Durali Doğan - Sorgun Selam Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE KÜNYE İLETİŞİM

SOYAŞAD

Namaz Vakitleri

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

AH ŞU ALAMANYA

AH ŞU ALAMANYA




AH ŞU ALAMANYA

(Piyes- 3 PERDE)
 
ŞAHISLAR
 
SALİH
FATMA
SALİH
SALİH
H. KADIN SALİH
Salih
Hatice Kadın
Fatma
Aziz
Dilenci
Muhtar
Öğretmen
Şerife Sultan Kadın
Satı
Hüseyin
Kör Hasan
Helena

 (Sade döşeli bir köy evi. Hatice Kadın çıkrık çevirirken kızı Fatma, ev işi yapmaktadır. Sırtında kömür dolu torbayla Helvacının Salih girer.)


BİRİNCİ PERDE

 SAHNE - 1
 
 (Sade döşeli bir köy evi. Hatice kadın çıkrık çevirirken, kızı Fatma ise el işi yapmaktadır. Sırtında kömür dolu torbayla Helvacının Salih girer.)

 SALİH - Gız Fatma... Belim bıhınım kırıldı , al şu yükümü.
FATMA - Geliyorum baba. (Sırtındaki kömür dolu torbayı indirir.)
SALİH - (Of çekerek oturur.) Ah, bu fakirlik kapıya koyacak mal değil. Sabahtan beri topladığım aha şuncaz kömür. Yen mi, içen mi, satan mı? Ta kömür ocağından buraya sırtımda getirdim. Bi araba tutu yum dedim. Arabacı beş yüz lira deme sin mi? İçindeki etmez beş yüz lira.
HATİCE KADIN- Toprak dökülmedi mi? Sabahtan beri şuncaz kömüre mi çalıştın?
SALİH - (Öykünür.) Şunca kömürmüş. Oncaz kömüre çalıştım ya...Ne belliyodun?
HATİCE KADIN - Ben gitsem senden çok toplardım.
SALİH - (Sinirlenir.) Al şapkayı da bürüğü bana ver. Canın öyle mi istiyo? Essahtan iş görmüş gibi. Yarın torbayı sen al da git bakalım. Kaç topak kömür seçeceen? Şeytan kör gözüne lanet!...
FATMA - (Leğeni ve ibriği getirir.) Buyur baba, elini, yüzünü yıka.
SALİH - Yuyum kızım. Dök bakalım. (Fatma, suyunu koyar.)
H. KADIN- Sanki çok iş gördü?...
SALİH - Yine çenesi açıldı. Her gün böyle dır dır eder durur.
FATMA - Sizin de bir gün olsun iyi olduğunuzu görmedim. Her gün böyle. Hiç mi iyi gününüz geçmez?
SALİH -Suç bende mi kızım? (Yüzünü siler.)
H. KADIN - Suçun sahibi bulunmaz.
SALİH - Doğru. Lâfı bırak da yarın da sen çalış, biz yiyek. Bi parça kömür için millet bir birini kırıyo. Az kalsın, kolundan tutup çekmeseydim, İbiş'in Hasan, kömür tezeğinin altında can verdiydi. Zavallı
adam!.. Yarım torba kömürle gel de ev geçindir.
H. KADIN - Senden başka ev geçindiren yok?
SALİH - En iyisi, avradın avucuna bi deste para
koymak için gece gidip kömür çalacam.
FATMA - Bu yaşta mı baba?
H. KADIN - Ne duruyon, gette hırsızlık yap.
SALİH - Senin dilin dursun da hırsızlık da yaparım, haydutluk da. Allah beni, senden kurtarsın, dört ayaklı kurbanım var!..

SAHNE - 2
 
 (Velinin Aziz girer. Hoşbeşten sonra...)
SALİH - Ne var ne yok, Aziza? Senin umre hacısı gideceğini söylediler. Doğru mu?
AZİZ - Allah kısmet ederse.
SALİH - Âlâ... Allah niyetini kabul etsin! Hacı da
olacaksın. Bir taşla iki kuş...
AZİZ - Bizimkisi hem ziyaret hem ticaret. İş bulup bir iki sene turist çalışacam.
SALİH - En iyisi vizeli işçi gitmek.
AZİZ - Vize bulmak merasime tâbi. Vize bulmak kolay mı Salih? Olan da vermiyo ki. Bi Arabistan işçi vizesi bir milyar lira. Duymadın  mı  Delice'nin Osman'ı?.. Arabistan'dan getirdiği iki vize için Sü-lü'nün İhsan'dan iki milyar almış. Herkese de güvenilmiyo. Adam parayı alıyo ortadan pır. Ara ki bulasın. Dünya sahtekâr dolu. Babana güvenmiyeceksin.
H. KADIN - Amanin şuna bak, bir milyar az para mı? Nerden bulurlar bu parayı?..
AZİZ - Arabistan'a gitmek için tarla satıp vize alanların, bi düzine altın verenlerin haddi hesabı yok.
H. KADIN - Bi kâğıt için tarla satanın ahlı yoh. Darısı bizim herifin başına. El Almanya'ya, Arabistan'a, Libya'ya gider. Bizim herif de evden çıkmaz.
SALİH -  Ne diyon Allahı'nı seversen sen? Surda Velinin Aziz'e dua et. Yoksa kafamın ta
sı nerdeyse attıydı.
AZİZ - Şu fabrika yapılsaydı, neydecedik ellerin memleketinde. Baksana yarı kaldı.Yapılmıyomuş.
SALİH - O kapı da kapandı yüzümüze.
H. KADIN - (Yerinden fırlar.) Kim dedin?... Kim yaptırmıyormuş? Bi papirkayı da mı çok gördüler bize?.. Giz Fatma getirsene tokacımı. (Tokacı sekinin altından çıkarır.) De hele de Veli'nin oğlu. Kim o papirkayı yaptırmayan? Bizim ekmeğimizle mi oynuyolar? Bunca yıl vergi dediler verdik, asker dediler verdik, hökûmetimize, devletimize ana dedik, baba dedik.  Hele söyle kim yaptırmıyomuş? Sen nerden bileceksin ki?...  (Durur.) Bunda bir bit yeniği var ya...
 
SAHNE-4

 (Dışarıdan dilencinin sesi duyulur.)

DİLENCİ - Ev sahibi... Ev sahibi... Bu evde kimse yok mu? (Fatma kapıyı açar.) Allah rızası için bi sadaka verin. Gönlünüzden ne koparsa, Allah hayrınızı kabul etsin.
FATMA - Ne alıyon dayı?
DİLENCİ - Un, bulgur, para... Ne olursa alırım.
SALİH - Bu ses yabancı gelmedi. Tanır gibi oldum. Çağır da verelim kızım. (Dilenci girer. Gözünde renkli gözlük, sağ gözünde pamuk, kolsuz görünmek için palto giyinmiş. Elleri titremekte, elinde baston, sırtında heybe, beli kambur ve sakallı.)
DİLENCİ - Allah rızası için yardım edin! Çoluğunuzun çocuğunuzun, yüzü gözü hürmetine. Allah ayağınıza taş değdirmesin! İki cihanda selâmet versin!
SALİH - (Sessizce.) Ta kendisidir.) Nerelisin emmi?
DİLENCİ - Maraşlıyım oğul.
H. KADIN - Kimsen yok mu?
DİLENCİ - Yok bacım.
SALİH -  Gözün neden kör oldu? Kolun neden çolak kaldı?
DİLENCİ - Uzun hekâye oğul. Bir oğlum vardı. Gözümün kökü bir oğlum...(Ağlamaklı.) Beni dövdü, kovdu. Ağlaya ağlaya gözüme kan indi. Şu koluma gelince: Bunun hekâyesi daha derin. Benim bi hı
zarım vardı. Kolumu hızarda çalışırken bıçağa kaptırdım.  Dibinden kestiler. Sonra mal, mülk kalmadı. Hepsini tükettim, böyle dileniyom.
SALİH - Daha anlatacağın var mı Elvana...
DİLENCİ - Elvan mı dedin? Hayır, beni başkasına benzettin.
SALİH - Ta kendisisin. (Gözlüğünü ve paltosunu çıkarır.) İşte kör, çolak, düşkün dilenci kılığında tanıdığınız zavallı Aşağıobalı Culuğun Elvan. Bunda para da çoktur. (Cebinden banka cüzdanı çıkar.) Para ya bak bir deste. Banka hesabında bir milyar lira.
DİLENCİ - Ben yaptım siz yapmayın! Kulunuz köleniz oluyum! (Yalvarır.)
H. KADIN - Allah kahretsin senin gibi adamı! İnşallah gözlerini ve kolunu sahiden elinden alır da kör, kötürüm olursun. Bizim gibi safların sırtında çok culuklar kubarır. Sadaka sana değil, hakikî muhtaca lâyık. Dünyada dilenci olacaksın. (Yüzüne tükürür.) Tü senin erkekliğine! Gız Fatma, nerde benim tokacım?
 FATMA - Getiriyom ana.
DİLENCİ - Vicdanınıza... Bana acıyın!
SALİH - Görüyüm seni Haçça. Culuğun Elvan, boşuna gözüme bakma. Bu evde Köroğlu'nun sözü geçer. Ben gılıbiğim.
H. KADIN - (Fatma tokacı verir.) Al sana sadaka! Al sana un, al sana bulgur!... Çelik gibi kolunu çolak, ayna gibi gözlerini kör diye ona buna el aç. Allah kör etsin seni! Vay kepaze adam vay! (Vurur. Dilenci bağırır). Vay deyyus vay!..
DİLENCİ - (Yalvarır.) Ben yaptım siz yapmayın!
FATMA - (Araya girer.) Bi şey olur da başımız belaya girer ana. Bırakalım gitsin.
H. KADIN - Defol hay in adam, çabuk defol gözüm görmesin! (Dilenci bağırarak çıkar.) (Sakinleşir.) Bu tokaç var ya cennetten
çıkma.

SAHNE-5

 (Dışarıdan muhtarın sesi duyulur.)
MUHTAR - Salih! Salih...
SALİH - Muhtara benziyo. Yine çeşme için salma topluyo herhalde. Ni diyecik gız? Eyvaah! Bırak o tokacı da bi çare söyle. Dilini eşek arısı mı soktu? Hep bana mı aklın kesiyo? Arı gibi hep beni sokuyon.
AZİZ - Hele telâşlanma Saliha. Bi bak bakalım, hele ne demiş muhtar?
MUHTAR - Salihaa... Salihaa... Duymadın mı yahu?
H.KADIN - (Telâşlı.) Geliyom, geliyom muhtar. Biraz ağır adamım kusura kalma. Baksana Fatma kapıya.
  (Fatma kapıyı açar. Muhtar girer. Selâm verir.)
SALİH - Buyur muhtar. Hoş geldin. Otur. Otur hele.
MUHTAR - Oturmayacağım komşular. Rahatsız olmayın. Ayaküstü uğradım.
SALİH - Çeşmenin salma parası için değal mi? Vallaha billaha getirecedim.  İki tohlu var. Perşembeye satıp borcumu verecam. Öyle değal mi Haçça? İkimizin de aklında.
MUHTAR - Şimdi onun sırası mı?
SALİH - Elektrik parası için öyleyse.
H. KADIN - Ya devlete ne demeli? Yaktığımız elektriğin parasını vermiyoh. Dedelerimiz çıranın isinde oturmuşlar da biz hâlimize şükretmiyoruz. Telâşını da muhtar çekiyo. Senin suçun yok muhtar, kabahat bizde.
MUHTAR - Sizden elektrik parası isteyen mi var?
SALİH - Ya ne ola muhtar?
MUHTAR - Sana mücde vermeye geldim. Alamanya'ya kâğıdın çıkmış.
SALİH - Sahi mi muhtar?
H. KADIN - Doğru mu?
MUHTAR - Al işte oku.
FATMA - Vera bana okuyum! (Okur.)  Doğru baba. İşçi olarak istiyorlar.
H. KADIN - Heç inanamıyom!
AZİZ - Gözünüz aydın!..
MUHTAR - Yarın işlerini bitirmen lâzım. Bana müsade.
AZİZ - Ben de kalkıyım. Allah bizi de kurtarsın. Salihaa. Hadi hoşça kalın. (Çıkarlar.)
SALİH - (Elinde mektup,) Hey be, hadi gariban Helvacının Salih şansın güldü. Haydi Haçça akşama bi hedik vur da bunu kutlayalım.
H. KADIN - Allah bu günleri de gösterdi. Bizi de elin içine katacak. Çok şükür! Bundan sonra döğüşmek yok.
SALİH - O zaman paramız çok olacak. Kadının dini imanı para. Mangırları sezdi, ne tatlı konuşuyo.
FATMA - Her şeyimiz olacak değil mi baba?
SALİH - Çok mutlu olacağız kızım. Bir ay sonra dileyin dilediğinizi. (Evin ortasında oynar.) Alamanya... Alamanya... Salih gibi gariban bulamanya... Hadi beraber söyleyelim.
ÜÇÜ BİRDEN   - Alamanya Alamanya, Bizden de gariban bulamanya. Alamanya... Alamanya... Bizden de gariban bulamanya!.

(Işıklar söner.)

(Perde kapanır.)


İKİNCİ PERDE

 SAHNE- 1

 (Dekor aynı. Hatice Kadın ve Naciye sohbet etmektedirler.)
H. KADIN - Bu köy yerinde kimin kaç koyunu, kaç keçisi var, herkes bilir. Naciye, duydun mu köylü hep bizi konuşuyomuş.
NACİYE - Hep sizi diledikleri doğru. Milletin diline düştünüz. Helvacı'nın Salih, Alaman-ya'ya gidiyomuş diyolar da başka şey demiyolar.
H. KADIN - Eee Naciye, sendeki haberler gün görmediğe benzer. Anlat hele, daha ne derler?
NACİYE - Gız duydun mu? Alamanya'ya gidenlerin bazılarını papirkalarda sabun yapıyolarmış?...
H. KADIN - Onu kim der? Adamdan sabun olur mu? Halt etmiş onu diyen! Daha neler çıkaracaklar?..
NACİYE - Neler demezler ki?... Kömür hırsızından Alamanyacı çıkmış.
H. KADIN - Çatlasınlar.
NACİYE - Ben derim ki Salih'in cekadına bi mavi boncuk dik. Sonra göz değer. Giz, n'olur nolmaz?
H. KADIN - Acı patlıcanı kırağı vurmaz.
NACİYE - Vurur giz deli Haçça. Elin gözü taşı deler, duymadın mı?
H. KADIN - Duydum duymasına da. Biz bu köylüye ne yaptık, ona aklım ermez?
NACİYE - İstemezlik...
H. KADIN - Allah istesin. Salih bugün işlerini yaptırmaya gitti. Üç gündür ona uğraşıyo. Karnı almayanlar kuşaklarını gevşetsinler.

SAHNE - 2

 (Testi elinde Fatma girer.)
FATMA - Ana, babam geliyo.
NACİYE - Ben de gidiyim. (Naciye çıkar.)
FATMA - Bu geveze kadını da hiç sevmiyom. Yine neye gelmiş?
H. KADIN - Neye gelecek? Naciye'nin işi gücü lâf getirmek, lâf götürmek... Dedikodu.
 (Elinde küçük çantasıyla Salih girer.)
FATMA - Hoş geldin baba. Bitirdin mi işlerini?
SALİH - Bitti çok şükür! Hele bi su ver kızım. Ciğerim yanıyo. (Suyu içer, rahatlar.) Sarı öküzlerin parası, beni Alamanya'ya zor düşürecek. Nereye varsan adam gözünü denetliyo. Onu iste, bunu iste. Şu eksik, bu eksik. Derken çok terlettiler beni. Emme buna pasport derler. Artık kimse önümde duramaz.
H. KADIN - Salih, sana bi şey deyim mi?
SALİH - De bakalım.
H. KADIN - Alamanlar çalışmayanları sabun yapıyolarmış. Gerçi sen çalışırsın. Ondan korkum yok.
SALİH - Onu kim söyledi?
H. KADIN - Naciye söyledi.
SALİH - Onun aklını almış Allah, bi gözünü de alır inşallah!  Naciye söyledi sen de inandın?..
H. KADIN - Ne bilem. Aklıma takıldı.
SALİH - Halt etmiş Naciye. Onu, bunu boş ver. Yarın sabah Ankara'da olacam. İş Bulma'da, öyle söylediler. Saat yedide uçakla gidecekmişiz.
H. KADIN - Ayrılık deyince yüreğim göynüyo. Anayı kızdan ayıran para. Para da olmazsa muhanete muhtaç olmak var.
SALİH - Valizimi hazırlayın. Üstümdeki elbiseyi yeni aldım. Bi de kravat. Sarı öküzlerin parası amma da bereketliymiş. Harca harca bitmiyo. Şu kravatımı bi bağlayın. Mamur beyler gibi... (Bağlayamaz, ters
bağlar.). Ulen Helvacının Salih, ömrün de kravat mı bağladın? (Boynuna takar).  Olmadı   (Aynaya bakar.). Ters bağlamışım be... Ya nasıl bağlamalı? Önce şu şapkayı atıyım. (Şapkayı yere atar. Aynaya bakar) Saçlarımı da tarayım. Ha şöyle bi adama benzedim. Daha neyim eksik?.. Haa giz, eski elbise
lerimi de koyun. Orda giyinirim. Eskisi olmayanın yenisi olmaz.
H. KADIN - (Valiz hazırlamakta.) Almanya'da elbise kıtlığı mı var?
SALİH - Öyleyse koymayın. Alamanya devletinden hâkî kadife şalvar alayım da bi görün. Çıta gibi olacam (Bıyıklarını kıvratır. Çay şekeri sürer.) Alamanları şu bıyıklarımla asarım. Gâvurlar bi Türk görsünler. Fatma, tütün tabakamı da koyun.
H. KADIN - Işılaklı ışılaklı, uzun uzun cuvaralar dururken orda tütün mü içecen?
FATMA - Orda Malboro içersin baba.
SALİH - Tabaka tütününün yanında halt etmiş Malboro.

SAHNE-3
 
 (Kapı vurulur. Muhtar ve köyün öğretmeni girerler.)
MUHTAR - Selâmünaleyküm.
SALİH - Aleykümselam muhtar. Buyurun! Ooo öğretmen bey de varmış!.. Hangi rüzgâr attı sizi?
ÖĞRETMEN  - Senin gideceğini duyduk da Salih amca. Uğurlamaya geldik.
SALİH - Sağolun öğretmen bey. İyi ki geldin. Şu kravatı da bi bağ layı ver.
ÖĞRETMEN - Bağlayım. Bağlayım, yalnız bu kravatı takıp gidenler buraları unutuyorlar. Şu dul kadının oğlu gibi.
H. KADIN -  İyi der muallim bey. Zavallı gelin, kaynana neler çekiyolar.
MUHTAR - Üç senelik evliydi. Gelin yârini bırakıp gitti. Gidiş o gidiş. Tam beş senedir ne geldi, ne de mektup yazıyormuş.
H. KADIN - Südü bozuk olmasa, insan doğduğu yeri, karısını, anasını unutur mu?!..
SALİH - Unutmam... Unutmam hiç merak etmeyin.
ÖĞRETMEN - Mektubunu kesme. Sık sık mektup yazarsan, biz de sana yazarız. Her giden gibi evinden, köyünden kopma. Bir gün mutlaka buraya döneceğini unutma.
MUHTAR - Aslını inkâr eden haramzadedir.
 
SAHNE – 4


 (Sultan Kadın girer.)
SULTAN - Bu zamanınız hayırlı olsun!
MUHTAR- Gel Sultan Kadın. Biz de seni söylüyoduk. İyi adam lâfının üstüne gelir derler.
SULTAN - Biliyom ne dediğinizi. Köyün diline düştük. Hayırsız, tam beş sene oldu gideli. Siz daha âlâsını biliyonuz. Ne bi cızım kâğıt gönderdi, na para, ne haber? Bi gelin yârim var deyi de düşünmez. Gâvurun gızlarını gördükü, ellaham... Temiz gül gibi karısını unuttu. Allah kahretsin! İntizar ediyom komşular. Bana çok görmeyin ölüsü gelir inşallah!
H.KADIN - Töbe de, ağzından çıkanı yel alsın. Nasıl diyon Sultan karı? 
SULTAN - Ciğerimi yaktı. Şu Alamanya'yı çıkaranın gözü kör olsun! Nice yuvalar onun yüzünden yıkılmadı mı? Gelinler dul, küçük yavrular babasız kalmadı  mı? Salih, Salih söyle o hayırsıza. Bi cızım mektup yazsın yeter. Para istemiyoh. Elin verdiği sadakayla, fitireyle geçindik bugüne kadar. Yoh yohsa karısına boş kâğıdı göndersin.
H.KADIN - Dilin nasıl varıyo Sultan garı?
SULTAN - İşçi karısının kahrı, asker karısının kahrını çekmek kadar zor. (Salih'e.) Yalvarırım. Bu söylediklerimin hepsini söyle. Yüzüne tükür. Aha şu da adresi.
SALİH - Olur Sultan ana. Ben Mehmet'i bulur, bunları fazlasıyla söylerim.
 (Korna sesi. Fatma dışarı bakar.)
FATMA - Dolmuş gidiyor baba
SALİH- Ne ihtiyacınız olursa bana yazın. Köyüncamisine yüz milyon, çeşmesine yüz milyon varır varmaz, iki ay geçmez gönderirim. O da benim hayrım olsun. Okula da bi taktilo makinesi gönderecam.
Söz veriyom öğretmen bey.
ÖĞRETMEN     - Sağ olasın! Bunları söylemen bile güzel bir şey. Sağlıcakla git, gel!...
MUHTAR -  Muallim, biz yavaş yavaş çıkalım (çıkarlar.).
SULTAN - Allah aşkına sen de oğlum gibi yapma (Fondan Aiamanya türküsü duyulur.) Karın Haçça'yı düşün. Gül gibi kızını düşün. Aklını başına al Salih. Aiamanya Mehmet'imi aldı, seni de almasın.
SALİH - (Valizi elinde.) Ah şu Aiamanya!... Kaç Mehmet sardın sinene, beni de saracaksın. Evimden uzak, vatanımdan uzak, köyümden uzak... Ah şu Aiamanya!.. (Türkü.)
(Perde kapanır.)

ÜÇÜNCÜ PERDE

SAHNE- 1

 (Dekor: Üç sene sonraki H. Kadının evi. Biraz daha gösterişsiz. Aiamanya türküsüyle perde açılır.)  
FATMA -  (Üzgün.) Elin içine çıkamaz olduk. Keşke babam olmasaydı. Yetim deselerdi. Bağa giderim, bostana giderim, çeşmeye giderim hep başımın kakıncı.
ŞERİFE KADIN - Evlenmiş diyolar. El söylüyo, ne bilek kızım.
FATMA - Ne deyim Şerife hala?! Doğru olmasa bir mektup yazmaz mıydı?
H.KADIN - Yazımız buymuş kızım. Ne yapalım?
ŞERİFE - Sen sabırlı ve namuslu bir kadınsın Haçça. Başka kadın olsa, gör neler olurdu.
H.KADIN - Elin arı var Şerife hatun. Ben biliyoma neydiyim?
ŞERİFE - Get hükümete bi dilekçe ver. İstidacıya yazdırıver. Bas dilekçeyi. Hemi de gör, elini kolunu bağlar getirirler.
H. KADIN - Kıyamıyom Helvacının oğluna.
ŞERİFE - Sen ona acı! Ya o sana acıyo mu? Savak kadın, el oğluna acınmaz. Yazdır ggz, ahim varışa. Erkeklere oynaş bulunur da, kadınlara bulunmaz mı?
H. KADIN - Aklıma düşürme. Benim huyumu bil men mi? Deli Haçça aklına düşeni yapar. (Başını sallar.) Tövbeler olsun yarabbi!
ŞERİFE - Topal'ın gelinini görmedin  mi? Çıktı, Alamanya'daki pis suratlıdan iyisine vardı. El oğluna avrat bulunur da el kızına koca bulunmaz mı?
H. KADIN - Töbe de kız!
FATMA - Ben utanıyom ana. İki sene önce daha mutluyduk. Ah zalim Alamanya. Evimize ateş koydu. El içine çıkamaz olduk. (Ağlar.)
ŞERİFE - Sakin ol Fatma. Sen de el aşısın. Yorma, üzme kendini. (Dışarıdan bir erkek sesi duyulur. Köyden, Hüseyin adlı bir gencin sesidir.)
HÜSEYİN - Haççala!... Kasabaya gidiyorum. Bir diyeceğin, ısmarıcın var mı?
H.KADIN -  Seni Allah gönderdi. Bi mektup yazdırıcam. Onu atı ver.    
HÜSEYİN - (Sesi dışarıdan duyulur.) Olur Haççala. Minübüs gelinceye kadar hazırla da ben birazdan uğrar alırım.
H. KADIN - Fatma, şu kâğıdı, zarfı getir. Çulun beceğin de.
FATMA  - Getiriyom ana.
HÜSEYİN - Siz mektubunuzu yazın. Bana da müsade. (Çıkar.)
H. KADIN - Az ve öz yazacan. (Fatma küçük masaya oturur.) Mektubun başına şöyle yaz: Ulen Helvacının oğlu, kömür hırsızı Salih... Selâm sabah yazmıyom. Sana selâma yazık değil mi? Selâma kurban ol! Şimdi beni iyice dine. Bizi, rezil kepaze et-tin. Sen de kepaze olursun İnşallah. Dürzü oğlu dürzü! Alamanya gâvurunu görünce Haçça'yı, Fatma'yı unuttun zahir. Kalleşlik senin şanına yahışmaz. Yahışır mı doğru söyle?! Helvacı, gel de şerefini akla. Bi hafta içinde buraya damlamazsan karını da kızını da yok bil! Deyyus oğlu deyyus Salih!...
H. KADIN - Tamam kapat. 
 (Fatma zarfı kapatırken, Salih yanında bir Alman kızla girer. Boynu kravatlı, başı fötrlüdür. Elinde radyo ve valiz vardır. Kot pantolonlu ve gözlüklüdür.)

SAHNE-2
 (Salih girer)
SALİH - Mektubunu alır almaz geldim. (Girer.)
H. KADIN - (Şaşırır.) Salih! Essahtan o...
FATMA - (Heyecanlı ve şaşkın.) Baba... Hoş geldin baba.
SALİH - Hoş bulduk. (Soğuk davranır.) Konuğu muza hoş geldin demek yok mu?
H. KADIN - (İsteksiz.) O da hoş gelmiş.
SALİH - Tanıştırayım. Alman arkadaşım Helena. Bu da şeey... (Karısını gösterir.) Ev sahibi... Yani bu evin sahibi. Bu da komşunun kızı Fatma...
HELENA - Gutantag... FravoooL
H. KADIN - (Yanlış anlar.) Fravun senin gibi olur. Hele venesvara bak! Heç peygamber nuru var mı?
HELENA - Çok oldum... Memnun... Gutantag Fatmeeee... Buldik hooş!
FATMA - Buyrun oturun.
SALİH - Oturalım oturmasına ya... (Oturur. Tekrar kalkar.) Döşemeler de hep pislik.
H. KADIN - Sen n'örüyon Alaman kızı. Helvacı'nın oğlu evimizi beğenmedi. Sen beğendin mi?
HELENA - (Anlamaz... Salih'e.) Salih der, Haticee ne?
SALİH - Nasılsın demek istiyor?
HELENA - Diyor Vigetzi. Eder teşkür. İyi been. İyi Salih... İyi Türkey... İyi İstanbul... Antalya iyi... Çook gözeeel. Sevdim memleket. Hem güzel çook. (Sigara yakar. Salih 'e tutar. Salih alır. H. Kadın ve Fat
ma'ya sigara tutar.)
SALİH - Onlar içmez.
HELENA - İçmeez sigeraaa... Lütfen Salih... Bira,bardak...
 (Salih valizden bir şişe bira çıkarır. Bardakla Helena 'ya verir. Bir bardak kendisi alır.)
H. KADIN - İçmediğin bi bira kaldıydı.
SALİH - Alışmışım. Bir de hoş oluyo ki...
HELENA - Salih... Şerefe.
SALİH - Şerefe.
 H. KADIN - (Başına vurur.) Oy başıma gelenler! Vay benim talihsiz başım! (Salih, Alman müziği çalan bir kaset koyarak teybi açar. Helena dans etmeğe başlar. Salih de Helena 'ya katılır. Birlikte dans ederler. H. Kadın dayanamaz. Bağırır.)
 H. KADIN - Kapat şunu artık! Daha fazla dayanamıyıcam. Misafirsiniz deyi sabrettim. Sabrımı taşırmayın.
HELENA - Ben almak istiyorum hava. (Dışarı çıkar.)
SALİH - Bu müzik bütün dünya insanları tarafından dinlenmekte.  Sen ne anlarsın? Eşek hoşaftan ne anlar, denesin içer suyunu kor. Din, dan, don. Din, dan, don. Gel karıcım seninle dans edelim.
 H. KADIN - (Bağırır.) Yeter artık! Bu evde ya o, kespar suratlı kadın olacak, ya ben... Anladın mı Helvacının oğlu?
SALİH - Anlamadım.
 H. KADIN - Şimdi anlatırım sana. (Sedirin altından tokacı alır.) Seni Helvacının kömür hırsı zı Salih. Cebine gâvur parası girince nasıl değiştin?!. Alamanya'ya gitmeden iki lâfı bir araya getirip konuşamazdın. (Masanın etrafında kovalar.) Eşeğe binmesini bilemezdin, ulen şimdi adam mı oldun?
SALİH - Aman Hatice sen bilin. Ben ettim sen etme. Helena'nın yanında beni rezil mi edeceksin?
H. KADIN - Sen bizi rezil ederken eyi mi? (Salih'e birkaç tokaç vurur. Kovalamaca devam
ederken Helena girer.)
HELENA - (Şaşırır.) Ne yapmak Salih?
SALİH - (Mahcup.) Biz mi?... Şey!... Bak Helena, biz Hatice ile şaka yapıyoruz. Şaka.. şaka...
HELENA - Doğru olmak?... Hatçeee...
H.KADIN - (Evet manasında başını eğer.)
SALİH - Yaa, şaka yapıyoruz, doğru bak.
HELENA - Olmaz böyle şaka.
SALİH - Olur, olur, bal gibi olur. (Ezgili söyler.) Türk şakası böyle olur.
HELENA - Türk... Şaka... (Başını sağa, sola sallar.)
FATMA - Baba, muhtarla öğretmen bize geliyo.
H.KADIN - Bunlara hoş geldin demeye mi?... Aha bu Alaman kızını görseler ne derler acep?!
SALİH - Gelsinler. Hiç mi adam görmediler? Hele bir Malboro yakıyım. Kılığım kıyafetim yerinde (Valizden bir dergi çıkarır. Hele-na'ya verir). Bah Helena bu dergi gut, gut... Şuraya otur oku. (Helena oturur.)
 
SAHNE-3

 (Muhtar, öğretmen ve Kel Hasan girer. Hoşbeşten sonra. ..)
MUHTAR - Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat. Alamanya şen memleket derler.
SALİH - Şen olmasına şen memleket de... Şu gurbetlik olmasa.
ÖĞRETMEN     - Gurbet acısı çekmiş adama hiç benzemiyorsun. Giderken ne vaatlerde bulunmuştun. Hepsi unutuldu.      
SALİH - Zaman değişmiş öğretmen bey. Sen olsan, sen de unutursun. Para bol, içki bol. Adamlar su yerine bira içiyorlar. Kadın dersen hakeza... Sosyal hayat seviyesi yüksek. Herkesin altında özel
taksi.
KÖR HASAN - Hey gidi Helvacının oğlu Salih! Neler, neler öğrenmişsin Alamanyı'ya gideli. Biz sosyal mosyal hayattan anlamayız. Sen paradan haber ver. Mangır çok mu?
SALİH - İtiyin önüne dök parayı. Senin dağda sığır güttüğüne benzemez. Sizinki de yaşantı mı? Sen günde üç öyün ayrana ekmek doğrarsın, adamlar domuz etiyle beslenirler.
KÖR HASAN - Çalkamanın adı ayran mı oldu? Önce şu dilini düzelt.
MUHTAR - Hele durun bakalım. Salih, şu son sözünü beğenmedim. Domuz eti yemek marifet mi? Biz domuzun etini kapıda bulsak içeri almayız. Çünkü dinimizce haram.
SALİH - Etin haramı mı olur?
MUHTAR - Hasbinallahü veniğmelvekil.
ÖĞRETMEN - Salih ağbi... Salih ağbi. Domuz eti yemek, su yerine bira içmek insanlık mı? Beri bak beri. Sen kendini küçük, başkalarını büyük görüyorsun. Biz millet olarak bunu yaptıkça, pusuda bekleyen şer kuvvetler hücuma geçiyor ve vatanımızı istilâ ediyorlar. Ne harpler, ne istilâlar, ne yağmalar bir milletin cevherini yok edemez. Bizi ancak böyle yanlış değerlendirmelerle biz yok ederiz. Al- manya'nın birasından, kadınından, domuz etinden, parasından başka anlatılacak tarafı yok mu? Asıl anlatmak istediğini es geçiyorsun. Bizleri çalıştıracak kadar nasıl kalkınmış, ilerlemişler. Nasıl fabrika kurmuşlar, nasıl kazanıyorlar, takip ettikleri, bizim onlardan alacağımız teknikleri nelerdir? Bunları anlatsan daha faydalı olurdu. Bütün varlığını, bir şişe bira, bir parça domuz eti, bir Mal-boro, bir kadına teslim etmişsin. Ne acı bir gerçek! Satılmış bir eşyaya dönmüşsün.
KÖR HASAN    - Ağzına gurban olduğum muallim bey! Susadın mı Helvacının oğlu, su vereyim mi? Şimdi evinde olmayacaktım.
SALİH - Rica ederim, ne yapacaktın?
KÖR HASAN - Aha şu, su yutkunu deyneğimle seni söğüt kavladır gibi kavladırdım.
SALİH - Kör Hasan, sen dağda sığır gütmekten başka ne yaparsın?!... Sen hiç mozeyikten kadın heykeli gördün mü? Gastavuza gittin mi? Park nedir bilir misin? Sarışın kadınlarla hiç sarmaş dolaş ol
dun mu?
HELENA - Salih... Hayatım. Sıkıldım. Ben...
SALİH - Gutan dergi... Oku hayatım.  Marklar içinde yüzdün mü? (Desteyle para çıkarır.) Buna para derler!
KÖR HASAN - Paran gözüne ekilsin! Ben, düz caddede yürümeye alışık değilim. Ayaklarım incinir. Ben kadın heykelinden değal, yavru zeybeğin diz vuruşundan zevk alırım. Sığır güderim, ama beni şey müziği değal, Anadolu yiğidinin çektiği ağırlama, Erzurum dadaşının oynadığı bar oyunu coşturur. Gaztavuz dediğin bataklığa gitmedim, emme günde beş vakit gideceğim camim var.
SALİH -  Çan seslerini dinledin mi?
KÖR HASAN - (Sözünü keser.) Çan sesine değil, günde beş vakit okunan ezana aşığım. Şu cemaata dua oku, yoksa... (Deyneği kaldırır.) (Helena olduğu yerden kalkar.)
HELENA - Ne olmak Salih? Ben istiyom gitmek. Sen, Hristiyan dinini etmek kabul. Hristiyan olmak. Ben, sen geri gitmek Almanya. Sevmedim Türkey... Dönmek benim dinime. (Salih cevap vermez, düşünür.)
HELENA - Hristiyan olmak...  Etmek kabul  İncil (Helena Salih 'in kolundan gidelim, diye çeker. Salih ayakta taş kesilir.) Gidiyom, Salih ben... (Eşyalarını alarak çıkar.)
H.KADIN - Misafirin gitti, sen ne duruyorsun? (Odada sessizlik.)
 
SAHNE-4
 
 (Üstü başı perperişan Sultan Kadın girer.)

SULTAN KADIN - Nerde bu Helvacı'nın Salih? Alaman kızı getirmişsin ulen. (Yakasına sarılır.) Hani bi görüyüm de senin suratına da onun suratına da tü deyi tükürüyüm. Onun dinine dönmüş, diyorlar. Doğru mu len? Ne düşünüyon, söylesene? Görmedin mi Mehmed'i? Adı gara yerlerden gelen hayırsız oğlumu! Öldüğünü söyleseydin, dört ayaklı kurban adamıştım. Beni ayıplamayın n'olur gomşu-lar?!. Büyük kaynımın yanında, hatır, hürmet kaldı mı, deyin hele gomşular? Sekiz senedir anasının, garısının adını anmayan evlâtların türediği bir devirde; Sultan kadın bu yaşta, kaynının yanında gelinlik yapmış ne fayda... Gül gibi karısını yana yana yataklara düşürdü. Söylesene görmedin mi Mehmed'i?
SALİH - Eve selâm söyle, başlarının çaresine baksınlar, dedi.
SSULTAN KADIN - Sahi mi?
SALİH - Evet. Almanya'yı mesken tuttum, dedi. Param pulum yok, kazandığımı yedim, neyle döneceğim memleketime, dedi.
SULTAN KADIN- Öyle evlâdı Allah kahretsin! İrat olsun!.. Canı cehenneme.
 (Öksürerek Sultan Kadının gelini Satı girer. Perişandır.)
SATI - Salih ağbi, Mehmet'ten bi haber getir medin mi? Mektupta mı salmadı? Öldü mü, yitti mi? Ne oldu Salih ağbey? El uzat ki yakasından yap\şs\n.(Öksürür.)
H.KADIN -Kendini harap etme Satı. Zaten hastasın kızım.
SULTAN - Hadi gidelim kızım.
SATI - Bırak ana. Bugüne kadar sabrettiğim yetmiyo mu? Düşüne düşüne verem olduğum yetmiyo mu? Ele güne fırsat vermedim de ne oldu? Olan canıma oldu. Artık dayanamıyom. Dayanamıyom. (Öksürür. Hıçkırarak ağlar.) Ey Azrail nerde kaldın? Al canımı da bu ıstıraptan kurtulayım... Kurtulayım Allah'ım... Allah'ım... (Düşer.)
SULTAN KADIN - Amanın komşular gelinime bir şeyler oldu!...
MUHTAR - Hemen doktora götürelim.
 (Satı'yı dışarı çıkarırlar. Odada sadece Salih kalır. Olduğu yerde donakalmıştır. Bir anda fondan duyulan dehşetli bir müzikle irkilir. Disko müziğiyle karışık olarak Hele-na'nın "Sen Hristiyan dinini etmek kabul... Sen Hristiyan dinini etmek kabul... Almanya gitmek." dediği sesi duyulur.)


SALİH - (Sinirli.) Hayır!.. Hayır!.. Allah'ım bana yardım et! (Tekrar Helena'nın sesi Çan sesi...) Hayır diyorum! Defol evimden! (Evdeki eşyaları atmaya başlar. Evi süzer kimseler yoktur. Müzik kesilir. Üz
gün olarak H. Kadın girer.)
H. KADIN - Satıyı dolmuşa yetiştiremedik. Mehmet diyerek can verdi zavallı gelin.
SALİH - Can mı verdi? (Titremeğe başlar. Fondan Satı'nın son sözleri duyulur. Salih bağırır.) Fatmaaaa... Hatçaaa...
H. KADIN - Salih, sana bi şeyler oluyo?
FATMA - (Telâşla girer. Salih ağlamaktadır.) Ne var baba, niye ağlıyorsun? (Fondan orkestra sesleri gelir.)
SALİH - (Bağırır.) Kesin şu müziği!
FATMA - Müzik falan yok. Hayalliyorsun baba. (Bitkin bir vaziyette çöker. Fondan, Alamanya 'ya giderken söylediği sözler işitilir. Yüzünde bir gülümseme belirir. Kalkar, fötr şapkayı atar.)
SALİH - Şapkamı verin! (Fatma şapkasını getirir.) Pantolumu, cekadımı, tabakamı getirin (Fatma hepsini getirir.).
H. KADIN - Delirdin mi sen?
SALİH - Evvelden deliydim, şimdi akıllanmaya başladım (Elbiselerini giyer.) Yakıştı elbiselerim değil mi? (Cebindeki paraları da saçar.) Yapma çiçeklerden taş istemiyom. Kızım benim kömür torbamı da getir. (Fatma torbayı getirir) Hâlâ içindeki kömürü boşaltmadınız ha?... Benim bu torbada mutluluğu bulduğumu sizde biliyordunuz. (Fondan halay havası duyulur.) Açın açın Allah aşkına!... Aç ruhum dolsun! Doyayım da kendime geleyim. Hadi kızım Fatma, pınar suyu getir de anan bulama aşı pişirsin. Gelin yanıma! (H. Kadın ve Fatma'yı yanına alır.) Beni benden, beni sizden, sizi benden ayıran,  özüme yaban  kılan, özüme köz basan zalim Alamanya... Bi bulama çorbasına hasret koyan "AH ŞU ALAMANYA!..."
 (Fondan, Alamanya türküsü duyulur.)

(Perde kapanır.)

ÜÇÜNCÜ PERDENİN SONU

SON

Durali Doğan

 

-------------------------------------------------------------------

Sılam Basın Yayın Matbaacılık Ltd. Şti.
Durali Doğan
Atatürk Bulvarı Özel Apt. No: 29/D Sorgun/YOZGAT
Tel: (0354) 415 2020
      0533 346 8889

 

Bu sayfa 2700 defa görüntülenmiştir.

Konya İzlenimleri23 Şubat 2017

Sorgun Güldestesi


ANKET

Yerel Seçimlerde Partiyemi? Adayamı? Oy Vermeyi Düşünüyorsunuz?




Tüm Anketler

SILAM OFSET


Önce TÜRKÇE!


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: ŞAHİN DİZAYN