı o tarihi mektupla çok övünecekler.
 Haikkaten anası Hatçe, Hasan'ı Çanakkale'ye saçını kınalayıp göndermişti.
 SULTAN KADIN- Vatana kurban olsun diye.
HALİL EMMİ- Öyle de oldu. Vatana kurban oldu, Çanakkale'de kaldı, Dayın Kınalı Hasan Çanakkale'de şehit olmadan birkaç dakika önce anasına yazdığı mektupta son sözlerini şu şiirle bitirmiş ve şehit olmuş. Bu şiiri hiç unutamam:
"Anam yakmış kınayı aday diye
Ben de vatan için kurban doğmuşum.
Anamdan Allah'a son bir hediye,
Kumandanım! Ben İsmail doğmuşum."
Allah gani gani rahmet eylesin.

  SULTAN KADIN- Amin. Dayım Çanakkale'de şehit, sen çolak kaldın. Şimdi sıra can ciğerim oğlum Mehmet'te!.. Emme ne yapalım kader böyleymiş. Ömrüm hep asker yolu beklemekle geçti.
(Fonda "Asker Yolu Beklerim" türküsü duyulur.)
Asker yolu beklerim
Günü güne eklerim
Sen git yârim askere de
Ben sılayı beklerim.
HALİL EMMİ - Öyle hatun. (Duvarda asılı olan tüfeği alır. Bezle temizlemeğe çalışır). Bu ocağa uğur getirmez rahat döşekte  ölmek. Türk  deyince savaş gelir akla. Yastığımız mezar taşı, yorganımız kar olmadıkça rahat duramayız. Aslan Mehmet'imi bir gör. Vatana düşen kurtları bir bir atmadan dönmeyecek. Dönerse zaten hakkımı helal etmem. (Karısına) Duydun mu hatun! Yoksa mezarımın başına gelmesin!
ELİF - Ağbeyimden şüphe mı ediyon baba?
HALİL EMMİ - Hayır. Emme her evlat babaya çekmez Elif.
SULTAN KADIN - Senin gözün arkada olmasın bey  bey! Gurt yavrusu gurt olur. Mehmet gundakta öğrendi savaş naraları atmayı. Bu cennet vatanın en güzel ninnilerini söyledim ona. Ağ mememden süt emzirdim. Onun anası benim. O benim toprağımda yeşillendi, filizlendi, dal, kol saldı. Dediğin gibi çıkarsa benim de mezarımın başına gelmesin.

SAHNE -4-

(Kapı vurulur. Öğretmen ve elinde sazla İhsan girer.)
ÖĞRETMEN- Selamünaleyküm.
HALİL EMMİ - Aleykümselam Muallim Efendi. Hoş geldin. Oturun. (Hoş beş yaparken İhsan saz çalmayı bilmediği halde elindeki saza dokunur.)
İHSAN - Vara vara vardım. (ezgili)
               Vara vara vardım..
HALİL EMMİ - İhsan.. Sen sus oğlum.
İHSAN - Vara vara vardım. (ezgili)
               Vara vara vardım..
HALİL EMMİ - İhsan.. Sen sus oğlum.
İHSAN - Sustum Em..miii. (Susar)
ÖĞRETMEN -   Yine   tüfeği   temizler   durursun. Aklından birşeyler geçiyor desene Halil Emmi.
HALİL EMMİ - Hem de çok. Çok şeyler geçiyo Muallim Efendi. Şu İhsan bişeyler geveleyip duruyo.
İHSAN  - Vallaha gevelemedim. Ekmek çarpsın..
HALİL EMMİ - (Sözünü keser) Sen dur İhsan. Muallim Efendi söylesin de dinleyelim.
 ÖĞRETMEN- İhsan ne anlattı bilmem de yalnız vatanın durumu hiç iyi değil. Bir bir vilayetlerimiz düşmanlar tarafından işgal ediliyor. Vatan tehlikede Halil amca.
HALİL EMMİ - Tehlike çanları çalıyo desene Muallim Efendi.
ÖĞRETMEN- Evet. En son Yunanlılar İzmir'i işgal etmişler. Hem de ateşleyerek, yakmışlar, yıkmışlar!
HALİL EMMİ - Kahpe   küffar!    (Daha   sert, tüfeğiyle kalkarak) Kahpe küffar!
ÖĞRETMEN - Kasabada yurdun işgal haberi çalkalanıyor. Ben de kumandan beyden bir  haber alıyım dedim. Kumandan bey hem söyledi, hem ağladı.
İHSAN- Erkekler ağlar mı emmi?
HALİL EMMİ - Ağlar oğlum, İhsan'ım ağlar. Öz ağlamazsa göz ağlamaz. (Durak) Sonra neler anlattı kumandan bey.
ÖĞRETMEN- 15 Mayıs sabahı Yunan işgal kuvvetleri İzmir rıhtımına çıkmışlar. Rumlar, azınlıklar ve gayrimüslimler alkışlarla karşılamışlar.
HALİL EMMİ - (Sinirli tükürür) Tüü! Allah kahretsin. Kepaze adamlar. Osmanlı'nın gölgesinde yürüyen haysiyetsiz, vakarsızlar. Yediği sofraya bıçak kakan çıyanlar!
ÖĞRETMEN - Sonra silahsız subayları vali ve hükümet memurlarını süngü ve dipçik altında ağır sözler söyleyerek götürüp Yunan vapurlarına hapsetmişler. Yolda "Yaşasın Venizelos!" diye bağırtmışlar.
HALİL EMMİ - Hepsi de bağırmış mı? Hayır diyen çıkmamış mı?
ÖĞRETMEN - Çıkmış Halil amca. Miralay Süleyman Fethi "bağırmam" demiş.
HALİL EMMİ - (Hayretli bakışlarla uzakları süzerek) Miralay Fethi mi? (Düşünür, gülümser, hatırlar) Çok iyi tanırım. Çanakkale aslanlarından. Kurt bakışlı bir Miralay. (Öğretmene) Sonra ne olmuş Muallim Bey?
ÖĞRETMEN - Sağ bırakırlar mı. Süleyman Fethi Bey, kıbleye dönerek demir yumruklarını   sıkmış "Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne (Halil Emmi'de söyler) Muhammed'en Abdııhu ve Resuluh" demiş ve orada şehit edilmiş.
HALİL EMMİ - (Elinde tüfek, ağlayarak diz üstüne çöker) Allah senden razı olsun kumandanım. Şehit Miralay'ım. Hep önde düşünür, hep önde savaşırdın. Ben kolumu vererek gazi, sen canını vererek şehit oldun. Şehâdet mertebesine eriştin. Mekanın cennet olsun.
ÖĞRETMEN- Kışla ve hükümetten sonra mahalleleri ateşe vermişler. Taş üstünde taş bırakmamışlar. Eli silah tutanlar yer yer düşmanla çarpışmış. Canlarını ve namuslarını korumak için bir araya gelerek silahlı birlikler kurmuşlar. Dağlara çekilmişler. Aydın, Nazilli, Salihli bölgelerinde düşmanın yayılmasını önlemek için Kuvay-ı Milliye adı verilen Milis Kuvvetleri teşkil etmişler. Yine bir habere göre Hasan Tahsin adlı genç bir gazeteci Yunalılara ilk kurşunu sıkmış ve arkasından şehit etmişler.
HALİL EMMİ - Ruhu şad olsun. Demek şimdi Mehmet'im de namussuz düşmanla gırtlak   gırtlağa boğuşmakta. Belki de .. (susar)
SULTAN KADIN - Tövbe de! Bu günler için var oğlum.
İHSAN - Ben de gitsem ölür müyüm ? Ölüyüm n'olacak. İhsan'sız köy olmuyo mu? Muallim  Gumandana söyle de  beni de göndersin. Hem Mehmet'ten bi haber getiririm, hem de üç Yunan öldürürüm.
SULTAN KADIN - (İhsan'a) Şuna bak şuna. Elinde saz nutuk atıyo. Gâvurda görse dili boğazına kaçar. Hey deli sen hiç kuş vurdun mu?
İHSAN - Vurdum hemi de serçe. Herkes vuramaz öyle. Garga olsa hani böyük. Sona garga eyi gözlenir. Emme serçeyi her adam vuramaz. Ben serçeyi kaşından, deveyi döşünden vurmuş adamım.
HALİL EMMİ - Sen hiç adam vurdun mu İhsan?
İHSAN - Adam mı dedin. (Mırıldanır) Allah Allah insanı katil edecekler. Adam öldürmek günah değil mi söylesene Muallim. Haşa haşa!..
ÖĞRETMEN- Hayır savaşta adam öldürmek günah olmaz İhsan.

SAHNE -5-

DIŞARDAN - (Nal sesleri, at kişnemeleri. İçerdekiler pencereye üşüşürler. Bu sırada "Evin etrafını çevirin. Ben girer çıkarım" diyen bir ses duyulur. Aynacıoğlu adlı eşkiya salondan seyircilerin arasından sahneye çıkar. Kapıyı tekmeleyerek içeri girer. Silahlı ve çaptan çapa fişeklik takınmış, pür silahtır.)
 
AYNACIOĞLU- Sakın kıpırdamayın. Bir zararım olmaz. (İçerdekilerde şaşkınlık) Bana Aynacıoğlu derler. Sizlere bazı şeyler söyleyeceğim.
HALİL EMMİ - (Tüfeği doğrultur) İzinsiz haneme girmek ne haddine Aynacıoğlu? Çete başlarının kitabında böyle mi yazıyor?
AYNACIOĞLU- Halil Ağa seni çok iyi tanırım. Sen de beni iyi tanırsın, Seninle görülecek hesabım yok.
HALİL EMMİ - Öyleyse defol. Saçmayla delik deşik olmadan çık evimden. Hadi ne durursun! (Sultan kadın araya girer.)
SULTAN KADIN - (Heyecanlı ve korkak) Dur bey.. Delilik yapma. Sen de Aynacıoğlu musun ne karın ağrısısın belanı bizden bulmadan defol evimizden!
İHSAN - Aç kaldıysan Sultan halam dürüm versin. Muallim efendi bunlar mı boynuzlu düşmanlar? Emme boynuzları yok.
ÖĞRETMEN- Bunların boynuzları sonradan çıkar.
HALİL EMMİ - Bunlar bizim boynuzlu eşkıyalar.
AYNACIOĞLU- Evin etrafında adamlarım var. Kan dökülmesini istemem.
İHSAN - Adamları varmış. Erkekseniz teke tek gelin.
AYNACIOĞLU - (İhsan'a) Pehlivan sen çok konuşuyorsun. Şöyle ileri çık bakalım. (İhsan titreyerek ileri çıkar) Adın ne? (İhsan korkarak cevap vermeyince) Adın ne diyorum. Ahraz mısın, konuşsana? Dilini eşşek arısı mı soktu?
İHSAN - (Titreyerek) İhsan.
AYNACIOĞLU- Soracağım soruya doğru cevap vermezsen, seni taşlı köye dana gütmeye gönderirim. Anladın mı len!
İHSAN - Benim ayahlarım yara ağam. Daşsız köye gitsem olmaz mı?
AYNACIOĞLU - Soruma doğru cevap verirsen taşsız köy de olur. Söyle. Sen Şeriatçi misin, Kongreci nıi?
İHSAN - (Şehadet parmağıyla)Ya şunda ya şunda, kelle küle başında. Ya şunda, ya şunda.. Yok yok ikisinde de yok. Yok ikisinden de değalim,
AYNACIOĞLU - Ya nesin?
 İHSAN - Şey... ağam... Öküzüm.
AYNACIOĞLU- Anlamadım?
İHSAN - Ağam iki kulaklı öküzüm. Kulağımdan tutan kağnıya koşar.
AYNACIOĞLU- (Sinirlenir, ardından kahkaha atar) Allah Allah! Öküzden adam gibi cevap. Dün birisine daha sordum. O da "Öküzüm" dedi. Bu da ikinci öküz. Millet kurnaz olmuş  canım. Suya sabuna dokunmadan herkes uyanık geçiniyo. Ben yutararıyım lan. Yakarım hepinizi!
HALİL EMMİ - Bu kolumu istiyorsan al. Canımı istiyorsan vur. Yoksa ne istiyorsun? Bu milleti; şeriatçi, kongreci deyi ikiye bölen gafil adam.
AYNACIOĞLU - Şimdi beni iyi dinleyin. Çoluğunuza, çocuğunuza, büyüğünüze, küçüğünüze benim söylediklerimi söyleyeceksiniz. Bize Aynacıoğlu kolu derler. Ben de bu çetenin başıyım. Bu köyden hiç kimse Atatürk'e, Kuvayı Milliyecilere yardım etmeyecek. azık vermeyecek, asker göndermeyecek. Kuvayı Milliyecilere hangi yoldan olursa olsun yardım edeni, etmek isteyeni aşağıdaki köy meydanında asarım. Bizimle bir olmayanı öldürürüz. Bu böyle biline Halil Ağa. Görüşmek üzere şimdilik eyvallah ( Arka arka tüfeği üzerlerine doğrultarak çıkar).
HALİL EMMİ - (Arkasından gitmek ister) Canın cehenneme (Sultan Kadın tutar) Bırak hatun avluda delik deşik edeyim eşkıya bozmasını. Aynacıoğlu kahpesinin ne domuz olduğunu bilmez miyim ben!
ÖĞRETMEN- Dur Halil Emmi günü geldiğinde o da dersini alacak. Allah vatan sevgisi vermemiş bunlara. Buralarda çetecilik yapıncaya kadar gidin de düşmanlarla savaşın.
İHSAN - Savaşsınlar da görüyüm erkekliklerini. Erkek olan garı gibi eline silahı, yanına üç beş eşkıyayı alıp dambul dumbul konuşmaz. Dangalah oğlu dangalah... Gelecekmiş. Öldürecekmiş. Demirden korksaydık (pencereye bakar) ganıya binmezdik, (korkarak çekilir) Anam! bu yana bakıyo!
HALİL EMMİ - (Tüfeği elinde) Çolak Halil daha ölmedi.
İHSAN - (Halil Emminin omuzuna vurur) Emmim daha ölmedi. Bunlar vız gelir tırısa gider. Ekmek çarpsın doğru söylüyom.
ÖĞRETMEN- Düşünüyorum da Millî Mücadele'yi başlatan Mustafa Kemal'in  ve  milletimizin işi zor. Zor çünkü, düşman iki: Bir yanda Yunan, Ermeni, İngiliz, Urus; bir yanda Aynacıoğlu gibi nice çeteler.
HALİL EMMİ - Muallim, muallim! Ben Mustafa Kamal'i de tanırım,  Milletimizi de.  Allah'ın izniyle altın saçlı zafer kartalı ve kartal Mehmetler kurtuluş ışığını yakın bir şafakta yakacaklardır.
DIŞARDAN - (Çığlıklar. Bağırma, çağırmalar) Amanın komşular. Aynacıoğlu eşkıyası boğazda beş kişiyi asmış, Sultan hala, Halil Emmi ne durursunuz, duymadınız mı?
(Sahnekilerin hepsi dışarıya çıkarlar. Halil Emmi dona kalır.)
HALİL EMMİ - (Yavaş yavaş kendini toparlayarak sahnenin önüne gelir.) Koşun, koşun kalabalıklar. Ruhları iplere çekilenleri, sevgileri çarmıha gerilenleri korumak için koşun. Koşun da kardeşin kardeşe işkence limanında nasıl sarıldığını görün. Türk milletinin   çıbanına düşen bohluk kurdunu görme şerefine erişin. (Bir ışık huzmesi Halil Emmi'nin üzerinde) Hey koca Halil. Devran değişti. Destan devri kapandı. Şimdi destan yazma sırası başkalarında. Çolak kolunla, sabrın, azmin, iradenin dua ve niyazın abidesi olarak yaşamaya ne dersin? Bugün yarına gebedir. Gün doğmadan neler doğar. (Yavaş yavaş çöker) Cenabi Allah minarelerde seda veren Ezan'ı Muhammediyeyi susturmasm. Yurdumuza yabancı bayrağı astırmasın. Ay yıldızlı hilâlimizi gönderlerden indirmesin... Amin!
(Işıklar söner. Perde ağır ağır kapanır.)

BİRİNCİ PERDENİN SONU

 
İKİNCİ PERDE

(Dekor, birinci perdenin hemen hemen aynısı, sabah vakti. Elif, masada divit ve okka ile mektup yazmakta. Sabah ezanı okunur, kuş cıvıltıları ve su şırıltısıyla perde açılır. Şömine şerbetliğinde gaz lambası yanmaktadır. Elif, mektubu işlengisi arasına koyarak, işlengi
yapmağa başlar. Sultan Kadın namazını bitirir, dualar ve postu yerine asar. Lambayı üfler.)

SAHNE -I-
SULTAN KADIN - Gözün galır gızım. Azcık dinlensen olmaz mı? Gören de sanır ki düğüncüsü tepeye geldi. (Elif duymaz gibi görünür) Gulahların heç benim söylediklerimi duyuyo mu? (başını sallar) Hasbinallahü velilivenvekil...Gız duymadın mı? Sen eve bir süpürge çal da, ben bi dönüm su getiriyim. (çıkar)
ELİF - (ezgili mırıldanır)
Ey iğnem dik askere
Giyecekler yetiştir.
Sınırdaki erlere
Hizmet aziz bir iştir.

SAHNE -II-

HASAN EFE - (Elinde silah ve efe kıyafetiyle telaşlı olarak içeri girer) Elif ne yanık bir türkü.
ELİF - Hayrola Hasan. Nerden çıktın sen? Hayır mı, şer mi? Yoksa!..
HASAN EFE - Korkma Elif. Bu ne telaş?
ELİF - Yoksa askerden mi kaçtın?
HASAN EFE - Sizleri özledim. Şöyle bir köyü kolaçan edeyim, dedim.
ELİF - Köyde kim kaldı ki görmeye geldin.
HASAN EFE - Sen varsın ya. Gerisi bana ne.
ELİF - Unutalım bunları şimdi. Vatan tehlikedeyken böyle duygular nerden geldi aklına.
HASAN - Bostan beklediğimiz, kelek kırdığımız, mısır közlediğimiz, salıncak yaptığımız, ısırgan otuyla birbirimizi kovaladığımız günleri unutun mu?
ELİF - Bunları konuşmak için mi geldin. Kaçtım düşmandan desene. Kaçak, korkak insanlarla benim konuşacak hatıralarım yok.
HASAN - Ben ne korkağım, ne de kaçak.
ELİF - Bal gibi kaçaksın. Ben adamı gözünden tanırım, (hırslı) Git de rahmetlik Çöp Hüseyin'in mezarını ziyaret et. (işlengisi elinde hüzünlü) Kara kara vicdanların, koca koca  hain elleri boğazımızı sıkmakta. İşte Milletime kıyan o vicdansız hain eller. O caniler şimdiye kadar nice gardaşlarımızın kanına girdiler. Ya sen ne yapıyorsun? Vatan düşman çizmesi altında ezim ezim ezilirken, sen hatıralardan, sevdadan bahsediyorsun.
HASAN EFE - Hani beni seviyordun?
ELİF   -  Beni iyi tanıyamamışsın Hasan. Daha doğrusu Türk kadınını tanımakta acizsin. Ben Türk kızıyım. Seni değil, önce vatanı seviyorum. Vatan varsa sen, varsın vatan varsa ben varım. Vatansız bir millet uşak olur Hasan. Ne duruyorsun razıysan uşaklığa gir samanlığa, ardından süngüle kapıyı da kimse görmesin. Kutsal vatan toprakları, mukaddes namusumuz  beş paralık olurken nasıl kaçarsın. Allah aşkına! Bayrağımız öksüz, sancağımız öksüz, şâirimiz öksüz, istiklalimiz tehlikedeyken nasıl kaçarsın nasıl! (ağlayarak çöker)
HASAN EFE - (Elif'i tutarak kaldırır) Sus Allah aşkına. Beni yüreksiz, beni vatansız mı sanıyorsun. Bu vatanın beşiğinde öğüllenmedim mi? Ninniler mi söylenmedi benim için. Niye kahredersin beni?

SAHNE -III-

SULTAN KADIN - (Elinde su dolu helkelerle girer. Hasan Efe'yi görünce şaşırır) Ne ola Hasan. Ne gezersin bu evde?
HASAN EFE - (Mahcup) Köyü yoklayım demiştim.
SULTAN KADIN- (Elif'e) Helkeleri içeri götür Elif. (Hasan Efe'nin ağzına öykünür) Köyü yoklayım demiş. Ne de gözel bi cevap. Zannettin ki köyü arap aldı. Seni gidi dalgabaz.
HASAN EFE - Kulu kölesi olduğum Sultan Ana. Yeter benim utandığım. Benim kahrolduğum bana yetmez mi sanıyon. Keşke taş olsaydım da bu hallere düşmeseydim.
SULTAN KADIN - (Sert bir tavırla) Daş olsaymış. Allah daş eder de seni vatan hainlerinin başına mezar daşı deyi dikeriz. Üzerine de "Bu mezar vatan haini Hasan'ın mezarı" diye yazarız. (Duvardaki tüfeği alır Hasan Efe'ye doğrultur) Şimdi söyle bahalım. Niye kaçtın askerden. Düşmandan gaçılır mı len! Söylesene kalleş Hasan. Seni de ben vuracam. Heç olmazsa tüfeğimizin pası açılır. Hadi anlat niye gaçtın?
HASAN EFE - (Korkak ve endişeli yalvarır) Yalvarırım Sultan Ana. Bir kere şeytana uydum. Ordudan ayrıldım. Mustafa Kemal'in gösterdiği hedeften  saptım. İsyancılarla bir oldum. Mehmetçiklere düşman kesildim.
ELİF - (Sağ kapıdan girer. Anasının elinde tüfeği görünce şaşırır) Ne yapıyorsun ana. Çıldırdın mı sen?
 SULTAN KADIN - Sen garışma. Devam et anlatmağa.
HASAN EFE - (Devamla) Bir aydır Aynacıoğlu eşkıyasıyla baskınlara katıldım. Emme   pişmanım, pişman olmasam gelir miydim.  Daha dün o kindar çeteler dört askerimizi kurşuna dizdiler. Beş köylüyü boğazda ipe çektiler. Gözlerimle gördüm. Düşündüm onlar da Türk. Aynı vatanda doğan, aynı bayrak altında toplanan, aynı soydan gelen insanlar... Aynı kaderi paylaşan aynı topraklarda şehitleri olan insanlar...Neden?, neden birbirlerine düşmandırlar? Yanlış yolda olduğumu anladım, kaçtım. Şimdi Milli mücadeleye katılacağım. (Sultan Kadın tüfeğini indirir, Elif tüfeği duvara asar) Allah'ım beni affet, (yalvarır) Kemal Paşa'm beni bağışla.. Ekmeğini yediğim sofraya bıçak kaktım, (sahnenin önünde yere yığılır)

SAHNE -IV-

HALIL EMMİ - (Sol kapıdan içeri girer. Hasan Efe'yi görünce şaşırır.) Ne ola Hatun? Gören de evde harp var beller. Hasan sen askerde değil miydin?
SULTAN KADIN - Asker kaçağından asker m'olur?
HALİL EMMİ - Doğru mu Hasan?
HASAN  EFE -  (Olduğu yerde evet manasında başını eğer)
HALİL EMMİ - Neden Hasan? Babanın kemiklerini sızlatmak için mi kaçtın? Rahmetlikle on beş yıl askerlik ettik de elbise soyunmadık.  Sen o babanın evladı değil misin?
FONDAN YANKILI
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı,
Sen şehit oğlusun yazıktır incitme atanı,
Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
(Hasan Efe ağlamaktadır)
HALİL EMMİ - (Ağlamaklı) Sen şehit oğlusun Hasan. Çöp Üseyin kefensiz yatmakta (Durur, düşünür, gözleri ufukta takılı kalır) Bir şafak vaktiydi. (Top ve tüfek sesleri) Kars vilayetimizi savunuyorduk. Babanla ben top sesinin geldiği tarafa doğru mevziden çıktık. İşte o anda bir şarapnel parçası babanı şehit etti. Ben o çıkışla geriye dönüp bakamadım bile, Birde ne göreyim: Kars'ın genci, ihtiyarı orta yaşlısı. Kiminin elinde tüfek, kiminin elinde tek tabanca, kiminde balta, kiminde kazma mevzilerinin dışına fırlamışlar... Akın akın Allah sesleri, Allahu ekber tekbirleriyle yeleli aslanlar gibi düşman üzerine gidiyorlardı. İşte Hasan, sen bu gazilerin, bu şehitlerin evlâdısın. Kars Kalesi'nden indirilen al bayrağımızın, şehit babanın ve millî gururumuzun intikamını ne çabuk unuttun?
 HASAN EFE - Suçluyum Halil Emmi. Kendimi unuttum. Eşkıyayla Mehmetçiği bir tuttum. Düşman al bayrağımı ayakları altına alırken, güzel yurdumu Anadolu'mu  yakıp,  yıkarken,   analarımı, bacılarımı, körpe kuzularımızı camilere doldurup diri diri, cayır cayır yakarken, ben neler yaptım Allah'ım...  Neler yapabildim... Şehit babam sen de beni affet. Kabirde kemiklerini sızlattım...
 
SAHNE -V-
 
DIŞARDAN -  (İhsan'ın sesi duyulur) Müjde.. Müjde.. Halil  Emmi... Sultan Hala... Elif Hacım... Mehmet  Ağbey'den  mektup var.  
ELİF - (Elif koşarak mektubu alır. İçerdekiler heyecanlanırlar. Mektubu göğsüne bastırır. Sevinçli) Canım ağbeyim.
SULTAN KADIN - Oku hele gızım oku. Aç hele aç. Neler yazmış?
(Elif mektubu okur. Mektup Mehmet'in sesiyle fondan verilir.)

 Muhterem Babacığım, Sevgili Anam,
  Allah'ın selamı üzerinize olsun. Ellerinizden büyük  hasretle   öperim.   Size   dinimizce   kutsal   bir  haberi vermek için bu mektubu teğmenime yazdırdım. Baba hani sen: Bu kadar harp gördüm, fakat şahadet şerbetini içemedim, o yüce mertebeye |ulaşamadım." demez miydin. İşte ben o yüce mertebeye çıkıyorum. Hakkınızı helal edin. Bir kurşunla göğsümden yaralandım. Bir gülle de sol bacağımı götürdü (Hıçkırıklar. Silah ve top sesleri. Elif mektubu okurken diğerleri bitkin halde otururlar).      
  Babacığım bir görseydin düşmana nasıl saldırdık. Sevgili anam! Benim güzel anam. Senin kınalı koçunu bir görseydin. Elimin kınasıyla "Allah Allah" diye  haykırışımı   bir   görseydin. Hele Mustafa Kemal Paşa'nın "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri! Ya İstiklâl, ya ölüm" nidaları gökleri çınlatıyordu.
 Gözümün önüne hep senin hatıralarında anlattığın saldırış geliyordu. İlk harekette komutanımı kaybettik. (Çığlıklar, silah sesleri) Kumandayı Çavuş'um aldı. Nihayet Yunan'ı   püskürttük. Ben en önde koşuyordum. O anda yaralandım. Kahpeler!.. Baba sen her zaman şunu söylerdin: "Ben şehit oğluyum, inşallah şehit babası olacağım." Baba dileğini Allah kabul etti. Benim için ağlama ana. Sil gözüyün yaşını. Ellerinizden öperim. Yetim İhsan'ın ve Elif Bacı'mın gözlerinden Öperim. Hakkınızı helal edin.
Oğlunuz Mehmet.
(Fondan   "Yemene de benim ağam Yemen'e" türküsü duyulur. Herkes ağlamaktadır.)


HASAN EFE - (Yavaş yavaş kalkar) Başınız sağolsun.  Mehmet'in intikamı alınacaktır Hem de bizim için mukaddes bir intikam.. O intikam ki üç günlük karısını elinin kınasıyla evinde bırakıp cephelere koşan Mehmetlerin, Ahmetlerin, yıllarca baba hasretiyle yanan babasının Yemen çöllerinden, Kafkaslardan gelmesini bekleyen Ayşelerin, Fatmaların intikamı... Şehit babası, şehit anası olmak her kula nasip olur mu? (Sultan Kadın'a) Ağlama Hala, ağlama Elif.. Şehitlerimizin kanları yerde kalmayacak. Bizim için durmak zamanı çoktan geçti.
İHSAN- (Duvardaki asılı kılıcı alır) Ben de geliyom Hasan Efe.
HASAN- Milli intikam almağa.
İHSAN- Milli intikamımız almağa.
DIŞARDAN - (Köy okulu öğrencileri ve öğretmenin uzaktan gittikçe yaklaşan sesi duyulur "Annem Beni Yetiştirdi" marşını söylemektedirler.)
HASAN EFE - (Pencereden bakarak) Bu tarafa geliyorlar. Muallim öğrencileriyle birlikte.

 SAHNE-VI-
HALİL EMMİ - Aman Allah'ım. Muallim Efendi pür silah olmuş. (Pencereyi açar el eder.) Yolun açık olsun evlâdım.
DIŞARDAN   -   Geliyorum Halil Emmi. Elini öpmeye geliyorum. (Biraz sonra içeri girer)
ÖĞRETMEN -   (Pürsilah) Allah'a ısmarladık Halil Emmi. Hakkınızı helâl edin.
HALİL EMMİ - (Gönülsüz gibi) Çocuklarımız. Ya bu çocukları kim okutacak?
ÖĞRETMEN - (Sözünü keser.) Vatan işgal altında. Eğitim öğretimi hangi bayrak altında yapacağız. (Dalgın. Gözler ufukta) Bak işte canlı cansız herkes yas tutmakta. Kuş kanadını ırgalamıyor. Rüzgâr bile susmuş. Bana çok görme Halil Emmi. Sanki köyün üzerine ölü toprağı serpilmiş. Ya Mehmet'in, Mehmetçiklerin intikamını kim alacak? Anam ana vatanım, mabedim nâ mahrem elinde nasıl paçavra olur? Bırak da mukaddes davanın destanına benim de kanım karışsın. Duramam anlıyor musun Halil Emmi (Halil Emmi "evet" manasında baş eğer) İşte imanım, işte bedenim, yürüyeceğim İzmir'e doğru. Vatan için şehit olursam okulumun al bayrağı (Göğsünü açar sarılı bayrağı gösterir. Önden yıldızı ve ayı görülmektedir. Çıkarmaz) kefenim olsun.
HASAN EFE - Al sancağım şehit kefeni olsun.
İHSAN - Şehit kefeni olsun.
HALİL EMMİ- Allah yolunuzu açık, gazanızı mübarek kılsın.
SULTAN KADIN - Güle güle gidin yavrularım güle güle...
ELİF - Bahtınız açık, zaferiniz bol olsun. Ruhun şad olsun ağabey. Ey kahpe düşman bir kere de benden! İftiharla diyorum ki : Dinim İslâm, vatanım Türkiye. Ve ben Müslüman - Türk'üm. Müslüman Türk kızı. (Sahneye doğru bir adım ilerleyerek, gözler ilerde) Dinime ve milletime dil uzatana karşı erkeğimin yanında ben de varım. Ayağınızı denk atın, aklınızı başınıza toplayın. Ey küffâr! Karanlıkları yırta yırta, seller gibi bentleri yıka yıka, Ergenekon Efsanesi'ni yaşaya yaşaya.. Bu memleketi ve bütün cihanı nura boğa boğa... Vatan için can, bayrak için kan, tarih için şan vere vere geliyoruz. Kalplerimiz atide ümit ümit, gözlerimiz ufukta yaş yaş (Sahnenin önünde çökerek ellerini açar dua eder) ellerimiz duada titrek titrek... (Gittikçe yükselen ezan sesi)
Ruhumun senden ilâhi şudur ancak emeli
Değmesin mabedimin göğsüne nâ mahrem eli
Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli
(Sahnedekilerin hepsinin elleri duada.. Sultan Kadın ve Halil Emmi ayakta, diğerleri çökmüş vaziyette. Fondan duyulan mehter marşını önce Hasan Efe, sonra hepsi katılarak birlikte söylerler.)
Ceddin deden, neslin baban
Hep kahraman Türk milleti
Orduların pek çok zaman
Vermişlerdi dünyaya şan

Türk milleti, Türk milleti
Aşk ile sev bu milleti
Kahret vatan düşmanını
Çeksin hain bu zilleti

(Marş devam ederken ışıklar kararır. Perde yavaş yavaş iner.)

İKİNCİ PERDENİN SONU
 

ÜÇÜNCÜ PERDE

(Kurtuluş   Savaşı   kazanılmış   ve   Türkiye   Cumhuriyeti'nin kuruluşu ilân edilmiştir. Düşman yurttan atıldıktan evlerine dönen gaziler davullu zurnalı karşılanmaktadır. Yıllar sonra Halil Emmi'nin ahşap evi. Dekorda ufak tefek değişiklik yapılmıştır. Ayrıca Atatürk'ün  kalpaklı resmi çerçeveli  olarak  asılmıştır. Halil Emmi ve Sultan Kadın divanda üzgün görünürler. Elif ise işlengi yapmakta. Kalinof sigara içmekte. Neşeli, faullu ve saçları kulaklarını kapatmış, başında foter vardır. Köy meydanından gelen davul zurna sesiyle perde açılır, halay çekenlerin sesleri gittikçe uzaklaşır.)
 
SAHNE -I-

KALİNOF- (Diğerlerini almaz bakışlarıyla süzer, kahkaha atar) Kara bulutlar çöktü bu eve. (Kahkaha) Dünya devrildi de altında kaldılar. Savaşı kazandık, Cumhuriyet ilan edildi daha üzülecek ne var. Sevinmeniz lâzım. (gezinir) Sizleri ziyaret edeyim diye geldim. Sizin de suratınız turşu satıyor be kardeşim. Mösyö Halil Bey, derin derin düşünecek ne var canım?  Bu dünyaya eğlenmek için gelmişiz. Öyle değil mi bayan Sultan hanfendi.
SULTAN KADIN - Senden mi soruldu bitli Osman. Dur durduğun yerde. Kafamın tasını attırma. Senin için hava hoş, gün güzel.
KALİNOF - Öncelikle şunu belirteyim. Sayın bayan benim adım Mösyö Kalinof.
SULTAN KADIN - Her ne garın ağrısıysan. Adın gara yerden gelsin.
KALİNOF - Rica ederim. Derhal gitmeliyim, evinizden. (Valizine eşyalarını koymağa başlar.) Nezaket görmemiş, kaba adamlar ne olacak.
SULTAN KADIN - Yalvarmıyoh gal deyi. İstanbul'dan kaçtın geldin. Burası evvelden de senin köyün değil miydi? Şimdiyece niye gelmiyodun? İstanbul'u İngilizler işgal edince kaçtın. Kaçmasaydın sen de alkışlardın işgalcileri. Seni gidi Bitli Osman!
KALİNOF - Rica ederim, teessüflerimi bildiririm. Zatıalime hakaret ettiğinin farkında mısın. İşte pasaportum. (Gösterir) İngilizlerden izin alarak geldim. İngiliz Generali Mistir Corc benim dostumdur. Çok faydasını gördüm.
HALİL EMMİ - (Sinirli üzerine yürür) Beri bak beri. Şunu unutma ayı derisinden post, eski düşmandan dost olmaz. Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur. Anladın mı? İstanbul kurtuldu o pasaportla gidebilecek misin?
KALİNOF - Giderim.
HALİL EMMİ - (Sertçe) Gidemezsin Osman. Gidemezsin.
KALİNOF - Rica ederim. Osman'ın yerine Mösyö Kalinof diye hitap edebilir misiniz?
SULTAN KADIN- Adın gara yerden gelsin.
HALİL EMMİ - Ne zamandan beri Kalinofsun. Çoban Dursun'un oğlu Bitli Osman. Davar peşinde gezmekten çömeze döndüğün, çeşme başlarında ekmek ufağı yediğin günleri unuttun mu? Kaç koyun sütü içtin sahibinden habersiz. Darı ekmeği bulamayan bitli Osman şimdi Mösyö Kalinof olmuş. İsmi de kendine nasıl da yakışmış. Mösyö Kalinof.
KALİNOF - (İltifat kabul eder) Teşekkür ederim. Çok mersi.
SULTAN KADIN - Sıkışınca baba toprağı, dost, akraba aklına gelir. İstanbul'daki servetini, paranı nettin?
KALİNOF  -  Ben de onları düşünüyorum. Gece uykularım kaçıyor. Keçileri kaçıracağım. Bankadaki paralarım. Köşküm... (Hüzünlü) 
HALİL EMMİ    -   Niye kaçtın? İstanbul ata toprağımız değil mi? Söylesene Osman? İstanbul için az mı kan döküldü?  Köhne Bizans'ı yıkan şehitlerimizin kemikleri sızlamıyor mu? İstanbul'un kuşatılması sırasında, İstanbul'u terk etmeyen ve tahtında can veren Kral Konstantin kadar da mı cesaretin yok. Vatan sevgisi kalmamış sende. Şimdi gidip zevk sefa içinde yaşa İstanbul'da.
KALİNOF - (Elinde valizi) Sizleri de beklerim. Teşrif ederseniz size minnettar kalırım.
HALİL EMMİ - Bize minnet borcun yok. Mösyö git de asıl minnet borcunu şehitlerimize, Mehmetçiklere öde. O zaman keçileri kaçırmazsın.
KALİNOF - Şehit, mehit... Mehmetçikler de kimmiş?
SULTAN KADIN - (Duvardaki kılıcı kapar) Defol evimizden. Gözümüz görmesin. Yoksa bu kılıçla garnapa garnını deşerim. Sadece midesi için yaşayan cadı. (Halil Emmi ve Elif araya girer) Bu vatan ne çektiyse senin gibilerin elinden çekti.
HALİL EMMİ - Bırak Hatun.
ELİF - Katil mi olacaksın. Değer mi ana?

SAHNE -II-

DIŞARDAN - (Davul sesiyle karışık İhsan'ın sesi duyulur.)
İHSAN - Halil Emmi.. Halil Emmi.. Elif bacım...
HASAN EFE - Sultan Ana!.. Sultan Ana!. (heyecanlı içeri girerler. Hasan'ın sol kolu, İhsan'ın başı sarılıdır. İçerdekiler de heyecanlanır. Kalinof şaşkın, sigara içmektedir. Elifle, Hasan göz göze gelirler)
HASAN EFE - (Hoşbeşten sonra) İstiklâlimize kavuştuk. Köyde davullar çalınır, herkes düğün bayram ederken siz üzgün görünürsünüz. Sanki evden cenaze çıkmış. (Kimseden ses   çıkmaz )   Oynamak, gülmek zamanıdır. Sultan Ana, Elif (göz göze gelirler) niçin cevap vermezsiniz.
HALİL  EMMİ- Mehmet'im, Mehmet'imi de getireydiniz oğul!..
SULTAN KADIN - (Fondan Yemen Türküsü) Oğlum Mehmet'i görmediniz mi? (Hasan'ın, İhsan'ın yakasını tutar.) Mezarını ziyaret olsun etmediniz mi? Mehmet'imin baş ucuna bir çalı olsun sokmadınız mı Hasan? Söyleyin niye susuyorsunuz? (Sessizlik) Ana ciğeri nedir bilir misiniz? Yüreğimde öyle bir ateş var ki yakıyor buramı. Evlat acısına daha fazla dayanamayacağım. (Ağlayarak düşer.)
HASAN - (Çekinerek) Size sakladığımız bir sırrı açıklayacağım. Mehmet ölmedi, sağ.
HALİL EMMİ - Neler diyorsun Hasan!
SULTAN KADIN - Oğlum sağ mı dedin!
ELİF - Ağabeyim ölmedi demek. Doğru mu Hasan!
HASAN EFE -  Evet Elif. Ağabeyin şehit olmadı, kasabaya kadar beraberdik. Size müjde vermek için biz erken geldik. Fakat bir türlü Mehmet yaşıyor diye aniden söyleyemedik. Çünkü sağ kalması büyük bir mucize. Allah'ın öldürmediği ölmüyor. İzmir'de hastanede beraber yattık. Durumu çok iyi... fakat (Susar)

SAHNE -III-

SULTAN KADIN - Fakat neyi var? Açık söyleyin!
(Köpek havlamaları ve davul zurna sesi. Müjde müjde sesleri. Sol bacağı olmayan Mehmet'i ev halkı dış kapıda karşılarlar. Sarım, gürüm hoş beşten sonra tekrar içeri girerler. Herkes , heyecandan ağlamaktadır. Sadece Kalinof yaşananlara ilgisizdir.)
HALİL EMMİ - Seni öldü biliyorduk oğul.
MEHMET - Takdiri ilahi. Daha yiyecek ekmek, içecek suyum varmış. Ömrüm uzadı baba.
HALİL EMMİ - Allah ömrümden aldı, ömrüne koydu oğul.
MEHMET - Kahpe kurşun canıma kastetti. Ama gücü yetmedi. Üç ay İzmir'de hastanede yattım. Şükür Allah'a iyileştim. Sağ salim döndüm evimize.
HASAN EFE -Gözünüz aydın bize müsaade. Gidip konu komşuyla bi halleşek. Kalın sağlıcakla.
HALİL EMMİ - Senin gazan da mübarek olsun evladım., (İhsan'a) İhsan, Hasan'ı savuştur.
İHSAN - Olur Emmi. Bi de ineklere saman döküyüm. Sultan Hala yortlu dürümümü isterim ha. (Çıkarlar)
SULTAN KADIN - Boyuna bakmağa kıyamazdım, kahpeler nasıl kıydılar bacağına.
MEHMET - Vatan için değil bacağım, canım kurban olsun ana.
HALİL EMMİ - Senin gibi Gazi'nin babası olmaktan şeref duyuyorum.
KALİNOF - (Valizini bırakır. Kıskanç ve alaylı bir tavırla) Hoş geldiniz topal asker. Ben Mösyö Kalinof. Acıdım halinize. Çok üzüldüm.
MEHMET   - (Yutkunur. koltuk değneklerine basarak) Hoş bulduk. Ben Üçüncü Tümen erlerinden Gazi Mehmet. Topal Asker.
KALİNOF - Teşekkür ederim Topal Asker. Bıyığının altından güler)
MEHMET - (Sinirli) Bu misafiriniz kim baba?
HALİL EMMİ -  Aslen bu köylü. İstanbul işgal edilince kaçıp köye geldi. Bitli Osman, İstanbul'a gidince mösyö Kalinof olmuş. (Karısına) Hatun leğeni ıbrığı getir ikişer rekat şükür namazı kılalım. Gel kızım sen de abdest suyumuzu döküver. (Halil Emmi, Sultan ve Elif çıkar.)
KALİNOF   - (Sigarasını çekerek kahkaha atar. )  Çolak oğlu topal. Ne dramatik sahne. (Kahkaha)
MEHMET   - Gülme öyle arsız arsız. Vatan duygusundan nasiplenmemiş gafil. Sen zevkini, eğlenceni düşünürken ben düşmanla boğuşuyordum.
KALİNOF - (Kahkaha) İyi boğuşmalar.
MEHMET - Biliyorum benimle eğleniyorsun. Hiç bir şeye yaramam, topalım. Biz düşmanla savaşırken siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz. Fuhuş yaptınız. Kadeh tokuşturup şerefe  diye namus ve  iffetinizi çarmıha gerdiniz. Ya bizler ne yaptık? Kar, buzul demedik kanlar döktük, canlar verdik, kol kopardık bacak kaybettik, aç, susuz kaldık.
KALİNOF - Kalmasaydınız.
MEHMET - Dahası var Kalinof. Taşlarda yattık. Yatağımız çakıl taşı, yorganımız kar oldu. Bizden üstün yedi düveli muazzama ile böyle savaştık.
KALİNOF - Savaştan sonra madalya da taktılar mı?
MEHMET - Ben madalya ve şöhret için savaşmadım. Fakat senin gibi mal servet, şöhret düşkünü kişiler neme lâzım dediler. Sonra da alay etme alçaklığına düştüler.
KALİNOF - (Sözünü keser) Rica ederim topal asker. Seni dinlemek mecburiyetinde değilim.
MEHMET - (Öfkeli) Sana karşı haykıranı dinlemeye mecbursun. Ve dahası mahkûmsun. Bugün hesap göreceğiz seninle. Ben cephede savaşırken, anam, babam, bacım, karım, kızım ezilirken sende hiç utanmak hissi zerre kadar olsa belirmedi mi? Sana soruyorum sahte isimli adam cevap ver?
KALİNOF - Kardan kaçarken, borana tutulduk. Sana cevap veremem.
MEHMET - (Mehmet üzerine doğru varırken, Kalinof çıkış kapısına doğru çekilir.)  Senin  için, kızının namusu için yedim kurşunu. Keşke şehit olsaydım da bu sözleri duymasaydım. Sen yatağında uyurken biz bataklarda savaşıyorduk. (Tükürür) Tü sizin erkekliğinize! Türk kızları kadar da cesur olamadınız. Barışta nakış yapan bacılar, savaşta süngü taşıdılar. Kazmayla, belle, kürekle, nacakla, baltayla namuslarını korudular. Top taşıdılar. Bizimle yan yana, omuz omuza savaştılar. Onlar kadar da olamadınız. Bizim kanlarımız sizlere şarap oldu.
KALİNOF - (Sigara dumanını Mehmet'e doğru üfler) Şerefe topal asker.
MEIIMET - Bu millet neden seni fuzuli omzunda taşısın. Şehitlerimizin ve gazilerimizin gazabıyla gebereceksin. (Koltuk değneğini ardından fırlatır. Kalinof kapıdan dışarı kaçar. Valizini alamaz. Mehmet dengesini kaybederek yere düşer)

SAHNE -IV-

(Halil Emmi, Sultan  Kadın ve Elif içeri girerler. Sultan kadın ve Elif, Mehmet'i tutarak kaldırıp divana oturturlar.)
SULTAN KADIN - Oğul kendini harap ettin. Kendine gel.
MEHMET - Bağışlayın ana. Bağrında şanlı ecdat gömülü bu topraklardan böyle hainlerin çıkmasına dayanamıyorum. Bir su ver de içiyim bacım. (Elif su getirir) Hiç değişmemiş evimiz. Sadece Elif bacım büyümüş o kadar. (Elif mahcup. İşlengisini alarak, sağ kapıdan içeri odaya girer.)
MEHMET - (Aniden elindeki kınayı hatırlar, annesine gösterir) Ana.. Elime yaktığın kına hala duruyor. Silinmedi. Gumandanım sordu da şaştım kaldım. Cevap veremedim. Sahi ana askere gidene niçin kına yakılır, söylesene?
SULTAN KADIN - (Eline bakar. Gözleri yaşarır.) He ya silinmemiş oğul. Köyümüzde adettir. Dayım kınalı Hasan'da Çanakkale'ye eli kınalı, saçı kınalı gitmişti. Gına gelin olana, ya da gurbanlık goça yakılır. Oğlum askere giderken, gızım gelin olurken ellerini gınalayacağım deyi adakta bulundum. Dileğim yerine geldi. Sen askere giderken, vatan ve millet uğruna gurban ettiğimi belli etmek için avucunun içini gınaladım. Şimdi anladın mı benim gınalı goçum. Sıra ikinci dileğimde. Bacın Elif'in gınasını da elimle yahacam.
MEHMET - Anam.. Canım anam. Bu topraklar baştan aşağı senin gibi analarla dolu olmasaydı bu mübarek ülkenin adı "Anadolu" olur muydu? Sana cephede şahit olduğum bir olayı nakledeyim: Sakarya zaferinden önceydi. Kağnılarla cephane taşıyan bir kadın kafilesine rastladık. Mevsim kış ve her taraf karlarla örtülü. Biz soğuktan elbiselerimiz altında titrerken, tek yorganını kağnının üstüne örten ninenin çıplak ayaklarıyla karları çığnadığını görünce içim sızladı. Peştemali çocuğun üstüne örtmeyip niçin kağnının üzerine örttüğünü sordum. "Uşümez misin nine? Bak çocuk donacak. Yorganı örtsene diyerek çocuğu gösterdim. Sözlerimi garip karşılayan nine bana şu cevabı verdi : "Kar sepeler, mermi nem alır. Nem kapmasın millet malıdır evladım" Sonra yorganı mermi yüklü kağnının üstüne    serdi. Kar sepelemeye başlamıştı. Anladım ki cephaneleri ıslatmamak için bu fedakârlığı yapıyordu. İşte bu olayı hiç unutamam ana. O analar ki hayatlarından bizlere cephane verdiler.
SULTAN KADIN - Herkes vazifesini yapıyor oğul.
DIŞARDAN    -   (Evin önünden "İzmir Marşı" söyleyerek geçen okul öğrencilerinin sesleri duyulur. Öğretmen de vardır.)
HALİL EMMİ - (Girer). Bu bizim Muallimin askerleri. Öyleyse cepheden o da döndü desene.
MUALLİM   -  (Heyecanlı içeri girer. Silahsız) Kavuşturana şükür. (Hoş beşten sonra)
HALİL EMMİ - Küçük askerler hep yolunu beklediler.
ÖĞRETMEN - Büyümüş keratalar. Artık gözümüz arkada kalmaz. Şimdi marş söyleterek bayram hazırlıkları yapıyoruz. Cumhuriyet Bayramı'nın yıldönümünü kutlayacağız.
MEHMET - Allah yardımcınız olsun Muallim bey. Gazi Muallim. Senin gibi aydınlarla Türk Milleti her zaman gurur duyacaktır.
ÖĞRETMEN- Muradımız Allah yolunda ilerlemektir Mehmet. Alparslan gazi diyor ki "Yarabbi azametin karşısında yüzümü yere sürüyorum. Senin uğrunda cihatta isem yardım et bene, yalanım varsa beni kahret". Bu amaç üzeredir cihadımız.
HALİL EMMİ - Muallim Efendi... Çocuklara 'Tuna Marşı"nı da öğret.
ÖĞRETMEN - Önce o marşı öğrendi çocuklar. Tuna'yı nasıl bilmezler Halil Emmi. Bir Türk gönlünde nehir varsa Tuna'dır, dağ varsa Kafkas'tır.
HALİL EMMİ - O Tuna ki, bir zamanlar Türk olmuş, Türk'ün topraklarını sulayıp Türk için akmış. Hatta düşman Tuna'yı almaya kalktığında, Tuna Osman Paşa'nın savunmasında, Türk'e sığınmak istemiştir. Çünkü düşmana karşı Tuna nehri: "akmam" diyerek isyan etmiştir.
ÖĞRETMEN - Tarihle, destanımız birbirine karışınca vatanımız istilâden kurtuldu. Hepimizin gözü aydın olsun. Sonra uzun uzun hasbıhal ederiz. Halil Emmi, çocukları fazla bekletmeyeyim. Müsaadenizle (Çıkar)
DIŞARDAN - (Öğretmen ve öğrenciler 'Tuna Nehri"marşı ile uzaklaşırlar.)
MEHMET - Muallim bey ne kadar mütevazi bir insan. Gösterişsiz.. Cepheden yeni dönen insan hiç değil. Kahramanlığını, gaziliğini kendi yüreğinde gizliyor.
HALİL EMMİ - Muallim ve senin gibi destan yazan kahramanlar milletimizin kalbindedirler. Ne mutlu sizlere. Bundan iyi mükaafat olur mu?


MEHMET - Elif nerde ana?
SULTAN KADIN - Elif durmadan göz nuru döküyor oğul.
HALİL EMMİ - Hay hayda çeyiz yapıyor.
MEHMET - (Şaşırır) Çeyiz mi, ne çeyizi? Yoksa Elif'i nişanladınız mı?
SULTAN KADIN - Gelinlik işliyor oğul.
MEHMET - Gelinlik mi? Ne gelinliği ana! Elif'i kime verdiniz? O benim tek kardeşim. Kuşağını bağlamak benim hakkım değil mi? 
SULTAN KADIN - Git de Elif'ten sor. Kendisi versin cevabını. (Mehmet sinirlice sağ kapıdan iç odaya girer.)
MEHMET - (Sesi içeri odadan gelmektedir.) Elif! Doğru mu seni sattıkları. Kime verdiler bacım. Kime yaktılar seni. Söylesene. Niye susarsın? Ver o elindekini.
ELİF - (Sesi içeri odadan gelmektedir) Bırak ağabey. Neler söylüyorsun. Ne gelinliği. Satılan kim?
MEHMET - (Elinde beyaz işlengi ile iç odadan çıkar) Bu mu gelinliğin. (Elif de arkasından gelir) Yazıklar olsun bacım. Ben sizin namusunuza namahrem eli değmesin diye savaştım. Al işte bacağımı verdim. Sen burada gününü gün ediyor, gelinlik düşünüyorsun. Vatan tehlikedeymiş, yurdumuz elden gidiyormuş sizin nenize gerek. Sanki bu vatanda sadece ben yaşıyorum, (işlenginin arasından mektup düşer. Mehmet mektubu merakla okur. Mektup fondan Elif'in sesi ile verilir)
"Sevgilim.. Bu mektubu göz yaşlarımı silerek yazıyorum. Sana kavuşacağım günleri hasretle bekliyorum" (Mektubu sinirlenerek ufalayıp, Elif'in yüzüne atar). Al işte gözyaşlarınla sevgiline yazdığın mektup. Utanmadan ne yüzle yazdın bu mektubu. Kavuşmak istediğin müstakbel sevgilin kim? Hani benim içindi gözyaşların. Al başına çalınsın gelinliğin (İşlengisini yüzüne atar.)
ELİF - Ağabey, neler diyorsun? (İşlengiyi alır. Ağlayarak içeri odaya girer.)
MEHMET - Ne tatlı hayaller kuruyordum. Hasan'ın, Elif'i canı kadar sevdiğini hastanede öğrendim. "Allah yazdıysa veririm." demiştim. İkisine toy düğünü yapacaktım. Ya şimdi dost düşmanın içine nasıl çıkarım.
HALİL EMMİ - Bu evde neler oluyo. Söylesene hatun?
SULTAN KADIN - Ben ne biliyim bey. (Mehmet'e) Oğlum, Elif senin bacınsa, benimde kızım. Elin günün içinde irezil olmayı ben ister miyim. Vay başıma gelenler (Dizlerine vurarak ağlar)
MEHMET  - Bana  cıngıllanma, aşk mektupları yazan kızına git de söyle.
SULTAN KADIN - Vay dertli başım. (Dizlerine vurarak içeri odaya girer)
MEHMET - Zamanında kızını dövmeyen, şimdi dizini döver.
(Halil Emmi mektubu yerden alarak)
HALİL EMMİ- Oku hele oğul. Daha neler yazmış.
MEHMET - Sevgilisine yazmış işte. Sevgili kızın, Elif deyi büyüttüğünüz sevgili kızınız. Sevgili bacım. Kavuşacağı günleri hasretle bekliyormuş. Vay utanmaz vay!...
HALLİL EMMİ - (Mektup elinde) Beni kırma oğul. Hele bi okusan.
MEHMET - Ver okuyum da duy neler yazdığını. Mektubu kaldığı yerden okur. Fondan Elif'in sesiyle) Sen benim sevgilimsin. Vatan adlı sevgilim. Canım vatanım. Canım sana kurban olsun. Sana ve ağabeyime kavuşacağım günleri hayal ediyorum. Ey güzel vatan! Senin uğrunda savaşan kahramanlar için işledim bu gelinliği (Bu sırada Elif'in içeriden acı çığlığı duyulur.)
ELİF - (Çığlık atar.) Ah!
SULTAN KADIN - (Acı ses) Yavrum.. Elif'im!
ELİF - (Sesi içerden gelmektedir) Bırak beni ana!
HALİL EMMİ - Aman Allah'ım!
SULTAN KADIN - (İçerden) Nasıl kıyarsın canına.

SAHNE -VI-

MEHMET - Elif! Elif! (Bu sırada sahneye Sultan Kadın ve Elif girer. Elif'in üzerinde bayrak işlenmiş gelinliği vardır. Göğsü kanlar içindedir. Sultan kadın, Elif'i tutmaktadır.)
HALİL EMMİ - Yavrum ne yaptın?
MEHMET - Bacım..  Seni yanlış anladım. Affet beni.!
ELİF - Ben sevgilime kavuştum ağabey! Alımla pulumla, şanımla işledim! Vatanın havasını, kokusunu, sevdasını içime sindire sindire bayraktarlarımıza örtü olsun diye göz nuru döktüm. Artık ben de mutluyum! Ay yıldızlı Hilâlimize benim de kanım karıştı!..
SULTAN KADIN - (Ağlayarak) Elif'im! kınalı kekliğim!. Allah'ım.. Ben ne bahtı garalı anayım Nazlım.. Elif'im... Söyle söyle hangi avucuna yakam kınanı.
MEHMET - Bacım.. Elif bacım.. Balaban bakışlı, uğru nakışlı bacım!. Yüksek yerlerde açan yayla çiçeğim.. Sen, derin imân ve vatan sevgisiyle yaratılmış kutlu bir varlıksın. Kutlu günlerde hep senin destânın anlatılacak...
ELİF-   Gelinliğimin destanı. Sonsuza kadar. (Nefes nefese)
MEHMET  -  Bu mukaddes gelinlik bazen orduların, bazen de en ileri fikirlerin öncüsü olacak ve sonsuza kadar dalgalanacak.
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü!
Bacımın gelinliği, şehidimin son örtüsü!
ELİF -(Nefes nefese başı anasının göğsüne düşerken.)
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
(Işıklar söner. Perde ağır ağır kapanırken "Bayrak" şiirinin devamı okunur.)

ÜÇÜNCÜ PERDENİN SONU

SON

Durali Doğan

 

Bu sayfa 2990 defa görüntülenmiştir.

Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN